Röportaj/Söyleşi Farshid Bagherian: Putin, Azerbaycan'a Onay Verdi, Paşinyan'ı Cezalandırdı. ABD İse İç Sorunlarıyla Boğuşuyor



ID:66994
Yayınlanma:
25 Kas 20

"Biden sanki barışçıl, herkesin elini sıkan, herkesin yardımına koşan, halktan yana, halkın içinden, halkın dilinden konuşan, halk için doğan biriymiş gibi kendini gösteriyor. Hâlbuki Irak kararnamesine imza atan Biden’dir. Bir buçuk milyon insan orada hayatını kaybetti. Ve Amerika’nın birçok karanlık dosyasının altında Biden’in imzası vardır. 46 senedir Amerika’nın derin devletin içindedir. Benim şahsi fikrim ve söylüyorum; Biden Trump’tan bin kez daha tehlikelidir. Ve Biden savaş yaratan, savaş yöneten ve savaş isteyen bir başkan olarak görüyorum."

2020 Yılı itibariyle dünya kamuoyu tarihe geçecek olaylara, gelişmelere tanıklık etti. Özelikle 11 yıllık “Arap Baharı”ndan bakiye kalan ve özelikle Ortadoğu’da asırlar geçse de unutulmayacak, her çağın ders kitaplarında anlatılacak olan kanlı bir yıkım olarak yerini alacaktır. Küresel güçlerin hegemonyası kabilinde tasarlanan BOP, bölgeye demokrasiden ziyade yeni işgal alanlarını açtı. Ortadoğu’da durum bu şekilde sürerken, Kafkaslarda da bir anda yıllardır birken bir öfke patlaması yaşandı ve Azerbaycan ile Ermenistan dağlık Karabağ’da bir çatışmaya girdi. Dünya kamuoyu bu gelişmeleri izlerken, ABD’de tarihinin en tartışmalı başkanlık seçimleri gerçekleştirildi. Sandıkta Joe Biden çıkmış olsa da, Trump yaptığı açıklamalarla koltuğu kolay kolay bırakmayacağı yönünde açıklamalarda bulunuyor. Bir diğer önemli konu ise 2021’de İran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri… bu farklı başlıklar birbirinden ayrıymış gibi görünse de, aslında çok yakın ilişkiler içinde olduğu bir gerçektir. Bütün bu konuları İran Tahran Azad Üniversitesi Siyaset Bilimcisi Akademisyen Farshid Bagherian ile Konuştuk.

Ermenistan’ın İşgali altında bulunan Dağlık Karabağ toprakları nedeniyle Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan gerilim bir anda çatışmalara dönüştü. Azerbaycan topraklarının bir kısmını geri aldı, ancak Karabağ’ı tamamen Özgürleştiremedi. Rusya tarafından sağlanan ateşkesle şimdilik gerilim durmuş gibi. Yaşanan bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ermenistan-Azerbaycan arasında geçmişten günümüze yaşanan gerilimde İran komşu bir ülke olarak fazla ilgi göstermedi, çünkü İran’ın bir çekincesi vardı; İsrail… Aynı zamanda bölge ülkeleri de ilgi göstermedi. Oluşan boşluğu bölge dışındaki ülkeler doldurdu ve Minsk grubu kuruldu. ABD ve Fransa Minsk grubunu kendi çıkarları doğrultusunda oluşturdu. Ben tarihçi değil, siyasetçiyim ve dolayısıyla bir siyasetçi olarak olaylara bakıyorum. SSCB dağıldıktan sonra bölgede yeni devletler oluştu. Bu devletlere milletler/ırklar kendi adıyla tanıdılar. Bunlardan biri de Azerbaycan idi. İşgal altındaki Karabağ Azerbaycan elindeydi,  bazı ülkeler tanıdı, bazı ülkeler de tanımadı. Mesela Ermenistan hala Türkiye topraklarını tanımıyor. Buna benzer Azerbaycan için de geçerli… Uluslar arası camia tarafından bir yerde resmiyet kazanmıyorsa, demek ki resmi değildir. Ermenistan bile burayı tanımadı. Dolayısıyla Karabağ her zaman bir sorun olarak önümüzde durdu. Son yaşanan gerilim ve çatışmalar da bunun bir yansımasıydı. Asıl burada bizim mutluluğumuz şu; süren bir gerilim vardı, burada haklı savaş var, kontrolden çıkıp başka ülkeler de dâhil olabilirdi. Ancak bu olmadı. Asıl bu savaşın müsebbibi Rusya’dır.  Yani 28 yıl önce işgal altındaki topraklardaki katliamlar Rusya tarafından öngörüldü. Şimdi savaşın bitmesi veya durdurulması da Rusya’nın elinde. Geleceği de yine Rusların kararına bağlı olduğunu düşünüyorum.

