Bir Portre HİTAMUHU MİSK (O’nun sonu misk kokusudur)



ID:68883
Yayınlanma:
29 Ara 20

Düşmanlar, Süleymani'yi şehid etmekle bu ilahi nuru, direniş ve fedakârlık sembolünü söndüreceklerini zannetmekteydiler. Oysa bunların, bir parfüm şişesi gibi oldukları, kırıldıklarında kokularının her yana yayılacağını bilmiyorlardı. Evet, General'in şehadetiyle direniş, fedakârlık, ihlas, devrimcilik ve dünya istikbarına karşı mücadeleye umut bahşetme kokusu ve feryadı tüm dünyaya yayılmıştır.

Bismillahirrahmanirrahim- Tarih sayfaları arasında gezindiğimizde, küçük bir dikkatle sayfalardan bir kısmının altın renginde ve diğer bazılarına göre daha parlak olduğu fark edilebilir. Bu parlak sayfaları oluşturan kimseler kesinlikle özel bir hususiyete sahiptirler. Bu yazıda, İslam İnkılabı Muhafızlar Ordusu'nun kahramanı, General Süleymani'nin ilahi lütuf sayesinde kendisine bahşedilen ve bu sayede ilahi ve Kur'ani ahlak özelliklerinin kendisinde tecessüm ettiği faziletlerinden bazılarını vermeye çalışacağız.

Sözümü İslam İnkılabı Rehberinin bir beyanı ile başlatmak istiyorum. İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei diyor ki: "Allah yolunda mücadele ettiğinizde, yani sizler gayret, çaba harcadığınız zaman Allah Teâlâ da hakikat yolunu, sahih yolu sizlere gösterir. Niyetleriniz sorumluluk duygusu içinde, vazifenizi yerine getirmek çabasında ilahi amaçlı niyetler olmalıdır. İnşallah Allah Teâlâ da sizlere yardım edecek elbette.”

İslam İnkılabı Rehberi'nin bu sözleri aslında Ankebut Suresi'nin 69. ayetine işaret etmektedir ki Allah Teâlâ burada şöyle buyurmaktadır: “وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ” Yani: “Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı sarf edenlere gelince, onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz. Kuşkusuz Allah iyilik yapanların yanındadır.” Allah'ın özel hidayetini elde etmek kuşkusuz çaba gerektirir ve bizzat insanın kendisi bu yolda ilk adımı atmalıdır. Atılacak bir adım ve halis bir çaba ve gayret kuşkusuz ebedi hidayet ve kurtuluşu beraberinde getirecek. Sürekli olarak Allah yolunda adım atan kimseye Allah'ın lütuf ve inayeti şamil olur, yol esnasında kuşkusuz ilahi gaybi yardımlara muhatap olur. Bu arada çaba ve gayretlere değer veren asıl husus insanın başlattığı bu hareket ve çabada hulus içinde olması, niyetinin saf olması hususudur. Bu durumda insan önünde kendisini Allah Teâlâ'ya yakınlaştıran, hidayet eden yollar sınırsız olacaktır.

Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi Allah'ın vaatlerine tam güvenimiz olmalı ve bu mesele karşısında şüphe duymamalıyız. İyiliğin başlıca özelliklerinden biri hiç kuşkusuz insanın hak ve ihlas yolunda adım atması, gayret göstermesidir. Hz. İmam Hüseyin'in (a.s.) Arefe Duası'nda niyaz ettiği gibi: “ماذا فقد مَن وجدك و ماذا وجد مَن فقدك “Seni bulan birinin artık nasıl bir noksanlığı olabilir ve seni kaybedenin neyi olabilir?” İnsan cihad yolunda olduğu müddetçe kuşkusuz Allah Teâlâ da ona yakınlaşma yolunu göstermekte ve hedefe ulaşmak amacıyla kendi mücahid kulunun elinden tutmaktadır: “Onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz.” “Kuşkusuz Allah iyilik yapanların yanındadır.”

