Görüş ve Düşünce "ABD'nin Doğu Akdeniz'deki varlığı İran'ı çerçeveleme politikasının bir parçasıdır"



ID:65302
Yayınlanma:
26 Eki 20

"Avrupa'daki bütün devletler Türkiye'ye cephe almaz. Türkiye’nin Akdeniz'deki devletlerle ilişkileri iyidir, dolayısıyla bölgede hiçbir güç Türkiye'yi karşısında alarak müşterek hareket etme yönünde daha ciddi bir yaptırıma gidemez. Kaldı ki Avrupa Birliği yargı kamu değildir ki böyle yaptırım tehditleriyle şantaj yapsın. Avrupa Birliği büründüğü siyaset tamamıyla çakal siyasetidir. Yani bu düzlemde ortaya koyduğu Batı zihniyetidir"

Mehr Haber Ajansı'na konuşan Prof. Dr. Emete Gözügüzelli, "ABD'nin Doğu Akdeniz'deki varlığı Rusya'ya karşı bir alternatif oluşturma ve İran'ı belki de çerçeveleme politikasının bir parçasıdır" dedi.

2000 yılından beri Doğu Akdeniz'de zengin doğalgaz kaynaklarının yer aldığına ilişkin bilimsel öngörülerin ortaya çıkmasıyla birlikte Türkiye ile Avrupa özellikle Yunanistan arasında gerginliğe sebep oldu. 

Güney Kıbrıs, 2002'den itibaren Mısır başta olmak üzere Lübnan, Suriye ve hatta İsrail rejimi ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları yapmaya başladı.

Bazı uzmanlara göre, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmesinin ardından Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın Türkiye’ye karşı bir ittifak inşa ettiği görülüyor. Bu ittifak İsrail, Mısır, BAE, Fransa ve ABD gibi aktörler karşısında Türkiye’yi yalnızlaştırmayı öngörüyor. 

Mehr Haber Ajansı Doğu Akdeniz'deki son gelişmelerle ilgili Prof. Dr. Emete Gözügüzelli ile bir röportaj gerçekleştirdi. 

Aşağıdaki yazıda bu röportajı okuyabilirsiniz: 

1- Bildiğiniz üzere Doğu Akdeniz’de hidrokarbon rezervlerinin keşfedilmesinin ardından Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Türkiye’ye karşı bir ittifak inşa etti. Bu ittifak İsrail rejimi, Mısır, BAE, Fransa ve ABD gibi aktörler karşısında Türkiye’yi yalnızlaştırmayı öngörüyor. Sizce Türkiye’nin Libya’yla yaptığı anlaşma bu İttifak karşısında yeterli mi yoksa başka hamleler de yapması lazım?

Türkiye'yi bölgede yalnızlaştırma çabaları yeni bir olgu değil, Türkiye Cumhuriyeti bunlara geçmişte de şahit olmuştu. Fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti köklü bir devlettir, binlerce yıllık kökü var, dolayısıyla bu yapılan çabalar sadece bu devletlerin art niyetlerini gösterir, uluslararası ilişkilerde devletler arasında münasebetlerde iyi niyet ilkesi çok önemlidir. İyi niyet ilkesi temelinde iyi komşuluk ilişkileri ve uluslararası iş birliği fevkalâde önemlidir. Şimdi bu atılan adımlar Türkiye'ye karşı bölgeden çıkarma ve Akdeniz'den çıkarma yönündeki gayretler beyhudedir, boşa çabadır. Türkiye daha onlar bu coğrafyada yokken bu coğrafyanın ev sahiplerindendir. Dolayısıyla bu yalnızlaştırma çabası Türkiye için bir anlamı yoktur, çünkü Türkiye dediğini yapar noktada mevcut haklarını koruyor ve bunu ulusalararası haklarından kaynaklı bir şekilde icra ediyor. Türkiye'nin Libya'yla anlaşma yapması yeterli mi? Tabii ki, bu uluslararası bir anlaşmadır. Fakat Türkiye'nin sadece Libya ile komşu değil Mısır'la da karşıt komşusudur. Türkiye Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile de kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması yapmıştır, tabii Mısır'la da yarın öbür bugün böyle bir anlaşma yapılabilir diye inanıyorum. Mısır'la tarihi ilişkilerimiz ve bir ortak geçmişimiz var. İhtilaflarımızın her konuda anlaşmayı bekleyemeyiz. Mısır'la ihtilaflarımız olmuş olsa bile uyum sağlayabileceğimiz uzlaşı meselelerden biri deniz sınırı belirleme meselesidir. 

