Tarih Batı'da köleciliğin kanunları



ID:68551
Yayınlanma:
22 Ara 20

15. yüzyıl süresince, Portekizli kâşifler ve tüccarlar sahra-altı Afrika’nın güneyine doğru ilerledikçe kölelik kurumu İspanyol istilasının bir yansıması olarak, Papalık makamın tarafından tamamen meşru ilan edildi.

15. yüzyıl süresince, Portekizli kâşifler ve tüccarlar sahra-altı Afrika’nın güneyine doğru ilerledikçe kölelik kurumu İspanyol istilasının bir yansıması olarak, Papalık makamın tarafından tamamen meşru ilan edildi. Ki bu Müslümanların ve Hristiyan olmayan diğer Afrika halklarının Hristiyanlaştırılması anlamına gelmekteydi. Atlantik köle ticaretinin ilk 2 asrında (1440-1640) Portekiz kraliyet ailesi Sahra-altı Afrika’dan gerçekleştirilen Papalıkça onaylı köle ticaretini tekelinde tutmanın hem kârını eline aldı, hem de sefasını sürdü.

İber Yarımadası

İber Yarımadasında kanunlar Kur’an’a dayanan İslam hukukundan derin şekilde etkilenmişti. Mezkur kanunlar oldukça karmaşıktı ve kölelerin insani muamelesine dair hükümler içeriyordu. Örneğin, kısmi özgürlüğün kapsamı ve zamanlarının bir kısmına sahip olma hakları ve boş zamanlarında üretimleri de dahil olmak üzere çeşitli farklı, kölelik biçimlerini kanunlar yolu ile tanındı. Müslümanlar köleleştirilemiyorlardı. Köleler genellikle adil ve açık bir şekilde yürütülmüş savaşların sonunda esir alınan insanların Müslüman olmayanlarından seçiliyordu. Hatta bu kanunların köle azat etmeyi dahi teşvik eden bir yanı bulunmaktaydı. 

13. yüzyılda İspanyanın Toledo bölgesi, Arapça ve İbranice eserlerin Latinceye çevrildikleri önemli bir merkezdi ve bu Latince eserler genellikle orijinal birer esermiş gibi lanse edildi. Her ne kadar tarihçiler Kral 5. Alfonso’nun kölelik kanunu Romalılara, hatta bazıları Vizigotlara dayandırmaya çalışsalar da bu iddiaların sorgulanması ve incelenmesi lazım gelir. Vizigot kanunlarına göre özgür ve köle fertler arasındaki ayrım net değildir. Roma kanununa göre ne savaş ilan etmenin gerekçeleri tanımlanmıştır ne de köleler ile efendiler arasındaki ilişkiler ile kölelerin nasıl muamele edileceklerine dair bir atıfta bulunulmuştur. Roma kanunu köleyi azat etme yetkisini köleye verir ancak bunu ne teşvik eder ne de kınar. Roma kanunu köleyi efendiye ait olan bir çeşit mal olarak tanımlar ve kölenin herhangi bir zamanda edindiği bütün malların her türlü koşulda efendisine ait olduğunu esas alır. Bu madde 5. Alfonso’nun kanunlarında da yer alır ancak aynı kanunlar grubunun diğer maddeleri ile çelişir.   

5. Alfonso kanunları şeklinde atıfta bulunduğumuz “Siete Partidas” olarak literatürde ye edinen İberya kökenli olan Amerika’da uygulanan köle kanunu abartılmıştır. Bu kanun ev ve çiftlik kölelerini kapsamaktaydı ve daha çok feodal esaslara dayanmaktaydı. Kölelerden bahsederken “siervos” yani hizmetçi kelimesinin tercih edilmesi ve asla “slave” yani köle kelimesinin kullanılmaması dikkatlerden kaçmaması gereken bir husustur. İnsanın doğası gereği hür olduğunu ve bu nedenle köleliğin doğaya ters olduğunu görüşünü içerir. Efendilere köleleri üzerinde tam bir hüküm sürme yetkisi verir ancak onları aç bırakmalarına izin verilmez. Ek olarak, efendinin ailesi ile cinsi münasebet halinde yakalanma dürümü hariç kölenin mahkemede yargılanmadan yaralanması ve öldürülmesine izin verilmez. Aç bıraklan ve yaralanan kölelerin kendilerinin başka sahiplere satılmalarına dair karar alma yetkisi bulunan hâkimlere şikâyette bulunma hakları vardı. Ne Yahudilerin ne de Afrikalıların hristiyan köle alma hakları yoktu. Köle ailelerin ayrılarak farklı sahiplere satılmalarının önüne geçebilecek veya bu aileleri koruyacak bir kanun yoktu. Efendinin evinde doğan çocuk otomatik olarak hürdür. Buna dair uygulamaları içeren İspanyol Louisiana’sında kaleme alınmış pek çok resmi evrak mevcuttur. Ancak İberya kanunlarında bu hususun ele alınmaması İspanyol kolonilerindeki köle ailelerinin dağılma oranının Fransız hatta İngiliz kolonilerindekilerden hayli yüksek olması ile sonuçlanmıştır.    

