Röportaj/Söyleşi Araştırmacı-Yazar Kemal Küntaş: Alevilerin Dini İslamdır



ID:68878
Yayınlanma:
28 Ara 20

"Siyasi olarak Alevileri Türkiye’ye karşı kullanabileceği bir grup olarak gören Alman Devleti de buna ayna olmaktadır. Almanya’nın bu eylemi bilimsel ve dini hiçbir temele dayanmamakta, sadece siyasi amaç gütmektedir. Nihaî hedef Alevilerin Kur’an ve Ehl-i Beyt öğretisinden uzaklaştırılması ve Ortadoğu’daki Amerika ve İsrail zulmüne karşı sürmekte olan direnişe katılmalarını engellemektir. Aksi halde Alevilerin hak ve inanç özgürlüğü ne Almanya’nın nede batılı diğer ülkelerin umurunda değildir."

Almanya’nın Alevilikle ilgili aldığı karar Alevi camiasında tartışılmaya devam ediyor. Aevilik din midir? Almanya’nın aldığı bu karar Türkiye Alevilerini bağlar mı? Alevi toplumu bu karara nasıl bakıyor? Bütün bu soruların cevabını Araştırmacı-Yazar Kemal Küntaş’tan almaya çalışacağız. Kendisi de Almanya’da yaşayan Küntaş, “Alevilik İslam’ın özüdür” diyor.

İşte sayın Küntaş ile yaptığımız röportaj:

Sayın Küntaş, öncelikle Alevilik nedir, neye inanır? Bu soruya cevap alalım, daha sonra da Almanya’nın almış olduğu kararı sizinle değerlendirelim.

Klasik bir deyimle bu sorunun cevabı güneşten daha açıktır. Elbette Alevilik bir din değildir. Alevilik, İslam dini içerisinde kendisine Kur’an’ın ayetlerini, Hz. Muhammed’in buyruklarını ve Ehl-i Beyt’in öğretilerini baz alan gruba verilen addır. Buna siz ister mezhep deyin ister yol deyin fark etmez, din diyemezsiniz. İnanç önderi olarak Hz. Muhammed ve 12 İmamları kabul etmiş bir öğreti nasıl İslam’dan başka bir din olarak görülebilir? Alevilik İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in buyrukları çerçevesinde ortaya çıkmış bir gruptur. Örneğin Hz. Muhammed’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “‘Ey insanlar! Aranızda iki ağır ve değerli şey bırakıyorum. Onlara tutunduğunuz müddetçe yoldan sapmazsınız. Onlar Allah’ın Kitabı ve Ehli Beyt’imdir. Latif ve her şeyi bilen bana bu ikisinin (Kevser) havuzunda benimle buluşana kadar birbirlerinden ayrılmayacakları sözünü verdi. Bu ikisine tutunun ki yoldan çıkmayasınız ve (dinden) dönmeyesiniz. Onların önüne geçmeyin helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye kalkmayın çünkü onlar sizden daha bilgilidirler.”

Hz. Muhammed, birçok yerde bu buyruğunu dile getirmiştir. Bunun dışında da kendisinden sonra Ehl-i Beyt’in sevilmesini, takip edilmesini ve itaat edilmesini dile getirdiği sayısız buyruğu vardır. Nitekim Ahzab Suresi 33. ayette yüce Allah, Ehli Beyt’in paklığına bizzat tanıklık etmektedir ve Şura Suresi 23. ayette meveddetlerini (onları sevmeyi) zorunlu kılmıştır. Meveddet, mana itibariyle itaat etmeyi gerektiren bir sevgidir. Tüm bunlar ve daha birçok sebepten ötürü İslam toplumunda bir kesim Peygamberimizden sonra Hz. Ali’ye, Ondan sonra da Onun evlatları olan diğer 11 imama tabi olmuşlardır. Peygamberimizden sonra 12 İmamlara tabi olanlara zaman zaman Alevî, Şia, Caferi, Kızılbaş gibi farklı isimler verilmiştir. Alevî kelimesi mana olarak Ali’ye mensup olan demektir. Hz. Ali’nin soyundan gelenlere veya Hz. Muhammed’den sonra Hz. Ali’nin halifeliğine inananlara verilen isimdir. Kısaca Ali’nin soyundan gelen veya Ali’nin taraftarı demektir. 