2- Yunanistan ve Türkiye’nin tezlerini hukuki veya siyasi boyutuyla değerlendirebilir misiniz? Ankara Atina’nın tezlerini boşa çıkarabilir mi?

Yunanistan'ın tezleri tamamen maksimalist içerikte tezlerdir. Yani Yunanistan uluslararası hukukta deniz sınırı konusunda gereken anlaşma prensibini yok saymaktadır ve dayattığı bir maksimalist haritayla haktan hukuktan bahsetmektedir. Fakat bunun hiçbir hukuki bağlayıcılığı yoktur. Deniz hukuk konusu sözleşmesinin 74 ve 83’üncü maddelerine göre devletlerin anlaşma yoluyla hakça sonuç öngörecek anlaşma yapması beklenir. Dolayısıyla Yunanistan bu anlaşmalar olmadan Türkiye'nin haklarını yok sayarak haydutluk stratejisinde adeta uluslararası hukuku yok sayan, kötü niyete dayanan provokasyon nitelikli hakları kötüye kullanma yönünde bir gayret içerisindedir. Türkiye tabii ki bunların karşısında iyi niyetle diyalogdan yapıcı ve provokasyondan uzak duracak şekilde süreci ilerletme duruşu içerisindedir. Hukuki olarak bu boyutların ihtilaf alanlarını izah etmek fevkalâde fazladır zira bu meseleler sadece deniz yetki alanlarında deniz sınırlandırmasına dair değildir; Burada adalara verilecek kara suları hakkının ne kadar olacağı ayrı bir meseledir. Türkiye'nin ana kara iki devlet arasındaki deniz sınırlandırması hattı ayrı bir meseledir. Arama kurtarma koordinatları üzeri ihtilaf ayrı bir meseledir, uçuş bölgesi sistemi fır hattı üzerine ihtilaf ayrı bir meseledir. Yunanistan'ın içinde yaşayan Türk azınlığa uyguladığı ulusal hukuka aykırı ve ibadet haklarına aykırı muameleler ayrı bir meseledir. Dolayısıyla bu konularda Türkiye Yunanistan'ın tahrik edeceği hukuku yok sayan tutumuna adeta sabır küpü gibi davranarak tevazu gösteren bir duruştadır, fakat bu duruş mevcut haklarının gasp edilmesine müsade edeceği anlamında değildir. İlaveten bu meselelerden bir tanesi de adaların silahlandırılması meselesidir ki bu da Paris anlaşmasında Lozan'a aykırı olan bir tutumdur. Bu nedenle tezleri boşa çıkar.

3- Bölgede aktif olan bir diğer aktörün de Fransa olduğu görülüyor. Sizce bölgede ABD ile Fransa arasında bir ittifak söz konusu mu?

Şimdi Fransa ve Amerika arasındaki ittifak bölgede örtüşüyor mu? Doğu Akdeniz'de bizzat Kıbrıs veya Libya çevresinde örtüştüğünü çok fazla söyleyemeyiz. Çünkü Fransa adeta belli bir kolonyal tarih bilincini yeniden bölgede canlandırma gayreti içerisindedir. Amerika’nin Akdeniz'deki varlığı hem bu coğrafyada var olduğunu gösterme gayreti ipleri Avrupa'nın ya da Fransa'nın eline verme gibi bir tutumu yok, hem de Rusya'ya karşı bir alternatif oluşturma ve İran'ı belki de çerçeveleme politikasının bir parçasıdır. Dolayısıyla müşterek bir ittifa içerisinde bulunduklarını ifade edebilmemiz için bunu her bölgedeki meseleler bazında değerlendirmemiz lazım. Kıbrıs meselesi bazında Amerika ağırlığını hissettirecek şekilde Güney Kıbrıs'la ilişkilerini derinleştirme yoluna gitmiştir. Fransa'nın Güney Kıbrıs'la ilişkilerini geliştirme ve Kıbrıs üzerinde etkisini arttırma çabası vardır, fakat Amerika'nın ağırlığı şu anki konjonktürde daha fazla görülmektedir.