Azerbaycan 28 yılda sesini duyamaya çalıştı. Burada kendi ülkesinin gelişmesi açısında çok farklı yöntemler kullandı. Hata Azerbaycan sonuç itibariyle laik bir yönetimdir. Ancak din konusunda, özgürlük konusunda müsamahalar göstermiştir. Çünkü özgür bir ülke, barıştan yana bir ülke olduğunu göstermeye çalıştı. Fakat son zamanlarda yaşananlara dikkat edin, Azerbaycan farklı bir elbiseye büründü, ben bunu tehlikeli buluyorum. Bu kadar savaşçıl bir yaklaşım olmaması gerekir. Sonuç itibariyle haklı savaştı, özgürlük savaşıdır ve davasında haklıdır, ancak her şeyi askeri yöntemle halletmeye görünme çabası, bu kadar savaşçıl yaklaşımı içinde olmaması gerekirdi. Sonuç itibariyle bu haklı bir savaştır, özgürlük savaşıdır. Şuanda ülkenin bu durumda askeri bir çabası tartışmaların akıbetini etkileyebilir. Çünkü halkın iradesinden ziyade etken güçlerin kararıyla böyle bir savaşa girildi. Azerbaycan Putin’den olur onayı almadan bu savaşa girmedi. Sayın Erdoğan da bu konuyu daha önce Putin ile konuştu ve olumlu yanıt almadan bu şekilde dâhil olmadı. Yani Putin’in onayıyla bu operasyon başlatılmış oldu, aksi takdirde böyle bir şey gerçekleşmezdi. Fakat Ruslar Azerbaycan’ın bu kadar hızlı bir şekilde Türkiye ve İsrail’den destek alarak ilerlemesi tahmin etmiyordu. Sonuçta Putin bir şekilde Paşiyan’ı sadece cezalandırmak istiyordu. Fakat bu farklı gelişti. Sonuç olarak Paşinyan devre dışı bırakıldı. Başkan Putin’in isteği oldu, ancak burada Putin başka bir şey kaybetti. Yani Rus silahı, Azerbaycan silah ülkesi değil ama Türkiye, İsrail ve başka ülkelerin silahları karşısında işlevsiz kaldı. Yani Ruslar bu durumca çok puan kaybetti. Çünkü bu savaş devam etseydi şayet,  Ermenistan’ın ordusu çökerdi. Neyse ki ateşkes yürürlüğe girdi, fazla kayıplar yaşanmadı.  Bu savaşın tekrar bu şekilde başlaması ben tahmin etmiyorum. Yani bunun geleceği savaşla bitmiyor. Bu süreç masada bitecek, arada bir küçük çapta sürtüşmeler olacak, bunlar da şahsi hatalarla olarak belirtilecek, ancak barışı zedelemeyecek. 

ABD’deki Trump ile Biden arasındaki hararetli seçim yarışması bir nevi de Karabağ meselesini unuturdu. Onlar seçimlerle uğraşırken bir iktidar boşluğu oluştu ve dolayısıyla Ruslar durumu lehine çevirdi ki Lavrov’un da istediği şekilde Türkiye kontrolünde bu savaşı kazandırdılar. Buradaki barış gücü Türkiye ve Ruslardan oluşturuluyor ve dolayısıyla başka bir aktör giremez. Fakat burada farklı konular var, bundan sonrası… Paşinyan sonrası Rus himayesi altında bir başbakan gelecek, bu başbakan bir şekilde toplumun sesine yanıt vermesi gerekiyor. Yani bu anlaşma niye yapıldı, Paşinyan niye çekildi, savaşı niye kaybettik, çünkü Ermenistan nezdinde bir özgürlük savaşı değil, tam bir savaştı. Bu savaş devam etseydi tamamen siviller hedef alınacaktı. Dolayısıyla biz bu konuda mutluyuz, münakaşa bu şekilde bitmedi ama savaş bitti. Ve diğer kısmı ta bir sonraki başbakana kadar masada bitecek. İnşallah yeni başbakan ile daha barışçıl adımlar atılır.

