Fikir ve Analiz Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği / İlker Başbuğ



ID:67334
Yayınlanma:
29 Kas 20

Joe Biden, 20 Ocak 2021’de Amerika Birleşik Devletleri’nin 46. başkanı olarak göreve başlayacak. Biden, ABD başkanları arasında oldukça ilginç özelliklere sahip biri olarak Beyaz Saray’a girecek. Özelliklere gelince şunları sıralayabiliriz:

Birincisi, Biden’ın 78 yaşında başkanlığa başlaması. Biden, göreve en yaşlı olarak başlayan başkan olacak. İkincisi, Biden’ın bugüne kadar gelen başkanlar arasında en fazla oy alarak seçilmiş olması. Biden, 79 milyon seçmenin oyunu aldı.
 
Üçüncüsü, Biden’ın Başkan F. Roosevelt’ten sonra belki de en zor şartlarda başkanlığa başlayacak olması. Bu özelliklerden çıkarılacak ilk sonuç ise şu olabilir:
 
Demokrat Partililer, Demokrat Parti’nin başkan adayı olarak ortaya çıkanlardan -ki aralarında genç adaylar da vardı- en yaşlısını tercih etti.
 
Demokratların bu kararı, ABD’nin karşı karşıya kaldığı zorluklar karşısında “tecrübe”ye öncelik verildiğini göstermektedir.
 
1942 doğumlu Biden, ABD Senatosu’nda 36 yıl senatörlüğün yanında 8 yıl da Obama’nın başkan yardımcılığını yaptı. 44 yıla yakın kazandığı siyasal tecrübe ile herhalde bugünün koşulları altında en uygun kişiydi.
 
Biden’ın siyasi kariyerine bakılınca onun sahip olduğu nitelikler ise şöyle ifade edilebilir:
 
Siyasal olarak ortada olan bir siyasetçidir. Yani ne tam soldadır ne de tam sağdadır.
 
Siyasette, kurumların varlığına ve güçlü kurumlara sahip olunmasını savunmaktadır.
 
En zor şartlarda bile “uzmanların” tavsiyelerini dikkate almaya, tarafları dinleyerek “konsensus” ile karar almaya çalışmaktadır.
 
Dış politikada “ittifakların” önemli olduğu görüşündedir.
 
Biden’dan kimse devrimci dönüşümler beklememelidir.
 
Bunlara çözüm bulmalı
 
Bu özelliklere sahip Biden’ın çözüm bulmak zorunda olduğu öncelikli sorunlar nelerdir?
 
Beyaz Saray’a gelmeden önce Biden’ın ilgilendiği ilk konu, Covid-19 ile mücadele olmuştur. ABD, Covid-19 ile mücadelede başarısız olmuştur. Bu arada, işin ilginç bir noktası da eğer dünya Covid-19 sorununu yaşamasaydı, Trump’ın seçimi rahatlıkla kazanacak olmasıydı.
 
Biden’ın “Oval Ofis”e girdiği an ikinci öncelikle ele alması gereken konu ise elbette ekonomik durum olacak. 2020 yılında ABD’nin ekonomik büyüme hızının eksi yüzde 4.6 olması beklenmektedir. Yani küçülme. Daha da kötüsü aynı süreçte Çin ekonomisinin yüzde 1.8 büyüyeceği hesaplanmaktadır.
 
Biden’ın asıl karşılaşacağı sorun ise ABD toplumunun siyasal olarak tarihinde olmadığı şekilde “bölünmüşlüğü” yani “kutuplaştırılmış” olmasıdır. Bu konuda Biden’ın işi gerçekten zordur.
 
Trump, uyguladığı “kutuplaştırıcı” ve “popülist” politikalarla ABD toplumunu bölmekte oldukça başarılı olmuştur.
 
İki seçimin farkı
 
2016 seçim sonuçları ile 2020 seçim sonuçları karşılaştırıldığında şöyle bir sonuç çıkmaktadır:
 
2020 seçimlerine katılan seçmen sayısında ciddi bir artış olmuştur.
 