4- Türkiye ile Yunanistan arasında müzakere çabaları da sürüyor. Söz konusu görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Türkiye'yle Yunanistan arasında müzakere çabaları tabii ki istikşafi görüşmelerden Yunanistan'a ayrıldığını ve şartlı bir şekilde ئasaya döneceğini bahsetmiştir. Bu görüşmelerde iyi niyet ilkesi Yunanistan tarafından izlenmiyor. Müzakereler zemininde sorunun çözümlenmesini Yunanistan istemiyor, çünkü Yunanistan'ın politikasında anlaşma değil doğrudan meseleyi uluslararası mahkemeye götürmektir. Bu yönde Türkiye'nin sorunlarının neler olduğunun karşılıklı tanımlanmadan herhangi bir adım atılamayacağı yönündeki duruşu çok olumludur ve olması gerekendir, çünkü uluslarsı kimi önüne bile gidildiğinde hangi konularda ihtilaf yaşıyorsunuz bunu müşterek olarak ortaya koymanız ve müşterek olarak da hangi hukuki zemine soru aradığınızın ortaya konması gerekir. Dolayısıyla burada söz konusu görüşmeler tamamıyla Türkiye'nin yapıcı tutumu sayesinde bir noktaya kadar yani 2002’den 2016’ya kadar ilerlemiştir. Sonraki süreçte Yunanistan adeta uluslararası hukuktan sapan, iyi komşuluk ilişkilerini unutan şekilde hakların kötüye kullanımı ve uluslararası hukukun ve deniz hukuku sözleşmesinin doğasına aykırı bir şekilde hareket etmektedir.

5- AB tarafından Türkiye’ye karşı yaptırım uygulanacağı gündemde. AB’nin yaptırım uyguladığı taktirde Ankara’nın karşılığı ne olacak?

Bu yaptırım meselesi Türkiye için güç değildir, Türkiye'nin engelleyici bir güç de alamaz, çünkü Avrupa her açıdan Türkiye’ye bağımlıdır, deniz ticareti, enerji güvenliği, deniz ulaşımı ve coğrafyadan geçirilecek boru hatlarında prensip olarak onay vermesine kadar pek çok konuda avrupa Türkiye'ye bağlıdır. Avrupa'daki bütün devletler Türkiye'ye cephe almaz. Türkiye’nin Akdeniz'deki devletlerle ilişkileri iyidir, dolayısıyla bölgede hiçbir güç Türkiye'yi karşısında alarak müşterek hareket etme yönünde daha ciddi bir yaptırıma gidemez. Kaldı ki Avrupa Birliği yargı kamu değildir ki böyle yaptırım tehditleriyle şantaj yapsın. Avrupa Birliği büründüğü siyaset tamamıyla çakal siyasetidir. Yani bu düzlemde ortaya koyduğu Batı zihniyetidir. Dolayısıyla Türkiye böyle oyunlara gelmez. Türkiye her şeyin farkındadır. Ankara'nın karşılığı misliyle olur. Bu misliyle olma hikayesi hitrokarbon faaliyetlerini, enerji faaliyetlerini yürütmesinden, Avrupa'yla ilişkilerinin geçirilmesine kadar çok boyutlu olabilir, çünkü sayın Erdoğan bu konuda sürecin başından beri dik duruş sergileyerek mevcut hatlardaki kararlılığı ortaya koyar bir durumda iyi komşuluk ilişkilerine önem vermektedir. Bu bağlamda İran'la ilişkiler geliştirdiği için Batı dünyası tarafından cezalandırılmak dahi istenmiştir. Sayın Erdoğan yapması gerekenin olması gerekeni devlet aklı ve iradesiyle ortaya koyan bir kişidir. Dolayısıyla biz komşularımızla var olan ilişkilerimizde ve yapacağımız ihtilaflarımızdaki sorunları çözümlemede ortaya koyacağı prensipte. Türk Devleti kararlı bir şekilde oldu bittiye müsaade etmeyeceğini zaten göstermektedir.Mehr