Görüş ve Düşünce Aşıda patent: İnsanlık suçu



ID:66679
Yayınlanma:
18 Kas 20

COVID-19 aşısına dair olumlu haberler, küresel ölçekte umutlarımızı tazelese de, ulaşılabilirliğindeki eşitsizlikleri hissetmek gecikmedi. Misal eksi 70 derecede muhafazası, buna uygun uçak ve kara taşıt transportu için olanaklar birçok ülkede yok. Afrika başta olmak üzere cümle yoksul ülkelerde buna bir de işin finans kısmı ekleniyor. ABD ve Avrupa Birliği üye devletleri başta olmak üzere, ekonomisi gelişkin ülkeler daha aşılar piyasaya sürülmeden toplu alımlar yaptılar bile. Sonra bekle ki görece yoksul ülkelere sıra gelsin. O da kaynak yaratabilirlerse...

Ulaşılabilirlik önünde aşılması hem kolay hem de bir o kadar zor olan başlık: Patent yasası.

Mevcut hukuk normlarına göre patent, bir buluşun piyasa değerini korumak için verilen yasal bir koruma. İlaç bağlamında diğer sektörlerden farkını İFAD (Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği) şöyle açıklıyor: “İlaç sektöründe patent hakkı, molekülün keşfedilmesinden itibaren 20 yıllık bir koruma sağlar. Ancak, ilaç şirketlerinin, patentli bir molekülü, piyasaya sürülebilir bir ilaca dönüştürmelerinin yaklaşık 12-15 yıl sürdüğü dikkate alındığında, patent korumasından aktif olarak yararlanılan süre 5-8 yıla düşer.”

İşte bu yüzden ilaç üreticileri patentli ürünleri kimi zaman çok fahiş fiyatlarla piyasaya sürüyor. Üstelik bu tekelci tutum patent koruması bitip de diğer firmalar üretime geçinceye kadar devam eder.    

Soru şu: Yoksulsanız hastalık 20 yıl bekler mi? Bu soru en çok da AIDS ilaçları ve Sahra Altı Afrika ülkeleri bağlamında konuşuldu daha önce.

Tartışma DTÖ’ye (Dünya Ticaret Örgütü) üye ülkelerde etkin patent koruması sağlanmasına yönelik TRIPS (Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması) imza sürecinde yaşanmıştı. Özellikle AIDS yaygın ülkeler bu anlaşmayı imzalamadılar. İmzaya açılan uluslararası anlaşma kabul edildiğinde hastalıktan kırılan bu ülkelerde ucuz ilaç üretimi veya ithalatı ilgili ilaç firmasından onay olmadıkça 20 yıl mümkün olamayacaktı.

Uluslararası TRIPS anlaşması diğer uluslararası sözleşmeler ile çelişmekteydi üstelik. Misal, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 12. maddesi imzacı devletleri “Yurttaşlarını en yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal sağlık standardı sağlama, salgın hastalık önlenmesi, tedavisi ve kontrolü” konusunda görev tanımlamakta.

Aynen AIDS ilaçlarında olduğu üzere COVID-19 aşısı da TRIPS patent anlaşmasını yeniden tartışılır kılacaktır muhtemelen.  

Mobilya ile ilacın, buzdolabı ile aşının aynı uluslararası patent sözleşmesinde (TRIPS) ele alınması piyasacı, sağlığı metalaştıran sistemin dayatması.

Üstelik hiçbir ülke, hiçbir insan tek başına sağlıklı olamaz. Diyelim ki parası olan ülke ve bireyler kovid aşısına kavuştu. Ama bu onları sağlıklı kılamayacaktır diğer insanlar, ülkeler COVID-19’dan kırılırken. Nasıl mı? Burada ilaçla tedavisi henüz bulunamamış ama aşı ile önlenebilir kızamığa göz atmakta yarar var.

Geçen ay WHO (Dünya Sağlık Örgütü) yeterince aşı yapılamaması nedeniyle kızamığın yayıldığını açıkladı. Öyle ki, COVID-19 pandemisine denk gelen geçen yıl 207 bin insan kızamık yüzünden yaşamını yitirdi. Böylece 2016’dan bu yana kızamıktan ölenlerin sayısı yaklaşık iki kat artmış oldu. WHO, pandemi sürecinde “94 milyon insanın koronavirüs krizi yüzünden kızamık aşısı olamadığını” açıkladı.

Buradan hareketle diyebiliriz ki dünyanın bir kısmının aşı ile COVID-19’dan korunması, geri kalanın misal kızamık salgınları ile kendilerinin de yüzleşmesine yol açacaktır.

“COVID-19 aşı ve ilaç teknolojileri için fikri mülkiyet hakkının kaldırılması” insan kalabilmenin ön koşulu.

Tüm dünya bunun farkında. Aşının ve ilacın patenti olmamalı. İlaç ve aşı tekellerinin sağlığımızı rehin almalarına dur diyebilmenin zamanı geldi.

COVID-19 aşı patent dayatması pandemi sürecinde bir insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında ise zaman aşımı olmaz.

Sağlıcakla kalın.

 

Zeki Gül/Evrensel