Günümüzde Türkiye’de bizler Hz. Ali ve 11 evladının taraftarı olan Müslümanlar olduğumuzu göstermek için kendimize Alevi demekteyiz. 

Alevilik tarihten günümüze kadar dünyanın her yerine yayılmış durumdadır. Her bölgede kültürel farklılıklar gösterebilse de veya farklı isimlerle anılsa da temel olarak bütün aleviler aynı inanç esaslarına inanmaktadırlar. Bu anlamda “Alevilik bir din midir?” sorusuna, Anadolu Alevisi olarak nitelendirilen ve benimde içerisinde dünyaya geldiğim toplum muhatap alınmaktadır. Bu soruya cevap verirken ikinci derece de yolun önderleri sayılan kimselere bakmak aslında yeterlidir. Bu kişilerin en meşhurları olarak Dede Garkın, Baba İlyas, Baba İshak, Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa Sultan, Seyyid Safiyyuddin Erdebili, Pir Sultan, Yunus Emre ve Barak Baba gibi Alevi pirleri ve mürşidlerini zikredebiliriz. Sadece bu saydığım pir ve mürşidlerin hayatını ve eserlerini inceleseniz dahi tamamen Kur’an ve Ehl-i Beyt öğretisine dayalı İslam’dan başka bir dine rastlayamazsınız. Ancak siyasi bir oyunun amacına hizmet eden bazı kimseler Aleviliği farklı göstermeye çalışmışlar, bu uğurda kitaplar da yazmışlardır. En son olarak da Almanya merkezli bir grup, Alevi Birlikleri Federasyonu adında bir kurum ile öne çıkarak Aleviliğin İslam Dışı olduğu, ayrı bir din olduğu iddiasında bulunmuşlardır. Bu iddialarını ispat içinde çok çeşitli gayri meşru yollara başvurmuşlardır. Alevi kaynaklarını tahrif etmişler, Hıristiyan kaynaklarını Türkçeye çevirirken amaçlarına uygun olarak yer ve şahıs isimlerini değiştirmişler, ortaya attıkları iddiaları tutarlı göstermek için ise bazı bilimsel verileri çarpıtarak Alevi toplumuna yamamaya çalışmışlardır.  

Eğer Alevilik bir din olarak ele alınacak ise Alevilerin sürekli olarak dile getirdikleri “Alevilik İslam’ın özüdür” sözü dikkate alınmalıdır. Bu söz ile Aleviler yüzyıllardır sürmekte oldukları Kur’an ve Ehli Beyt yolunun gerçek İslam olduğunu vurgulamaktadırlar. Böyle bakılırsa Alevilik, İslam dini olarak kabul edilebilir. Bunun dışında Alevilik İslam şemsiyesi altındaki mezheplerden birisidir. 

Ayrıca bazı Alevi kaynaklarında, Alevi pirlerine “Mezhebiniz nedir?” sorusunun sorulduğunu ve “Mezhebim Kur’an ve Peygamberin Ehl-i Beyt’inin yoludur” şeklinde cevap verildiğini görmekteyiz. Örnek olarak Seyyid Safiyyuddi nErdebili buyruğuna bakılabilir. Kur’an ve Ehl-i Beyt yolu nasıl gayri İslamî olabilir?

Yine Alevilikte en tanınmış ve sözü geçerli olan kimselerden birisi olan Seyyi dSafiyyuddin’in torunlarından Şah İsmail bir deyişinde bunu şöyle açıklamaktadır: 
Sofi mezhebimin nesin sorarsın
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz
Gözlüye gizli yok ya sen ne dersin
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz
Eğnimize kırmızılar giyeriz
Halimizce her manadan duyarız
Katarda İmam Cafer’e uyarız
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz
Kısaca Aleviliğin bir din olduğu bir dayatmadan başka bir şey değildir. 