Trump, 2016 seçimlerine göre çok ciddi oy kaybı yaşamamıştır. Trump, 73 milyon seçmenin oyunu almayı başarabilmiştir.
 
Trump’ın kutuplaştırıcı siyaseti, “beyaz üstünlüğü” ve “ırkçı yaklaşımlara” dayanmaktadır.
 
Trump, bu seçimde beyaz seçmenlerin yüzde 57’sinin oyunu almayı başarmıştır. Tüm erkekler arasındaki oyları ise 2016’ya göre 2.2 milyon artmıştır. Trump, zenginlerden aldığı desteği de yükseltmiştir. Esas ilginç ve anlaşılmaz olan nokta ise “ırkçı” yaklaşımları destekleyen ve “beyaz üstünlüğü”nü açıkça savunan Trump’ın Afrikalı-Amerikalı, Asyalı-Amerikalı ve Latinlerden aldığı oy oranının da artmış olmasıdır. Genç seçmenlerden ve üniversite mezunlarından fazla oy alamayan Trump’ın her şeye rağmen bu seçimde çok başarısız olmadığı, ABD toplumunun büyük kısmından ciddi destek aldığı ortadadır.
 
Bu şartlar çerçevesinde Biden’ın toplumdaki bu bölünmüşlüğü ve kutuplaşmayı azaltması pek de kolay görünmemektedir.
 
BIDEN’IN DIŞ POLİTİKA ÇİZGİSİ
 
Biden’ın dış politika uygulamasında takip edeceği ana çizgiler ise muhtemelen şöyle olacaktır:
 
Çin, ABD’nin dış politikasında birinci öncelikli konu olmaya devam edecektir. Çin’i dengelemede ABD, Hindistan ile olan ilişkilerine ağırlık vermeye çalışacaktır. Güney Çin Denizi, ABD-Çin güvenlik ilişkilerinde odak noktasını oluşturacaktır.
 
Biden, Çin’e karşı yürüteceği politikada Japonya ile de sıkı işbirliği yapacaktır.
 
Çin, Biden’ın seçilmesinden memnun olmuştur. Çin, Trump’ın ani politik çıkışlarla Çin ile Tayvan’ı bir savaş ortamına getireceğinden çekiniyordu. Biden’ın ise hem dikkatli olacağına ve hem de onun ne yapabileceğinin tahmin edilebileceğine inanılıyor.
 
Biden yönetiminde ABD-AB ilişkileri daha olumlu havaya girecektir. ABD’nin Paris İklim Anlaşması’na geri döneceği, Dünya Ticaret Organizasyonu’nu destekleyeceği ve İran’la olan ilişkileri yeniden ele alacağı beklenmektedir. İran’ın nükleer silah üretimini kontrol kolay olmayacaktır. Muhtemelen Biden, İran’a yönelik bazı yaptırımları kaldırarak İran’la görüşmeleri sürdürmek ve bir anlaşmaya varmaya çalışacaktır.
 
Biden, NATO’yu destekleyen politikalar uygularken üye ülkelerin GDP’lerinin yüzde ikisini savunmaya harcamalarını isteyecektir. Biden’ın İsrail’deki ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’ten Tel Aviv’e geri alması ise beklenmemelidir.
 
ABD-Rusya ilişkilerine gelince Trump dönemine göre ilişkilerin soğuk ve mesafeli olacağı söylenebilir.
 
Başkanlar Türkiye’ye karşı tavır almaktan kaçınır
 
Biden döneminde Türk-Amerikan ilişkileri nasıl olacaktır?
 
Öncelikle bazı noktaların iyi anlaşılması gerekir:
 
Birincisi, Türk-Amerikan ilişkilerinin geçmişine bakıldığında, Türkiye’nin ABD ile yaşadığı sorunların kaynağında, ABD başkanlarından ziyade ABD Kongresi’nin olduğu görülür.
 
