Fikir ve Analiz Devlet Bahçeli-Alaattin Çakıcı paslaşmasında başka hesaplar olmasın? İnce işler bunlar...



ID:66831
Yayınlanma:
20 Kas 20

Bugün de Biden’ı destekleyen Bush ekibi, 2002 yılı başında, Irak’ın işgaline ve Kıbrıs’ın satışına karşı çıkan Başbakan Ecevit'i devirme kararı aldı.

Bu operasyonu yönetmek için ABD Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarının kilit kadrolarını (Paul Wolfowitz* koordinasyonunda) Türkiye'ye yolladı.

Bu ekip, Ankara ve İstanbul'da yığınak yaparak işbirlikçi büyük sermaye ile büyük çıkar gruplarını harekete geçirdi.

Aynı yılın ortalarında, ABD tarafından, Ecevit hükümetine icra memuru/bakanı olarak gönderilen Kemal Derviş, izinsiz gittiği Amerika’da 12 gün boyunca kayboldu. (Derviş, öncesinde de dünyanın en üst düzey Bilderberg Grubu üyelerinin davet edildiği 31 Ocak 2002'de New York'ta toplanan Dünya Ekonomi Forumu'na -Davos Toplantısı- TESEV Direktörü emekli Büyükelçi Özdem Sanberk ile birlikte katılmıştı. Ecevit hükümetini devirme operasyonu bu toplantıda planlandı.)

Kurulan tuzağın farkına varan Ecevit, “Kendi bakanımdan haber alamıyorum” diye açıkça demeç veriyordu.

(Usta Gazeteci Mehmet Çetingüleç ‘Ecevit’in Anıları: 12 Yıl Saklı Tutulan Veda Sohbetleri’ isimli kitabında, Bülent Ecevit’in Derviş için sarf ettiği “O, şeytani hesaplar içerisindeydi” ve “Hayatımdaki tek pişmanlık” sözleri aslında çok şeyi anlatıyor. Çetingüleç röportajında soruyor: Oysa hükümetin daha 1.5 yıl süresi vardı..?.

B. Ecevit: -Tabii. Her türlü ekonomik tedbir alınmıştı. Bu süre kullanılsa üç parti de barajın üstünde kalabilir ve siyasi tablo çok farklı şekillenebilirdi. Emekli bir büyükelçiden duymuştum: Biri bize istemediğimiz bir şey söylerse ona bağırıp çağırırız. Amerikalı ve Avrupalılara istemedikleri bir şey söylerseniz size hiç tepki vermezler. Sadece eve giderken arabanızın tekeri yerinden fırlar!)

Derviş, ABD’deki esrarengiz ziyaretinden dönüyor ve ‘erken seçim’ diyordu.

Oysa ekonomik kriz yaşanıyor, seçime de 1.5 yıl müddet vardı.

Fakat bu sırada beklenmedik bir şey oluyordu.

Hükümetin ikinci ortağı Devlet Bahçeli adeta intihar ederek, 3 Kasım 2002 seçim tarihini açıklıyordu.

Bahçeli, partisinden tek bir kişinin bile haberi olmadan 7 Temmuz 2002'de Bursa'nın Keles ilçesinde yapılan 11. Kocayayla Türkmen Kurultayı'nda seçim tarihini ilan etti:

“Madem Türkiye'de bir siyasi belirsizlik var. Her türlü ekonomik programın başarıyla uygulanmasını engelleyen faktör bu olarak görülüyor. Gelin siyasi belirsizlikten neyi kastediyorsanız ki, kastettiğiniz 57. Cumhuriyet hükümetinin bozulmasıdır. O zaman bu amaçlarınızı millet iradesine dayalı olarak yapmaya cesaret edin. 1 Eylül'de TBMM'yi toplantıya çağıralım. 3 Eylül'de erken seçim kararı alalım. Geçmiş dönemde olduğu gibi 60 günlük bir seçim takvimi içerisinde seçim yapalım ve seçim tarihini 3 Kasım olarak belirleyelim.”