İspanya ve Portekiz Krallıkları 1580-1640 arasında birleşti ve birleşme sonrasında Brezilya'da Afrika köleciliği gelişmeye başladı. Kral Alfonso kanunları hem İspanyol hem de Portekiz egemenliğindeki Amerikan topraklarında uygulandı. 1521 tarihli Portekiz kanunları ise kendisine Amerika kıtasında yer bulamadı.

Adı geçen kanunlar, tüm siyahi kölelerin vaftiz edilmesini öngörüyordu ve kayıp kuşların, kölelerin ve diğer mülklerin bulunması halinde satışı ile ilgili oldukça açık ve net düzenlemeleri içeriyordu. Ancak kölelerin efendileri tarafından nasıl muamele edileceği konusunda sessiz kaldılar. Portekiz serveti ezici bir çoğunlukla uluslararası ticaretin vergilendirilmesinden ve dünya çapında geniş ticaret pozisyonlarının yaratılmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Portekiz imparatorluğunun bürokratik ve dini temelleri zayıftı.

Latin Amerika

Sömürge Brezilya’nın erken dönem geçmişinde (17. yy. sonlarına kadar) iç kısımlarda zengin altın ve elmas yatakları bulunana kadar, Portekiz yerleşimleri büyük ölçüde kıyı kesimlerde kaldı. Aile yapıları da dahil olmak üzere köleleri koruyan yasalar 1720'de Bahia, Brezilya'da ilan edildi. Söz konusu düzenlemeler, 1720 yılında Rahipler toplantısından doğan “Constituições do Arcebispado da Bahai” adlı büyük ve genel bir yasada yer aldılar. Bir efendinin kölelerinin evlenmesini engelleyememesi ve köle ailelerinin üyelerini ayıramaması şartı bu kanunda yer alan önemli hususlardan biri olarak öne çıkmaktaydı. Bu koruyucu önlemler, kölelerin sık sık kilisede evlendiği Brezilya'daki koşullardan kaynaklandı.

İspanyol koloniciliğinin ilk yıllarından itibaren, başkentin bürokratik ve yasal kolu, kıymetli metallerin madenciliğinin ana zenginlik kaynağı olduğu kıta içi topraklara kadar ulaştı. Bununla birlikte, İspanyol Amerika'da siyahi kölelerin korunmasıyla ilgili kraliyet ilgisini gösteren çok az yasa veya adli dava bulunuyordu. Amerika kıtasında İspanyol idaresindeki kısımlar için oluşturulan kanunlar, siyahların değil “Yerli”lerin korunmasına odaklandı. Yerli köleliği yasadışı ilan edildi ve köle yasası neredeyse tamamen siyahi kölelerin korunması ve yerlilerle olan temaslarının en aza indirilmesi yerine polisiye faaliyetlere odaklandı.

Köleler için koruyucu düzenlemeler içeren 1789 tarihli İspanyol köle kanunu, Fransız “Code Noir”den büyük ölçüde kopyalandı, ancak köle ailesini koruyan hükümleri içermedi. 1789 İspanyol kanunu, ilan edildikten kısa bir süre sonra İspanyol imparatorluğu boyunca öfkeli sömürgeciler tarafından başarıyla ve resmi olarak kaldırıldı ve on dokuzuncu yüzyıl boyunca İspanyol imparatorluğunda koruyucu hükümleri bastırılmaya devam etti.