Almanya’nın Aleviliği bir din olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şuan’da tüm Almanya’da değil, sadece Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde bu yönde bir karar alındı. Bu eyaletin parlamentosu bahsettiğim Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu'na (AABF) "kamu yararına çalışan tüzel kişilik statüsü" vermiş oldu. Bu karar Alevi Birlikleri Federasyonu adı altında yıllardır yürütülen Aleviliğin İslam dışı başka bir din olarak gösterme projesini uygulamanın yeni bir aşamasıdır. Yaklaşık yirmi yıldır -belki daha fazla- ortaya atılan bu mesnetsiz iddialar ile mücadele etmekteyim. Bu projenin arkasında Almanya derin devleti ve onunda arkasında İsrail vardır. Bundan hiç kimsenin şüphesiz olmasın. Siyasi olarak Alevileri Türkiye’ye karşı kullanabileceği bir grup olarak gören Alman Devleti de buna ayna olmaktadır. Almanya’nın bu eylemi bilimsel ve dini hiçbir temele dayanmamakta, sadece siyasi amaç gütmektedir. Nihaî hedef Alevilerin Kur’an ve Ehl-i Beyt öğretisinden uzaklaştırılması ve Ortadoğu’daki Amerika ve İsrail zulmüne karşı sürmekte olan direnişe katılmalarını engellemektir. Aksi halde Alevilerin hak ve inanç özgürlüğü ne Almanya’nın nede batılı diğer ülkelerin umurunda değildir. 

Aleviliğin İslam dışı olduğunu savunan bu grubun Almanya’da bazı yasa dışı gruplarla ilişki içinde olduğunu da görmekteyiz. Bu durum yapılan eylemin bölücü bir nitelik taşıdığını göstermektedir.

Bu karar Alevileri bağlar mı veya nasıl etkiler?

Bu karar esasında dinî, siyasi, bilimsel, kültürel ve sosyal açıdan Alevîleri bağlayıcı değildir. Nitekim biz Aleviler, Aleviliği İslam’ın özü olarak tanıdık ve tanıtmaktayız. Ancak Almanya’da yaşayan Aleviler için kanuni açıdan bağlayıcılığı olacaktır. Yakında Alman okullarında Aleviliği yeni bir din gibi lanse eden dersler verilecek ve zorunlu olmasa da bir şekilde katılım sağlanacaktır. Buda özellikle genç nesli olumsuz yönde etkileyecek, bu safsatanın gerçek olduğuna inanmalarına neden olabilecektir. Diğer yandan Almanya da Alevilere bazı haklar tanınmış olacaktır. Hastane, kreş ve üniversite kurabileceklerdir. Tabi bu yetki bahsi geçen Federasyona verildiği için yapılan her türlü faaliyette Alevilerin İslam’dan koparılması için yeni adımlar atılacaktır. Federasyonun böyle bir yetkiye sahip olması sebebiyle bir nevi arkasında devlet desteği ile hareket edecek ve Alevilik hususundaki saptırmalarını daha rahat bir zeminde yapabilecektir. Kararın bu kuruma çok daha fazla haklar verdiği kesindir. İster istemez bu haklardan kendi çıkarına faydalanmak isteyenler olacağından buda olumsuz bir etki bırakacaktır. Almanya dışındaki Alevilerinde bu durumdan olumsuz etkilenmeleri muhtemeldir. Ancak kısa süre sonra bu etkinin kaybolacağını düşünüyorum. Çünkü mesnetsiz ve yalan üzerine kurulu bir düşüncedir. Böylesi düşünceler çabuk yayılır ve aynı şekilde çabuk yok olur. Ama bunun için Alevi âlimlerinin mücadele etmesi ve gerçek Aleviliği şüphe ve tefrikaya yer vermeyecek şekilde ortaya koymaları gerekir. 