Amerika seçimleri neticesinde Biden veya Trump fark etmez, Karabağ meselesinden biraz uzakta kalacak. Çünkü Ruslar her şeyi kendi yetkisi altına aldılar. Dolayısıyla bunu bir şekilde karışmak Ruslara karşı gelmek demek olacak.  Dolayısıyla her hangi bir başkan iş başına geldiğinde hiçbir zaman ilişkileri Ruslara karşı çıkmakla mükellef olmaz. Çünkü Amerika şuan iç sorunlarıyla uğraşıyor. Dış politikası eskisi gibi devam edecek. İki sene içinde Amerika Karabağ konusunda el atmayacağını ve normal şartlarla sadece beyanatta bulunacaklardır. Çünkü cumhuriyetçiler ile demokratlar arasında ciddi bir husumet vardır. Bu husumet senatoda kendisini gösterecektir. ABD’nin iç meseleleri ve diğer öncelikleri nedeniyle Karabağ’da görünmeyecek.

Azerbaycan-Ermenistan arasında yaşanan çatışmalarda en çok gündem olan İran tutumuydu. Türkiye medyası özelikle İran’a yönelik bazı iddialar ortaya attı. İran’ın Ermenistan’ın yanında olduğu yönünde ciddi iddialar ileri sürüldü. İddialar konusunda sizin görüşünüz nedir?

Başkan Aliyev bir gün bir ifade kullandı, ben herkesten silah alıyorum, ifadeler içinde İran da vardı, yani İran’dan da silah alıyordu. Tabi beli suçlamalar vardı, “İran Ermenistan’a silah veriyor, bu savaşı Ermenistan lehine çevirmek istiyor” gibi ifadeler vardı. İran Ermenilerle iyi bir ilişki sürdürüyor, İran’da Ermenilerle sorunları yok. Diğer azınlıklarla aynı şey olduğunu söyleyemem, ama sonuç itibariyle haklar savunuyordu. Yahudiler hakkında politikalar farklı olsa da, Ermeniler bütün haklardan Müslümanlarla eşit şekilde yararlanıyor.  Özelikle Amerika’daki Ermeni lobisi ile ilgili çok şey söyleniyor, İran bu lobiyi kullanmak istiyor gibi, hâlbuki Amerika’da, özelikle Kaliforniya’da bulunan Ermeni lobisi o kadar güçlü değil. Ermeni lobisi aslında Fransa’da çok güçlüdür. Ama İran ile Fransa arasında iyi bir ilişki yoktur. Dolayısıyla İran eğer Ermeni lobisini kullanmak istiyorsa esas itibariyle Fransa’daki Ermeni lobisi kullanacaktı. Çünkü paralı olan Fransa’da. Dolayısıyla bu bir ihtimaldir, yani bir Ermeni lobisi Amerika’da İran için ne kadar etkili olabilir, ben çok emin değilim. Ama gerçek şu; İran ihracat peşinde, nasıl Türkiye ihracat peşindeyse, İran petrol dışı ihracatı ihtiyacı olduğu biliniyor, Ermenistan bu ülkelerden bir tanesi. Yani İran’ın bir anlamda Ermenistan ekmek teknesidir. Ermenistan nüfusu az, ekonomisi berbat. Dolayısıyla Ermenistan kapalı bir ülke, denizi yok, bir tek ulaşım yeri İran’dır. Dolayısıyla Ermenistan’ın İran’a ihtiyacı daha fazladır. İran silah satmış olabilir veya satmamış olabilir, yani bu İran’ın hakkı sayılır. Fakat bölgedeki özellikler itibariyle dikkat edilirse silah kaçakçılığı en önemli faaliyetlerden bir tanesi. İnsan kaçakçılığı, organ mafyası, uyuşturucu vesaire... Dolayısıyla bazı silahların kimin tarafından satıldığını kestirmek mümkün değildir. Direk Karabağ bölgesinde zaten resmi gelir kaynağı yoktur. Oradaki gelir kaynağı bellidir. Yer altı dünyası ilişkileri biliniyor. Orada silah kaçakçılığı çok var. Ermenistan’a silah satılmış olması normaldir. İran tutumu biraz belirsizdi, ancak son noktayı İslam inkılabı rehberi koydu ve şu ifadeyi kullandı; Karabağ Azerbaycan’a aittir. Bu biran evvel Azerbaycan’a verilmelidir, ancak Ermenilerin hakkını da korunması gerekir, dedi. Cenevre komisyonun bir şartı var, sivillerin hakları verilmesi gerekiyor. Başkan Aliyev’in de oradaki Ermenilerin hakları korunacağını ifade etmiştir. İran’ın tutumu bu anlamda net ve bellidir.