Yanlış bilgilendirme, Latin Amerika'daki kölelik ve ırkçılığın şiddetini inkar eden tarihçiler tarafından yaygın bir şekilde yayılmıştır. Ortaçağ İberyasında, siyahlar yerine Slav halkları doğal köleler olarak görülüyordu. Gerçekten de köle, “esclavo” kelimesi "Slav" kökünden türemedir. Ancak İspanyol ve Portekiz Amerikasında, kölelik hızla siyahlarla ilişkilendirildi ve siyah-karşıtı ırkçılık çok güçlü hale geldi ve öyle de kaldı.> Değişen geleneklerin yanı sıra, Amerika'daki ırkçılığın yoğunluğu ve biçimleri, bir dizi önemli faktöre bağlı olarak zaman ve yer bakımından değişmiştir.

Amerika ve İngiltere

Kıtaya sonradan yerleşen nüfustaki beyaz kan, daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin bir parçası olan İngiliz anakara kolonilerinde olduğundan daha fazla ağırlık taşıdı. İspanyol ve Portekiz Amerika'sında korporatizm (şirket çıkarlarının üstünlüğü esası) hukukun temeliydi. Böylece, İberya kanunu, İspanyollar ve Portekizlilerin genellikle küçük bir azınlık olduğu toplumlarda, beyaz olmayanlar arasında önemli ayrımlar yaptı. Özellikle asayiş nedenleri ile siyahlara ve melezlere ihtiyaç duyulan stratejik koloniler dışında dışında, kölelerin yasal olarak koruması ve kolonyal yetkililer tarafından azad edilmesi vakaları yetersiz bir seviyedeydi.

Latin Amerika'nın bağımsızlık savaşları sırasında, askerlik hizmeti karşılığında her iki tarafça birçok karışık kan ve kara kölesi toplandı. Bu nedenle, İbero-Amerikan kolonilerindeki sömürge yöneticileri, köleleri kontrol etmek için alt popülasyon içindeki serbest siyah ve karışık kan katmanlarını kullandılar. İber-Amerika'sının aksine İngiliz Amerikasında, Afrika soyundan gelen tüm köleleri karışık bir şekilde araya getirme eğilimindeydi. Kendi ülkelerinde resmen yaşanan bu ırkçılıktan rahatsız olan Amerika Birleşik Devletleri'nden bazı akademisyenler, İspanyol, Portekiz ve elit Latin Amerika'daki hayat bulan “hafif kölelik” ve “iyi huylu ırk” mitlerini kendi toplumlarında hoş görülmeyen bir şekilde kabul ettiler.

Ancak Amerika kıtası genelinde, azat etme ve ırksal açıdan dışlayıcı tutumlar üzerindeki kısıtlamalar zamanla arttı. Amerika'daki İngiliz sömürgecilerin üzerine geliştirmeler yapacakları bir köle yasası yoktu. İngiliz hukuku, yasal kodlardan (kanunlardan) ziyade ortak hukuka dayanıyordu.

İngiliz köle hukuku, zaman içinde içtihatların belirlediği emsallerle oluşturulmuştur. Erken dönemde gündeme alınan konular, kölelik ve esaret arasındaki ayrım ve Hristiyanlığa geçen kölelerin serbest bırakılıp bırakılmayacağıydı.

Köleler mülk olarak tanımlandıktan sonra, ne tür mülklerdi? Toprağa bağlanmış gayrimenkuller miydi, yoksa ipotekli menkul kıymetler miydiler? Miras alınıyor mu veya topraktan ayrı olarak mı satılmaları mümkün mü idi? Köleliğin olmadığı İngiltere'ye getirilen köleler, efendileriyle Amerika'ya dönmeye ve gönülsüz olmalarına rağmen köleliğe geri dönmeye zorlanabilir mi?

Fransa

Fransız köle kanunu da farklı idi. Fransa’da kölelik mevcut değildi ve Roma köle kanununun Fransız hukukunda pek bir etkisi mevcut değildi. Code Noir, ilk olarak 1685'te Fransız kolonileri için bu kolonilerde mevcut olan koşulları dikkatlice inceledikten sonra ilan edildi. Bu kod son derece pratikti. Kölelerin polis önlemleri yoluyla nasıl kontrol edileceğine odaklandı. Efendilerin kölelerini besleme ve giydirme yükümlülüklerini belirledi ve efendinin köleyi cezalandırma hakkını kısıtlandırdı. Bu koruyucu önlemler insani kaygılardan kaynaklanmadı.