Türkiye’deki Alevi Kurumların Almanya’nın bu kararına karşı tavrı nedir, ne olmalıdır?

Şu ana kadar Aleviği İslam dışı göstermeye çalışan bu gruba karşı Alevi kurum ve kuruluşlarından yeterli tepki göremedim. Hatta yıllarca Türkiye’de birçok Alevi Kurumu bunlara çanak tuttular. Cem evlerinde ve Bektaşi dergâhlarında kitaplarının satışı yapıldı. Konferanslar ve çeşitli etkinlikler yapmalarına müsaade edildi. Hatta Cemevlerinin yönetimleri tarafından bunlara her türlü imkan sunuldu. Ben şahsen uzun yıllardır internet ortamında olsun, yaptığımız konferanslarda ve diğer programlarda olsun farklı vesilelerle bu konuya dikkat çektim. Bu gruba karşı kendi kurdukları forumlarda mücadele ettim. Ancak son birkaç seneye kadar Alevi kurumlarından veya camiasından bunlara karşı bir tepki gelmemişti. Hatta çoğu alevi durumdan haberdar bile değildi. Son birkaç yılda tepkiler gelmeye başladıysa da gözlemlediğim kadarıyla yeterli bilgi ve birikim ile ortaya konulan tepkiler değildi. Geleneksel bazı söylemleri içeriyordu. Bu da pek etki yaratmadı. Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde alınan bu karara da yeterli tepki verilmediğini görüyorum. Zaten bu karar aslında Alman devletinin var olan ve yıllardır uyguladığı bir projeyi resmileştirme eylemidir. Şüphesiz yakında Alevilerin yoğun olduğu diğer eyaletlerde de bu türden eylemler görülecektir. Şu da bilinmelidir ki ilgili eyalet parlamentosu Almanya’daki diğer Alevi örgütlenmelerini muhatap almamıştır. Bu çok manidârdır.

Bence, Alevi kurum ve kuruluşlarının kesinlikle bu duruma tepki göstermeleri gerekmektedir. Bu tepki tamamen birlik ve beraberlik içinde olmalıdır. Öncelikle tüm kurumların aralarındaki fikir ayrılıklarını bir kenara bırakıp İmam Hasan ve İmam Hüseyin’den bize miras kalan “Yol cümleden uludur” düsturu ile hareket etmeleri ve hepimizin ortak düşüncesi olan “Alevilik İslam’ın özüdür” ilkesini açık ve net bir şekilde dile getirmeleri gereklidir. Bilimsel ve akademik yöntemle bir çalışma yapılarak bu çalışmada, başta Kur’an-ı Azümü’ş-Şan ayetleri, sonra Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt’in sözleri ve ardından da mevcut yazılı Alevi kaynakları ile Aleviliğin inanç esasları net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Ayrıca bu çalışma da Alevilik İslam dışı söyleminin temelsiz ve mesnetsiz oluşu ortaya konularak ileri sürdükleri delillerin tamamen yalan ve çarpıtma olduğu bilimsel olarak ortaya konmalıdır. Daha sonrasında bu çalışmayı gerek görülürse Almanya’da bulunan Alevi kurumları birlik ve beraberlik içinde Almanya’nın ilgili makamlarına gerekli sunumu yaparak Alevi Birlikleri Federasyonu’nun ortaya attığı iddiaların Alevilikle ilgisi olmadığını belgelendirebilirler. Ancak bunun bir neticeye ulaşma oranı oldukça düşüktür. Çünkü Alevi Birlikleri Federasyonu’nun tüm faaliyetleri Alman derin devletinin ve İsrail’in planıdır ve maddi olarak bunlar tarafından finanse edilmektedir. Siyasi olarak da himaye edilecektir. Yine de gerekli tavır ortaya konulmalıdır.

Röportaj:7Sabah.com.tr