Sizinle bir de dünya kamuoyunun yakından takip ettiği ABD seçimlerini değerlendirmek istiyorum. Bilindiği üzere Amerika başkanlık seçimleri için sandık başına gitti. Biden sayısal çoğunluğu elde ederek ABD’nin yeni başkanı olarak seçildi. ABD için yeni bir süreç söz konusu olabilir mi? ABD’deki başkanlık seçimlerinde yaşanan değişiklik İran’ı nasıl etkiler? İran’ın Trump sonrası nasıl bir yol izler?

Trump önemli bir konu peşinde, Anayasa değişikliği… İster istemez Amerika anayasa değişikliğine doğru gidecek. Anayasa değişikliği şundan ibarettir; 71 milyon 74 milyona karşı, ama bu karşıt eski karşıtlara benzemez. Burada husumet başladı, kabullenmeme başladı. Eskiden bir devlet geleneği vardı, kaybeden kazananı arayıp tebrik ederdi. Ama şu anda bu yapılmıyor. Sadece Trump değil, bugün Trump’ın kabinesinde yer alan sağlık bakanı resmi açıklamada, Joe Biden ile iş birliği yapılmayacağını duyurdu. Yani şuanda kişisel çıkarlar halkın çıkarlarının önüne geçmiş durumda. Dolayısıyla Amerika ister istemez bir anayasa değişikliğine muhtaç. Seçimler konusunda hile söylemlerini net bilemeyiz, ama görünen şu ki 71 milyon halk hile yapıldı iddiasında, bu hileler nasıl yapıldı… Başkan Trump 10 bin ölü oy kullanılmış, bu oylar nereden geldi? Diye soruyor. Trump’ın partisinden cumhuriyetçi senatör şöyle bir ifade kullandı; siz koronadan dolayı halka para dağıtırken bir buçuk milyon çek ölülere yazdınız, acaba bu ölüler oy vermiş olabilirler mi? Diye sordu. Demek ki burada hile var, Amerika’da içerisinde hile var. Ha seçimde, ha başka yerde, dolayısıyla Amerika yeni bir sürece girdi. Bu süreç itibariyle anayasa değişikliğine gidecek. Bu anayasa değişikliği farklı doktrinlere sebep olabilir. Joe Biden veya Trump fark etmez, şimdi bunda geleneksel bir doktrin açıklıyor, bu doktrin sanki Amerika’nın dış-iç politikasını belirliyor. Yeni başkan kim olursa olsun, ABD konusunda eğer bu soruyu bir hafta önce sormuş olsaydınız farklı cevap verirdim, ama şimdi başka şekilde cevap veriyorum. Çünkü RCEP yapılan anlaşma ve içinde Amerika bulunmayan 15 Asya gücü, kendi gücünü kendi merkezinde toplamak üzere, kendi ihtiyaçlarını kendileri gidermek için bir araya geldiler ve Amerika’yı aralarına almadılar. Dolayısıyla dünya farklı bir kutuplaşmaya gidiyor. Bu Amerika kutuplaşması muhakkak ister istemez başka ülkelere sıçrar. ABD’nin tek görevi kendi hegemonyasını başka ülkelere ihraç etmektir. Dolayısıyla yeni başkan kim olursa olsun, ABD’deki seçimlere, yasaları, tutumları çok etkiler. Şimdi bir varsayım yapalım, Tump kaybetti, yeni başkan Biden… Joe Biden ile Trump arasında sistem itibariyle çok fazla bir fark yok.  