Partisinden kimseye danışmadan bu açıklamayı yapıyordu.

Oysa seçimi isteyen asıl adres, Irak’ın işgaline karşı çıkan Ecevit hükümetini devirmek isteyen ABD’deki Bush hükümeti idi.

Bu olay bile, pek çok şeyi ta o zamandan açıklıyor.

ABD, Bülent Ecevit’in gitmesine karar vermişti ve bu kararın uygulanmasında iki önemli aktör baş rolü oynamıştı: Kemal Derviş ve Devlet Bahçeli.

Merhum Mesut Yılmaz da bazı girişimlerde bulunmuştu ama asla Ecevit’i sırtından bıçaklayan olmamıştı.

Bahçeli siyasetteki ana figür olarak 3 Kasım 2002 seçimlerini ilan eden isim olmuştu.

Bireysel seçim kararıyla kendi partisini baraj altında bırakırken, (oluşumunda ABD rolü büyük olan) AKP’nin 18 yıllık iktidarının da önünü açmıştı.

ASKIDA EKMEK VE ÇAKICI OLAYI

Geliyoruz bugüne...

Parlamenter sistemde Bahçeli, AKP ve Tayyip Erdoğan’ın şiddetli bir muhalifiyken, başkanlık sistemine geçildiğinde kıvrak bir manevrayla iktidar ortağı haline geldi.

İlk bakışta garipsenen bu durum, Türk siyaseti için olağandı.

AKP’nin yeni sistemde yüzde 50’yi bulmak için, MHP’nin de devlette varlığını sürdürebilmek için bu ortaklığa ihtiyacı vardı.

Bu süreçte ilginç gelişmeler yaşanıyordu.

Bahçeli durduk yerde Susurluk sürecinde çok ünlenen Alaattin Çakıcı’yı hapiste ziyaret ediyor ve onu çıkarmak için girişimde bulunuyordu.

Halbuki Çakıcı hapisteyken, hem Bahçeli’ye (ajan suçlaması da yapmıştı), hem de Erdoğan’a hakaret içerikli sert mektuplar yollamıştı.

Ne olmuştu da, bir anda bu olanlar unutulmuş ve Çakıcı’nın dışarı çıkması istenmişti.

Bunu bilemiyoruz.

Bildiğimiz şu ki, Çakıcı çıktıktan sonra önce, Devlet Bahçeli ile bir araya gelmiş, ardından Mehmet Ağar, Korkut Eken, Engin Alan gibi eski arkadaşlarıyla buluşmuş, devamında da CHP Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan ile birlikte pozlar vermişti.

Bunların da içeriğini bilemiyoruz.

Ancak bildiğimiz bir şey var.

O da ABD’nin yeni seçilen NEOCON Başkanı Joe Biden’ın adaylık sürecinde 19 Ocak 2020’de New York Times editörleriyle yaptığı toplantıdaki ilginç fadeleri:

“Yapmamız gerektiğini düşündüğüm şey şu ki, şu an ona [Cumhurbaşkanı Erdoğan] çok farklı bir yaklaşım benimseyerek muhalefet liderliğini desteklediğimizi açıkça ortaya koymak… Onlarla, benim daha evvel yaptığım gibi, daha doğrudan bir etkileşimde bulunursak, Türk liderliğinin hâlâ mevcut olan unsurlarını destekleyebileceğimiz ve onlardan daha fazla yararlanabileceğimiz ve Erdoğan’a kafa tutmak ve onu alt etmek için onları cesaretlendirebileceğimiz görüşündeyim hâlâ. Bir darbeyle değil, bir darbeyle değil; seçim süreciyle.”

Dikkatle okursanız, Biden sadece muhalefeti desteklemekten söz etmiyor. “Türk liderliğinin hala mevcut olan unsurlarını destekleyebileceğimiz ve onlardan daha fazla yararlanabileceğimiz ve Erdoğan’a kafa tutmak ve onu alt etmek için onları cesaretlendirebileceğimiz görüşündeyim” diyor.