ABD’nin ulusal çıkarları çerçevesinde hareket etmek zorunluluğunda olan başkanlar, mümkün olduğunca Türkiye’ye karşı tavır almaktan kaçınırlar. Çünkü Türkiye, bulunduğu coğrafya nedeni ile stratejik değere sahip bir ülkedir. Hiçbir başkan, Türkiye’yi kaybetmenin bedelini yüklenmeyi istemez. Bunun en canlı örneği Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu sürecinde görülebilir.
 
19 Eylül 1974’te ABD Senatosu’nda ve 24 Eylül’de de Temsilciler Meclisi’nde “Türkiye’ye Yapılan Silah Satışlarının ve Verilen Askeri Kredilerin Dondurulması” kararı alınmıştı. Başkan Ford, 15 Ekim’de Kongre’nin aldığı bu kararı veto etmişti.
 
16 Ekim’de Temsilciler Meclisi bu sefer silah ambargosu kararını kabul etti. Başkan Ford, bu kararı da veto etti. Ancak Kongre kararlıydı. Kongre, bu sefer başkanın 5 Şubat’a kadar silah ambargosunu başlatması kararını aldı. Kongre’ye direnemeyen Başkan Ford, 30 Aralık 1974’te bu kararları onaylayarak yasalaştırdı. Ve Türkiye’ye uygulanan silah ambargosu 26 Eylül 1978’e kadar yürürlükte kaldı.
 
İkinci nokta ise ABD Kongresi’ndeki Türkiye aleyhtarlığının neredeyse 1974’ten sonra en ciddi boyutlara gelmiş olmasıdır. Demokrat Partililerin Türkiye’ye daha mesafeli olduğu bir gerçektir. Senatör Biden’ın Türkiye aleyhine hazırlanan bazı kararlarda önemli rol oynadığı da bilinmektedir. Demokratlar, 222 temsilci ile Temsilciler Meclisi’nde sahip oldukları çoğunluğu korudu. Senato’da ise şu anda Demokratların 48 koltuğuna karşı, Cumhuriyetçilerin 50 koltuğa sahip olduğu görülmektedir. Ocak ayında Georgia eyaletinde iki koltuk için seçim yapılacak. Eğer Demokratlar bu iki koltuğu kazanırsa bu, Türkiye için pek de iyi bir haber olmaz. Çünkü Trump, Temsilciler Meclisi’nin Türkiye aleyhine aldığı kararları, Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’da durdurmuştu.
 
Önümüzdeki süreçte Türk-Amerikan ilişkilerinde sorunlar yaratabilecek öncelikli konuların başında, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400’lerin aktive edilmesi, Suriye’de Fırat’ın doğusunda oluşan PKK bağlantılı YPG/PYD yapılanmasına ABD’nin verdiği maddi ve siyasal destek ile Halk Bankası’na ilişkin ABD mahkemesinde devam eden yargılamanın nasıl sonuçlanacağı gelmektedir.
 
Karşı çıkışın iki nedeni
 
ABD Kongresi, S-400 konusunda çok keskin bir çizgiye sahiptir. Trump, Türkiye’yi F-35 projesinden uzaklaştırarak Kongre’nin tepkisini azaltmaya ve kontrol etmeye çalışmıştır. ABD’nin özellikle Kongre’nin S-400 konusuna karşı çıkmasının iki nedeni bulunmaktadır:
 
Birinci neden, Rusya’nın özellikle Avrupa üzerindeki etkisinin kırılmasına yöneliktir. Rus firmaları kara listeye alınmıştır. Bu firmalardan alışveriş yapan ülkelere karşı CAATSA diye isimlendirilen yaptırımlar uygulanmaktadır. ABD Kongresi, Türkiye’ye karşı bazı yaptırımlar uygulanmasını Başkan Trump’tan istemiştir. Trump başkanlık yetkisinin kullanılarak yaptırımların uygulanmasını ileri bir tarihe bırakmıştır.
 
