Fikir ve Analiz "Hiç Kimse İsrail’e Bir Şey Demiyor, Diyemiyor. Çünkü Arkasında Amerika var..."



ID:67572
Yayınlanma:
03 Ara 20

Adamın derdi İran’ı kışkırtıp ‘yanlış bir iş’ yapmasını sağlamak, sonra da bu ‘yanlışlığı’ bahane ederek İran’a saldırmak.

Ocak 2010’dan bu yana, altı İranlı bilim insanı suikastla öldürüldü.

Benzer şekilde iki Suriyeli, aileleriyle birlikte havaya uçuruldu.

Hepsinin uzmanlığı nükleer fizik.

1950’li yılların ortasında nükleer güce sahip olan İsrail, bölge ülkelerinin bu yöndeki çabalarının önünü kesmek için yoğun çaba harcamıştır.

Örneğin Fransa’nın yardımıyla atom bombası yapmaya çalışırken; İsrail, 1956’da ABD’de bir nükleer reaktörü ziyaret eden Mısırlı atom uzmanı Profesör Semira Musa’yı suikastla öldürmüştür.

Sonrasında İsrail; Lübnan, Mısır, Filistin, Suriye ve Iraklı birçok bilim insanını suikastlarla ortadan kaldırmıştır. Bununla yetinmeyen İsrail; Arap ülkeleriyle iş birliği yapan Batılı şirketleri ve bilim insanlarını da hedef alarak, birçok Kanadalı, Alman, Fransız, Belçikalı ve Avusturyalı nükleer reaktör uzmanını öldürmüş, Haziran 1981’de Irak’ın inşa etmeye çalıştığı reaktörü bombalamış ve 2007’de Suriye’nin nükleer reaktör olarak inşa ettiğini söylediği binayı havaya uçurmuştur.

Saldırıyı gerçekleştiren İsrail uçakları ise dönüş yolunda Türkiye hava sahasını kullanmıştı.

Mossad ve CIA’nın ‘en büyük başarısı’ ise 2003 işgali sonrasında Irak’ta gerçekleşmiştir.

2003-2008 yılları arasında 700 kadar Iraklı üniversite hocası (büyük bölümü nükleer fizikçi) karanlık bir şekilde öldürülmüş, iki bin kadarı da yurt dışına kaçmak zorunda bırakılmıştır.

Özetle İsrail, “Bu bölgede benden başka hiç kimsenin atom bombasına sahip olmasına izin vermem” diyor ve öyle davranıyor.

Hatta bırakın atom bombasını; İsrail, “Ortadoğu’nun en gelişmiş ülkesi benim” algısını yerleştirmek için diğer ülkelerin bilim insanlarını ya öldürüyor ya da ülkelerinden kaçmaları için teşvik ediyor.

Kanlı Arap Baharı olayında olduğu gibi.

Savaş çıkartılan ülkeler perişan edildi, sosyal dokular parçalanarak insanlar yoksullaştırıldı, cahil bırakıldı ve sonra da yozlaştırıldı.

Son on yılda ülkelerinde yaşanan savaş, kargaşa ve gerginliklerden dolayı binlerce bilim insanı Batılı ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır.

Örneğin 2011 öncesinde Halep’te doktor sayısı 1800 iken, bu sayı şimdi 600.

Oysa İsrail’in elinde tüm Müslüman ülke başkentlerini ve stratejik hedeflerini yerle bir edecek kadar atom bombası ve milyonlarca insanı öldürecek kimyasal, biyolojik ve bakteriyel bomba var.

Hiç kimse de İsrail’e bir şey demiyor, diyemiyor.

Çünkü arkasında ABD var.

Deli Trump, bu işin ekstrası.

Adam giderayak İran’a saldırma hazırlığı yapıyor.

3 Ocak 2020’de kişisel izniyle İran’nın en önemli komutanlarından Kasım Süleymani’yi öldürten Trump, cuma günü İran’ın en önemli nükleer fizik uzmanı Muhsinzade’nin öldürülmesi için İsrail’e yeşil ışık yaktı.

Adamın derdi İran’ı kışkırtıp ‘yanlış bir iş’ yapmasını sağlamak, sonra da bu ‘yanlışlığı’ bahane ederek İran’a saldırmak.

Böylece savaş bahanesiyle biraz daha Beyaz Saray’da kalmayı, gitmeden önce son kez İsrail’e büyük bir hizmette bulunmayı ve son olarak İran’la barışma niyetinde olan Biden’ın önünü kesmeyi planlıyor.

Hâlâ önünde 50 gün var.

Her an bir çılgınlık yapabilir.

Bunun için damadı Jared Kushner’i, bugün iki düşman ülke Suudi Arabistan ve Katar’a yolluyor.

Önce iki ülkeyi barıştıracak, iki ülkenin İsrail’i tanımasını sağlayacak ve son olarak İran’a yönelik olası bir saldırıda, herkesin ABD’nin ve dolaysıyla İsrail’in yanında olmasını garantileyecek.

Çünkü ABD, bölgedeki tüm askeri operasyonlarını (Fırat’ın doğusu dahil) Katar’daki iki üssünden yönetiyor ve bölgedeki tüm üslerini bu yönde kullanıyor.

Malatya-Kürecik üssü dahil.

Hikayenin tümü Katar dostu ve Suudi Arabistan düşmanı Ankara’yı yakından ilgilendiriyor ama iktidarın derdi Cehape.

Cehape ve diğer muhalefet partileri, olayın farkında bile değil.

Haber televizyonlarında ise bildik uzaman ve azmanlar, AKP’nin yarattığı gündemle oyalanıp duruyor.

Başkaları da hiç utanmadan İsrail’i kollamanın ve İsrail’in söylemlerini savunmanın vazgeçilmez hafifliğinde.

Algı, saplantı ve genlerin gereği olarak!

Hüsnü Mahalli/Korkusuz