General Süleymani, samimi çabaları ve hakikat uğruna mücadeleyle bu ayetin açık bir örneği haline gelmiş, Yüce Allah'ın özel ilgi ve inayetine muhatap olmuştur. Ayrıca bu dünya ve ahiret hakikatinin doğru anlaşılması da Şehid General Süleymani'nin önemli bir özelliğidir, dünya hayatının gerçeğini derinden ve iyi şekliyle kavrayabilmişti ve dünyayı, görünüşünün ötesindeki haliyle müşahede etmekteydi. Ve dünyayı ebedi olmayan bir sanal âlem, ahireti ise kalıcı bir hakikat olarak bulmuştu. Bu bilge ve irfani görüş, onun doğru davranış ve düşüncelerinin oluşmasına yol açmıştır. (وللآخرهخیرلکمن الدنیا) “Ahiret doğrusu senin için dünyadan daha hayırlıdır…” Ahiret eğilimi yıllar boyu iç ve dış mücadele alanında ona iftihar dolu bir şecaat, yiğitlik ve gayret gösterme imkânı kazandırmıştır. Öyle ki sanki Kur'an-ı Kerim'de ve rivayetlerde belirtilen mücahitlerin açık bir simge ve mısdakı olmuştur. Ahiret eğilimi olan kimse, "Biz Allah'ın yaratılıştan boyadığı iman boyasıyla boyanmışızdır. O'nun boyasından daha güzel boya mı olur? Yani hayatımız Allah'ın rengi olan iman ve İslâm ile renklenir. Kim tüm hayatımıza Allah'tan daha güzel renk verebilir?” (صِبْغَةَ اللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً) ayeti uyarınca Allah'ın rengini kendi manevi varlığında en iyi şekilde tecelli ettiren kimsedir. Öte yandan, insanın dünya eğilimi ve bağlılığından kendini kurtarması ve ahirete yönelmesi, eylem ve söylemlerinin başka insanlar üzerinde derin bir etki bırakmasına sebep olmakta ve insanların kişiliklerinin oluşumu yönündeki liderlik ve hidayet rolünü ilahi bir amaç doğrultusunda üstüne almasını sağlamaktadır.

Korku ve tehlike zamanlarında ve Allah için ağır cihadî savaşlara girmek onun için bir ibadet meselesiydi. Dünyaya ve bu fani âleme bakışı, davranışını sanki hiç bu dünyadan değilmiş gibi şekillendirmişti ve bu dünyada er ya da geç ahirete koşmak zorunda kalacak bir gezgin olduğunu sürekli hissediyordu. Peygamber Efendimizin (s.a.a.) "El-Cihadu Ruhbaniyyet'ül İslam" yani “Cihad İslam'ın ruhbanlığıdır” hadis-i şerifini yaşamında dikkate almış, dolayısıyla çok etkili bir varlık sergilemiş, bu durum yaşam ve mücadele alanında aktif bir rol ifa etmesine sebep olmuştur.

General Süleymani'nin davranışının bir başka yönü de mükemmeliyetçilik ilkesine dikkat etmesiydi. Her zaman ilahi inançlarını derinleştirmeye ve yapıcı davranışlarını daha da geliştirmeye çalışmıştır. İmanı ve salih amelleri güçlü ve kusursuz bir kişilik ortaya çıkaracak özellikteydi. Ve kendi amacı ve mücadelesinde asla tereddüt etmedi. Her zaman hak yol üzerinde sabitkadem ve kararlıydı ve Allah'a doğru seyr-i sulûk istikametindeydi, yavaş ama istikrarlı bir şekilde bu yolu katetmekteydi.

Kuran ayetleri, cennet ehlinin ve muhlislerin özelliklerini tasvir etmiştir ve bu özellikler, salahiyet sahibi kimselerde kendini göstermektedir. İslam İnkılabı, özellikle de Mukaddes Savunma Savaşı boyunca ve sonrasında dikkate değer yetenekler fiiliyatta tahakkuk bulmuş ve pek çok hamasi destan yaratılmıştır. Ancak bazı insanlar, paklık ve ihlasları sayesinde ve kendilerini sadece Allah'ın rengine bürüdükleri için ilginç bir şekilde bu özelliklerin tamamına veya çoğuna sahip olmuşlardır ki bunun bariz örneklerinden biri İslam'ın ve Velayet'in yiğit askeri Şehid Kasım Süleymani'dir.

Peki, bu komutanı eşsiz bir kahraman yapan hayat süreci nasıldı? Yaşamında ve ölümünde ismini dünyanın her yerinde bir cesaret simgesine dönüştüren, zulüm ve istikbara karşı mücadele örneği olmasına yol açan nasıl bir seyr-i sulûk içinde olmuştur? Cevabı açıktır: Allah'a samimi bir kulluk, nefis âlemine sırt çevirmesi, eşsiz bir cesarete sahip olması ve üstün sosyal ve ferdi ahlaki özellikleri kendinde toplayan benzersiz bir komutan olması.