İkinci neden ise S-400’lerin aktive edilerek kullanılması durumunda F-35 uçaklarının “görünmezlik” konusunun test edilebilme olasılığının olmasıdır. Zaten bu neden de Türkiye’nin F-35 projesinden çıkarılmasının asıl nedeni olmuştur.
 
S-400 konusu, Biden’ın Türkiye ile ilgili karşı karşıya kalacağı öncelikli sorunlardan birisi olacaktır. Türkiye’ye S-400’ler nedeniyle yaptırımlar uygulanırsa benzer yaptırımların Rusya’dan gelişmiş silah sistemleri alan Hindistan, Mısır, Suriye, Suudi Arabistan ve Katar’a karşı da uygulanması gerekmektedir. Bu, Türkiye açısından bir avantajdır.
 
Halk Bankası’na ilişkin ABD yargısının ne karar vereceği bilinmemektedir. Mahkeme, ceza verilmesine karar verirse cezanın boyutu Hazine Bakanlığı tarafından tayin edilecektir. Her halükârda zaten kırılgan olan Türk ekonomisinin, bu şekilde oluşacak bir karardan ciddi şekilde etkileneceği bilinmelidir. Türk ekonomisinin bu yıl yüzde 3.9 küçüleceği de dikkate alınırsa sorunun ciddiyeti daha iyi anlaşılır.
 
Türk-Amerikan ilişkilerini sadece bugün değil, orta ve uzun vadede de etkileyecek konu, Suriye’nin kuzeyinde PKK bağlantılı YPG/PYD tarafından oluşturulan siyasi, idari ve güvenlik yapılanmasıdır. Bu oluşan durum Türkiye açısından bir “beka” sorunudur. Biden yönetiminin de Trump döneminde YPG/PYD konusunda uygulanan politikayı devam ettireceği değerlendirilmektedir. Bu durumda Türkiye, bu konunun neden bir “beka” sorunu olarak görüldüğünü ve Suriye’de bulunmasının nedeninin, Suriye’nin kuzeyinde oluşan YPG/PYD yapılanması ile ilgili olduğunu kararlılıkla net olarak ortaya koymalı ve anlatmalıdır.
 
Sonuç olarak yakın zamanda Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğini tayin edecek öncelikli konular, S-400 sorununa ilişkin gelişmeler ile Halk Bankası hakkında ABD mahkemesinin vereceği karar olacaktır.
 
Asıl sorun ise Suriye’de oluşan YPG/PYD yapılanmasıdır.
 
Biden’ın ve muhtemelen Dışişleri Bakanlığı’na getirilecek Antony Blinken’ın siyasi görüşleri ve dış politika uygulamalarına ilişkin değerlendirmeleri bilinmektedir. Türkiye ile farklı düşündükleri konular vardır. Ancak önemli olan nokta, Biden ve Blinken, Türkiye’yi iyi tanıyan ve Türkiye’nin öneminin farkında olan kişilerdir.
 
Önce kongrede etkinlik
 
Bu nedenle Türkiye, öncelikle ABD Kongresi’nde oluşan Türkiye aleyhtarlığını azaltmak üzere Kongre üzerindeki faaliyetlerini etkinlikle artırmak zorundadır. Böylece Kongre’nin başkan üzerinde oluşturacağı baskı azaltılabilir. ABD Kongresi üyelerine Türkiye’nin görüşleri ve haklılığı açıklıkla anlatırken Türkiye aleyhine alınacak kararların Türkiye’yi zora sokabileceği, ancak Türkiye’nin bazı çıkış yollarını bulabileceği, fakat Türkiye’yi kaybeden ABD’nin karşı karşıya kalacağı sorunlar ve zararların çok daha fazla ve telafi edilemeyecek boyutlarda olduğu ortaya konulmalıdır.
 
Bu arada Türkiye’nin dostane ilişkilerde bulunduğu ülke sayısını artırması da elbette Türkiye’nin elini güçlendirir.
 
 
26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ/Cumhuriyet