Amerika’nın dış politikasını başkan belirlemiyor. Örnek olarak Trump bugünlerde Afganistan ve Irak’tan asker çekmeye çalışıyor, ABD bunu istemiyor. Farklı ülkelerden de ses çıkmaya başladı, İran, Afganistan, Irak ve bölgedeki aktörler bu işin yapılmaması gerektiğini söylüyor. Tabi Trump bu işte ne kazanacağını kendisi bilir. Ama konu şu; asker bulundurmak hegemonyasını yada Amerika’nın bir varlığı sayılır. Dolayısıyla yeni başkan kim olursa olsun Suriye’deki varlığını sürdürecek, Irak’taki varlığını sürdürecek, hatta Irak’taki varlığını daha da güçlendirecek, Suriye’de keza öyle, Afganistan’da tam tersi… yani Afganistan’da varlığını tabiî ki sürdürecek, çünkü Asya bir nevi Amerika’ya karşı kendini güçlendirmeye çalışıyor. ABD dünyanın yaklaşık yüzde 29 gayri safi hâsılasına tekabül ediyor. Çin yüzde 20’nin altında, ancak bu Asya pasifik yani RCEP anlaşması ilerleyen zamanlarda yaklaşık yüzde 55’ni tekabül edecek. Dolaysıyla Amerika elindeki kozlar yavaş yavaş kaybediyor. Amerika bu kaybedilen kozları askeri alanda savaş yaratmakla elinde tutabilir. Dikkat edin yakın zamanda Biden’in etrafında savunma sanayisi erbapları doluştular. Demek ki Biden’in bir sonraki doktrinin yazılı yada yazılmamış hiç fark etmez tamamıyla askeri nitelikli bir doktrin olacak. Dikkat edin Trump  4 sene hiçbir şekilde savaşmadı, bir çok savaşı durdurdu. Dolayısıyla savunma sanayisi tarafından beğenilmedi. En son Suudi Arabistan ile bir silah anlaşma yapılacaktı, 400 küsur milyon dolarlık. Bunun 150-700 milyar dolar yanlış hatırlamıyorsam askeri ve mühimmat ile ilgiliydi o da olmadı, sonra BAE F-35 uçaklarını satacaktı, İsrail buna karşı çıktı. Çünkü İsrail şu açıdan karşı çıkıyor; İran menzilinde, İran’ın yakınında böyle yüksek bir teknolojik silahın bulundurulmasını yanlış buluyor. Varsayımımız Joe Biden başkan olsun, Biden bekli de mevkisi itibariyle, yani 46 sene devlet memuru olarak çalıştı. Bir devlet memurunun politikası ister istemez bir tüccarın politikasından daha farklıdır. Tutum çok farklı, tekrar söylüyorum; ABD’nin dış politikasını hiçbir şekilde ne başkan Trump, nede Biden belirlemiyor. Bu başka aktörler ve bileşenler tarafından belirleniyor. Zannediyorum ambargolar farklı bir istikrara karşı kalkacaktır. Ama bu istikrarı İran yerine getirir mi, getirmez mi o başka bir şey. İran bir nevi ambargolara boyun eğmedi. Ancak halkın durumu, ülkenin durumu pekiyi değildir. Hele bu koronaya karşı İran ilerleyen zamanlarda biraz aciz kalabilir, dolayısıyla dışarıdan bir desteğe ihtiyacı vardır. Bu RCEP anlaşmasından sonra dünyada gıda sıkıntısı başlayacak. Bu saydığımız 15 ülke, bunları çoğu tahıl, bakliyat ve et konusunda üretici ülkelerdir. Dolayısıyla kendi aralarında bunu dağıttıklarında başka ülkelere fazla verme gibi bir durum olmayacaktır. İran’ın ilerleyen zamanlarda kendine yetecek kadar gıda malzemesi olmayacak ve dünyaya ihtiyacı olacaktır. Bir nevi de bir ülkenin veya bir kuruluşun buna müdahale etmesi gerekiyor. Amerika ister istemez bu 15 ülkeye ambargo koymamakla birlikte çevreleme politikası uygulayacaktır.