Allah karşısındaki taabbudu ve maneviyatın yanı sıra sınırlar ötesi düşünmesinin, Allah'ın kulu olmanın hudut tanımadığını bilmesinin ve Yaradan'la samimi iletişim kurmanın bu şehidin üstün düşüncesinin gücünü artırdığını ve fikri ve manevi yönlerini desteklediği görülüyor. Bölgede IŞİD korkusunun egemen olduğu ve istikbar, din düşmanı güçler ve siyonizmin destekleri sayesinde IŞİD teröristlerinin bölge ülkelerine musallat olma arzularını güçlendirdiği bir ortamda, İslam'ın bu yiğit, muhlis ve mücahid kahramanının cesareti, engin görüşü, dirayet ve tedbiri sayesinde bölge güvenlik ve huzuruna yeniden kavuştu.

Öte yandan, halkla olan ilişkilerine baktığımızda, insanları ne kadar iyi tanıdığını, ruhsal boyutlarının insanlar üzerindeki üstün karizmatik etkisini müşahede etmekteyiz. Bu ise bize Bakara Suresi'nin 83 ile Taha Suresinin 43. ayetlerini hatırlatıyor.

Dünya istikbarı ve Siyonizmin, üstün silah ve medya imkânları ve bölgesel işbirlikçileri sayesinde bölge halklarına yönelik hiçbir cinayetten çekinmedikleri, Irak ve Suriye'de savunmasız sivil insanların can ve malına acımasızca kastettikleri ve hızla tüm bölgeye yayılmakta oldukları, tüm bölgeyi daimi olarak kendi sultaları altına geçirmeyi amaçladıkları bir dönemde ve tüm iddia sahipleri bölgeyi teröristlere ve onların destekçilerine terk ederek, olaylar karşısında seyirci kalırken, İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei'nin emri altındaki bu yiğit komutanın üstün bir dirayet ve zekâyla, mücadele alanına adım attığını, bölge halklarının huzur ve güvenliği için savaşım başlattığını görmekteyiz.

Düşman, yanlış ve gerçek dışı inançlar yayarak mazlum, mustaz'af milletleri kendilerine muhtaç ve bağımlı kılmaya çalışmaktadır. Öte yandan Âl-i İmran Suresi'nin 139. ayeti “وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ” "Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz.” gereğince Velayet ve Kur'ani yaşama olan bu itaat ve bağlılık, General Süleymani'ye çok büyük bir üstünlük ve güç kazandırmıştır. Ve kendisini müstekbirler ve zalimlerin bu tutumları karşısında Peygamberler ve İmamları (a.s.) örnek olarak, devamlı bir şekilde mustaz'aflara yönelik cehalet ve bilinçsizliği yok etmeye ve yalnız Allah Teâlâ'ya tevekkül etmeye telkine yöneltmiştir. Ayrıca her zaman halkın kendi öz gücünün önemini vurgulamıştır.

Müstekbirlerin yenilgisi

Düşmana karşı dakik ve çok yönlü bir mücadelenin etkin yol ve metotlarından biri, siyasi ve askeri alanda müstekbirleri tahkir etmek ve onların sahte görkemliliklerini yok etmektir. Bu ise General Süleymani'nin Kur'an'a dayalı mücadele metodunda açıkça görülmektedir: Nuh peygamber halka hitaben şöyle dedi (وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۢ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَام۪ي وَتَذْك۪ير۪ي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ) “Onlara Nûh'un kıssasını da oku! O, kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Eğer benim aranızda bulunmam ve Allah'ın âyetlerini bildirmem zorunuza gidiyorsa, bilin ki ben yalnız Allah'a dayanıp güveniyorum; siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın, yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın ve bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın.” Bu yiğitlik ve korkusuzluğu komuta ettiği ordu birimlerine de güç ve cesaret kazandırmıştır.

Mustaz'afların tüm yönüyle müdafaası konusunda yine Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ” “Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tâbi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç! Nuh: Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur; hesapları Rabbime aittir, düşünsenize! Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça uyarıcıyım" dedi.”

İstikbara karşı birleşik bir cephe örgütlemek

Yoksulları ve mahrumları desteklemek aslında, istikbara-emperyalizme karşı güçlü bir cephe oluşturmak ve dağınık güçleri örgütlemektir. İlahi Peygamberlerin ve Tevhid Mektebinin gerçek mensuplarının tarihi üzerine yapılan bir çalışma, onların çoğunun mensup olduğu sınıfların, mahrumlar ve fakirler olduğunu ve hiçbirinin mahrum ve ezilenlere karşı zenginler ve güçlülerle aynı fikirde olmadığını ve onlar karşısında ortak bir cephede birleştiğini gösterecektir.

