Alıntı Yazılar Birleşmiş Milletler ile Türkiye’nin 75 yıllık ilişkisi ve geleceği / Erdoğan İşcan



ID:66598
Yayınlanma:
17 Kas 20

Türkiye, uluslararası alanda kazanımlarını geriye döndürecek adımlardan kaçınmalıdır; iç siyasi istikrarın ve uluslararası saygın konumun ekonomik alana olumlu yansımalarını, ya da tersi durumu tahmin etmek güç olmasa gerek

Türkiye’nin de 1945’ten bu yana kurucu üyeleri arasında yer aldığı ve bugüne kadar sahip çıktığı Birleşmiş Milletler (BM) sisteminin hedeflerini önceki yazımızda kısaca tanımlamaya çalıştık. BM mükemmel mi? Hayır. Reform ihtiyacı var mı? Evet. Reform çalışmalarının sonuç vermesi beklenir mi? Kısa sürede olmasa da uzun dönemde aşamalı olarak evet. Türkiye’nin de dahil olduğu çoğunluğun reform talebi, BM sisteminde ağırlıklı etkiye sahip BM Güvenlik Konseyi beş daimi üyesi üzerinde etki yaratır mı? Çoğunluk baskısının tutarlı olmasına bağlı olarak evet.

Buna karşılık, reform ihtiyacı ve çalışmaları devam ederken, bardağın dolu tarafını dikkate alarak, BM sisteminin uluslararası barış ve güvenlik için yadsınamayacak rolünü, insan hakları ve insani konularda önemli katkılarını, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik çalışmalarını göz ardı edemeyiz. BM’nin yeterli olamadığı düşünülüyorsa, BM’nin hükümetler arası bir kuruluş olduğu, Genel Sekreter’in başında olduğu BM’nin uygulama yeteneklerinin, üye devletler tarafından alınan (ya da alınamayan) kararlar ve bunların uygulanması için yine üye devletlerin sağladığı (ya da yeterince sağlamadığı) katkılar ile belirlendiği hatırlanmalıdır.

BM sistemi bugün için küresel düzeyde tek çok taraflı diyalog forumudur. Kurallara dayalı bir sistem öngörür. Bu yönde önemli mesafe kaydetmiştir. Öte yandan, günümüzde, önlenemeyen çatışmaların yol açtığı göçmen ve mülteci meselesi, terörizme yönelen radikalizasyon, tırmanan terörizm tehdidi ve yükselen otoriter eğilimli popülizmin çok taraflı sistemi aşındırmaya devam eden yıkıcı yaklaşımı, küresel diyalog forumunun etkisini, giderek varlığını tehdit etme boyutuna yaklaşmıştır. Bu tehlikeli gidişin durdurulması, uluslararası toplumun ortak sorumluluğudur.

Türkiye başından beri sistemin önemli bir unsuru olmuştur. BM sisteminin her boyutunda etkin rol oynamıştır. Çok taraflı diyalog zemininde kurallara dayalı küresel sistemin güçlenmesi hedefini benimseyen bir yaklaşım izlemiştir. 2009-2010 döneminde BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği yapmıştır. Günümüzde 193 BM üyesi devlet içinde en yüksek sayıda mülteciyi barındıran ülkedir. 2013 yılında, kapsamlı insani yardım ve kalkınma yardımı yapan ülke konumuna ek olarak, uluslararası barış ve güvenliğe daha güçlü katkıda bulunma amacıyla, BM bütçesine yıllık katkısını gönüllü olarak kapsamlı şekilde artırmıştır. Bu gelişme, BM bütçesine yüzde 1’in üstünde katkıda bulunan üye devletlerin katıldığı, BM’nin bir danışma meclisi niteliği taşıyan Cenevre Grubu’na üye olmasına yol açmıştır. Böylece, uluslararası alanda yönlendirici etkisi güçlenmiş, prestiji yükselmiş, buna karşılık sorumlulukları da artmıştır.

Türkiye, uluslararası alanda kazanımlarını geriye döndürecek adımlardan kaçınmalıdır. Bu, hem iç siyasi istikrarı, hem uluslararası konumu bakımından önemlidir. İç siyasi istikrarın ve uluslararası saygın konumun ekonomik alana olumlu yansımalarını, ya da tersi durumu tahmin etmek güç olmasa gerek. Bu anlayışla, BM’nin reform ihtiyacını aynı yaklaşımı paylaşan devletler ile birlikte tutarlı ve gerçekçi biçimde dile getirirken, çok taraflılık ve kurallara dayalı uluslararası sistemin halen tek güvencesi durumunda olan BM sistemine sahip çıkma konusunda öncü rol oynamalıdır. Geçmişte bunu yapabilecek yeteneklere sahip olduğunu göstermiştir. Doğallıkla, geliştirilmesine katkıda bulunduğu ve uygulama yükümlülüğü üstlendiği normların ulusal düzeyde tutarlılıkla uygulanması da, hedeflenecek uluslararası rolün güvencesi olacaktır.

Bu dizinin izleyen son yazısında, Avrupa Konseyi ile işbirliğinin Türkiye için önemini ele alacağız.

Erdoğan İşcan/T24