Gerçi Dini liderimiz Amerika’nın başkanı kim olursa olsun bizim için değişen bişey yok ifadesini kullandı, ama bu İran’da halka yönelik bir mesaj olarak görülebilir, ancak sonuçta iki başkan arasında fark var. Biden farklı bir kitle tarafından seçildi, Trump farklı bir kitleden oy aldı. Ama dikkat edin Biden sanki barışçıl, herkesin elini sıkan, herkesin yardımına koşan, halktan yana, halkın içinden, halkın dilinden konuşan, halk için doğan biriymiş gibi kendini gösteriyor. Hâlbuki Irak kararnamesine imza atan Biden’dir. Bir buçuk milyon insan orada hayatını kaybetti. Ve Amerika’nın birçok karanlık dosyasının altında Biden’in imzası vardır. 46 senedir Amerika’nın derin devletin içindedir. Benim şahsi fikrim ve söylüyorum; Biden Trump’tan bin kez daha tehlikelidir. Ve Biden savaş yaratan, savaş yöneten ve savaş isteyen bir başkan olarak görüyorum.

Önümüzde İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak, ABD’deki seçim sonuçları İran iç politikalarına yansıma nasıl olacak?

Bakın biz kelebek etkisini bir yana bırakalım, her hangi bir ülkede yapılan bir seçim başka ülkeleri seçimini de etkiler. Örneğin Beyaz Rusya’ya bakın, muhakkak ki bundan sonra Gürcistan bir seçim olursa Beyaz Rusya’daki olay orada da baş gösterecek. İran seçimleri yakındır, eğer Amerika’daki seçimlerde hile yapıldığı ispat edilirse, Trump bunu ispat edebilirse, muhakkak sadece İran seçimlerini değil, bütün dünya ülkelerini etkiler. Artık insanlar istekli olarak oy kullanmayacak. Bu bütün dünya halkını etkiler. Amerika’da yemin töreni 20 Ocakta, İran’daki seçimlerle arasında aylarca bir süre var. O zamana kadar ABD İran’a karşı tutumunu, uygulayacağı yol haritasını belirleyecek. Eğer bu yol haritası İran’daki şuan uygulanan ambargolar kalkmasıyla birlikte ve İran’ın nükleer anlaşmasını yeniden yapılandırması, masaya oturmasından ibaret olursa, İran’da şuan mevcut olan simalardan, daha doğrusu diplomasiden yana birini aday gösterecek. Tabi seçim mahiyetinde birkaç kişi aday olacak, halk herhangi bir adayı seçecek. Ancak İran’da bir koruyucu konseyi var, bu konseyin herhangi bir adayın adaylığını veto etme yetkisi var. Adaylar Koruyucu konsey tarafından onaylanıyor. Geleneksel bir yöntemle adaylar sahaya inecek, ancak nihai olarak iki aday arasında yarış devam eder. Fakat yanlış bir tabirle insanlar Amerika kutuplaştı diyorlar, ama her zaman iki başkan arasında yarış oluyor, biri fil, biri eşek. Halk birini seçecek, bunun adına da kutuplaşma deniliyor. Ancak demokrasi gereğidir, kötü bir şey değildir, aksi takdirde demokrasi nasıl işleyecek. İran’da durum böyle olacak. Kutuplaşma olacak, biri diplomasiden yana, diğeri de orta yolu izleyecek. Dolayısıyla bu iki kesimin arasında seçim yarışı olacaktır. Genelde bu şekilde olacak, ancak kim kazanacak konusunda ise Amerikan’ın tutumu belirleyecek. Amerika tahmin ediyorum, Biden görevi devralırsa ilk büyük meselesi Paris meselesi ki Amerika halkı bu meseleyi bilmiyor. Dolayısıyla öncelikli melesi korona, aşı meselesi, bu aşıların ücreti, bu hizmeti kim verecek konuları olacaktır, bunlarla boğuşacak. Bir sonraki hamlesi Çin meselesi olacak. Joe Biden İran meselesiyle uğraşmayacağını, ilgileneceğini sanmıyorum.  Çin’e karşı aynı tutum devam edecektir. Çünkü Çin, NATO’nun en son raporunda sadece ABD için değil, dünya için en büyük tehlike olarak değerlendirildi. Dolayısıyla Çin şuan Amerika’nın en büyük meselesidir. Korona sonradan ortaya çıktı, Amerika kendini buna bir şekilde adapte etti. Joe Biden birkaç gün koronayla uğraşacak, ondan sonrası Çin… İran, tahminimce sırası itibariyle korona, Çin, Paris anlaşmasını fazla umursamıyorum, ondan sonrası yasa değişikliği, özelikle Trump’ın getirdiği yasaları kaldırmak, ambargoları kaldırmak, sadece İran’ı kastetmiyorum, özelikle Siyahîlerin meselesi, polis teşkilatlarındaki çarpıklığı, Müslümanların ve göçmenlerin hakları ile ilgili uğraşacak. Çünkü bunlarla uğraşmazsa Trump yanlılarının sokak gösterilerine karşın, Biden yanlıları da sahaya iner ve büyük gösteriler olacak. Çünkü Trump bu şekilde koltuğu kolay kolay bırakmayacak. Bu gösteriler devam edecek, dolayısıyla Biden bunlarla uğraşmazsa bütün Biden yanlısı kesim de gösterilere katılacak. Biden, ilk etapta koronaya karşı kısıtlamalar, yasalar getirecektir. Bir şekilde gösterileri, ayaklanmaları bastırmak için bunları yapacaktır.

Aydın Altay/7Sabah.com.tr