Hırsızlık, kaçma ve isyan vakalarını azaltmak ve kölelere kötü muamele edilerek öfkelerinin uyandırılmasını engellemek sureti ile daha bariz bir kontrol oluşturmayı amaçladılar. Orijinal “Code Noir”, kölelerin azad edilmesini teşvik etti ve Fransız kolonilerinde yönetilen tüm kölelere Fransız vatandaşlığının tam haklarını verdi. Irk farkı gözetmeksizin efendilerin köle cariyelerini serbest bırakmaları ve evlenmeleri ile bu ilişkiden doğan çocukları serbest bırakmaları / hürleştirmeleri de bu kanuni düzenlemenin parçalarıydılar.

“Code Noir”in ilk şekli, hangi Avrupa gücünün belirli bir Karayip kolonisine sahip olacağını belirleyen temel ilkenin etkili “işgal” olduğu bir dönemde yayımlandı. Ve bölgede Fransız sayılan nüfusun artırılması amaçlandı ki bu sayede hakim güç olarak Fransız idaresi kabul görebilsin.

Code Noir 1724 yılında Louisiana için değiştirildi. Birkaç kez yeniden yayınlandı ve onsekizinci yüzyıl boyunca Fransız sömürgeleri için kraliyet kararnamesi ile değişikliklere uğradı. Köle azat etmek zamanla gittikçe kısıtlandı, engellendi. Beyaz olmayanlar giderek daha fazla ayrımcılığa uğradılar ve teoride, Louisiana'da ve Fransız Batı Hint Adaları'nda tamamen göz ardı edilerek uygulanmayan bir hüküm olan beyazlardan mülkiyet miras alamama durumu ile karşılaştılar. Hem Louisiana'da hem de Fransız Karayiplerinde melez seçkinler ortaya çıktı ve renkli seçkinlerin ekonomi ve kültürde önemli bir rol oynadığı üç katmanlı toplumlar oluşmaya başladı.

Saint Domingue/Haiti'deki esmer tenli ve özgür seçkinler, köleleri kendi askeri amaçları için kullanmaya çalışarak Haiti Devrimi'ni başlattı. Ancak köleler hem beyaz hem de zenci seçkinlere karşı ayaklandılar, köleliği yok ettiler ve Amerika kıtasındaki ikinci bağımsız ulusu ilan ettiler. Fransız Devrimi'nin en büyük başarılarından biri Saint Domingue/Haiti'deki köle isyanlarına esin kaynağı oluşu ve 1794'te Fransız Genel Kurulu'nda tüm Fransız kolonilerinde köleliği yasaklayan ve Fransız vatandaşlığının tüm haklarını eski kölelere de sunan kararın oy birliği ile alınışı olmuştu. Bu yasa daha sonra, Fransa'da Napolyon döneminde iptal edildi.

Haiti Devrimi'nden esinlenen köle isyanları korkusu, köleciliğe dayalı ziraat sistemlerinin en yüksek zenginlik, güç ve etki seviyelerine ulaştığı on dokuzuncu yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Küba'da kölelerin azledilmesini keskin bir şekilde sınırlamada ve ırk ayrımcılığını artırmada önemli bir faktör haline geldi. Latin Amerika'da yaygın olarak kabul gören iyiliksever kölelik ve ılımlı ırk ilişkileri efsanesine yönelik eleştiri artıyor. Bu efsane Latin Amerika'da köleliğin gerekçesi olarak ortaya çıktı.

Bu yaklaşım, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ağırlıklı olarak beyaz tarihçiler ve Latin Amerika'daki birkaç bilim insanı tarafından geniş çapta yayılmıştır. Bu efsane, Latin Amerika'da zenci karşıtı ırkçılıkla mücadeleyi zorlaştırıyor çünkü varlığı reddediliyor. Günümüzde, ABD de dahil olmak üzere Amerika'daki Afro-Latino nüfusu tarafından şiddetle reddediliyor.