İmam Ali (a.s.), mülk ve krallık sahibi olan Hz. Süleyman'ın (a.s.) metodu ve sireti hakkında şöyle buyuruyor: “Hz. Süleyman (a.s.), sabah saatlerinde zenginler ve toplumun müreffeh kesimi ile bir araya gelerek onların hal hatırını sormakta, fakirlerle karşılaştığında da onlarla bir arada oturmakta ve kendisinin de fakirlerden bir fakir olduğunu söylemekteydi.” İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a.) de ömrünün sonuna kadar, yaşamını fakirler ve miskinlerle bir arada geçirdi, müreffeh kesimin, yoksullardan uzaklaşması yönündeki teklifini ise her zaman reddetti.

Kur'an-ı Kerim'in Nahl Suresi'nde buyurduğu üzere: “وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ” (Doğrusu biz her ümmete: “Allah'a kulluk edin ve insanları sahte tanrılara tapmaya zorlayan şeytânî güçlerden uzak durun” diye uyaran bir peygamber gönderdik.) küfür karşıtlığı ve tevhid kültürü metodundan yararlanarak müminler ve Müslümanlar arasında vahdet ve dayanışma oluşturmak, General Süleymani'nin düşmanlar karşısında başvurduğu önemli taktik ve metotlardandı.

Müstekbirlerin, mustaz'af halklar üzerinde sulta kurma yollarından biri, onları mustaz'af konumuna sürüklemek ve aralarında tefrika ve parçalanma oluşturmaktır. Müstekbirlerle mücadele edebilmek için bu yolun tersi istikametinde adım atmak ve birlik ve bütünlük içinde onlara önemli darbeler vurmak gerekir. Mekke döneminde, Müslümanlar birlik ve kardeşlik duyguları içindeydiler, bu hususta bir sorun yoktu, ancak Medine'ye hicret sonrası Peygamber Efendimizin (s.a.a.) sahabileri Ensar ve Muhacirler olmak üzere iki grup oluşturdular. Ekonomik ve maddi koşullardaki farklılıklara ek olarak, bu iki grup iki farklı kültürel çevrede büyümüştü ve bazı uyumsuzlukları bulunmaktaydı. Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a.) Müslümanlar arasında akdettiği uhuvvet, bu cephenin daha da güçlendirilmesi için bir "kardeşlik" planıydı.

Hak Cephesi'nin temel ilkeleri, mebde ve meada ilgi göstermek, tevhide inanmak, insan kerametine gerekli değeri vermek, sorumluluk hissetmek ve düşmanı gerektiği gibi tanımaktır.

خِتَامُهُ مِسْكٌۜ وَف۪ي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَۜ

”Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.” Mutaffifin Suresi – Ayet 26

Bu Cennet nimetinden yararlanabilmek için, ona müstahak olabilecek bir amelde bulunmak gerekir. Devamında Allah Teâlâ insanları cennet mükâfatını elde etmeğe teşvik etmektedir ve General Süleymani gerçekten de bu ayetin mana ve mefhumunu çok güzel idrak ederek, çok büyük bir ilahi mükâfatı elde etmeyi başarmıştır.

Yine Saf Suresi'nin 8. ayetinde buyrulduğu gibi;

يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

“Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.”

Tarihte arkalarında kalıcı bir isim bırakacak bir dereceye ve ilahi lütfa eren insanlar, dünyanın her bir kesimindeki başka insanlara örnek olabilecek özellik ve yetenekte olduklarını göstermişlerdir. Bu gibi insanlar kendi şehadetleri ile muhlis, mümin insanların yüceliğini tecelli ettirmektedirler. Nitekim Şehid Süleymani'nin şehadetinin oluşturduğu dalga bu ayetin tecellisinin açık bir örneğidir. Düşmanlar, Süleymani'yi ve Süleymani gibileri şehid etmekle bu ilahi nuru, direniş ve fedakârlık sembolünü söndürebileceklerini zannetmekteydiler. Oysa bunların, bir parfüm şişesi gibi oldukları, kırıldıklarında kokularının her yana yayılacağını bilmiyorlardı. Evet, General'in şehadetiyle direniş, fedakârlık, ihlas, devrimcilik ve dünya istikbarına karşı mücadeleye umut bahşetme kokusu ve feryadı tüm dünyaya yayılmıştır.

Dr. Hatice Celali