Peki, kim bu unsurlar?

Ancak tahminde bulunabiliyoruz tabii.

Buradan bambaşka bir konuya atlayalım.

Ekim ayı ortalarında ekonomi giderek kötüye giderken ve Hazine Bakanı Berat Albayrak ağır eleştirilere uğrarken, MHP’den ilginç bir kampanya geldi.

Ankara’da parti teşkilatınca “Askıda Ekmek” kampanyası başlatıldı.

Bu olay, muhalefet tarafından adeta gollük muz orta gibi kullanıldı ve skora etki etti.

Dediler ki; “Yav arkadaş bu işte yaşanan yoksulluğun iktidar cephesi tarafından açık itirafıdır. Demek ki insanlar bir ekmeğe bile muhtaç hale gelmiş ve MHP de bunu kabul ediyor”.

Bunun devamında ne oldu?

Dolar ve Avro fırladı, borsa düştü.

Merkez Bankası rezervleri tükendi, başkanı görevden alındı, Berat Albayrak istifa etti.

Damadın istifası, hem içeride ekonomiye yeni bir nefes, hem de dışarıya mesaj (Albayrak’ın Trump’ın damadı Kushner ile sürekli iletişim halinde olması) bakımından zamanlaması şaşırtmayan bir gelişme olarak kayda geçti.

2001’i anımsatmıyor mu?

Ekonominiz bu kadar kırılgan ve uygulanan politikalar bu kadar hatalı olunca bu kaçınılmaz tabii.

Gelelim Çakıcı’nın son çıkışına.

Partisince ve daha pek çok kesimce “Etkisiz, zayıf ve Atatürkçülükten uzak bulunmakla” suçlanan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yazdığı hakaret mektubuyla gündeme gelen Çakıcı, bunu ikinci mektupla da sürdürdü.

Herkes tepki gösterdi.

Bir organize suç liderinin bir siyasi parti başkanını “Bakla kazığına oturtmakla” tehdit etmesi kabul edilebilir bir şey değildi.

AKP ve Erdoğan buna sessiz kaldı, savcılar duraksadı.

İşin ilginci Bahçeli sessiz kalmadı ve Çakıcı’ya sahip çıktı, “Dava Arkadaşımdır” dedi.

Kimileri Kılıçdaroğlu’nu yine tepkisiz kalmakla eleştirse de, geniş bir çoğunluk, bir biçimde “mağdur” olduğu gerekçesiyle sahiplendi.

Parti içi muhalefet de elbette arka çıkmak durumunda kaldı.

Hatta Muharrem İnce bile.

Yani biraz sağduyusu olan, demokrasi ve hukuka inanan kim olursa olsun sahip çıkardı.

Ben de şahsen, hukuksuzluğun ayyuka çıktığı böyle bir duruma isyan edenlerdenim.

MHP’den ihraç edilen Cemal Enginyurt bile, “Seversiniz sevmezsiniz, bir siyasi parti başkanının bu şekilde tehdit edilmesi kabul edilemez” dedi.

Yani neticede bu olay, AKP ve MHP’den çok CHP’ye yaramış oldu.

Peki kritik soru geliyor...

Askıda ekmek gibi bu mektup işinin de muhalefete yarayacağını düşünemeyecek kadar öngörüsüz mü birileri?

Yoksa bana her şey 2002’yi mi anımsatıyor?

*Paul Wolfowitz: Batı kapitalizminin kalbi uluslararası tröstlerin örgütü olan CFR (Dış İlişkiler Konseyi), TC (Trilateral Commission - Üçlü Komisyon) ve BG (Bilderberg Grubu) üyesi. Bush yönetiminde bu üç örgütün hepsine mensup tek kişi. Bush dönemi Savunma Bakanı Dick Cheney'in yardımcısı; Irak saldırısını planlayan NEOCON’ların ileri gelenlerinden, Eski Endonezya Büyükelçisi, John Hopkins Üniversitesi Uluslararası İleri Araştırmalar Profesörü.

Hüseyin Vodinalı/Veryansın