Alıntı Yazılar Seçimle gelen seçimle gitmek istemeyince / Fikret Bila



ID:69358
Yayınlanma:
08 Oca 21

Yandaşlarını kışkırtarak Kongre'ye gönderen Trump, 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların sorumlusu olarak yargı karşısına çıkabilir. Çıkmalıdır da…

ABD Başkanı Donald Trump, seçimi kazanan Joe Biden'in resmen ABD Başkanı ilân edileceği toplantı devam ederken yandaşlarına Kongre'yi işgal ettirerek demokrasi adına bir utanç tablosuna neden oldu.

Trump, seçimle geldiği başkanlık görevinden seçimle gitmek istemeyen, koltuğu bırakmamak için Kongre'yi basan ve 4 kişinin ölümüne neden olan Başkan olarak ABD tarihine geçti.

1834 yılından bu yana ilk kez yaşanan bu olay Trump'un yargılanmasına neden olabilir. Yandaşlarını kışkırtarak Kongre'ye gönderen Trump, 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların sorumlusu olarak yargı karşısına çıkabilir. Çıkmalıdır da…

Trump, seçimi kaybettiği günden beri, sonuçlarını tanımayacağını, çünkü kazandığı seçimin çalındığını öne sürüp duruyor.

Bu iddiasıyla ilgili olarak yaptığı bütün itirazlar ABD mahkemelerince reddedildi. Son olarak Trump'ın, Georgia Eyalet Sekreteri Brad Raffensperer'i arayıp kendisine seçim sonuçlarını tersine çevirecek oy bulmasını istediği de kamuoyuna yansıdı. Washington Post gazetesi telefon kaydına dayanarak, Trump'ın Eyalet Sekreteri'ne, "Yapmak istediğim şey bu. 11 bin 780 oy istiyorum" dediğini yazdı. Biden, bu eyalette seçimi 11 bin oy farkıyla kazanmıştı.

Eyalet Sekreteri'nden seçime hile karıştırmasını isteyecek kadar koltuğa yapışan Trump'ın "seçimi çaldılar" gerekçesinin gerçekle bir ilgisi yok.

Demokratların adayı Joe Biden, Trump'tan 7 milyon fazla oy aldı. Ayrıca ikinci seçmenlerde de açık ara bir üstünlük sağladı. Trump, buna karşın "seçimi çaldılar" diyerek itirazını sürdürüyor.

2016 seçiminde Hillary Clinton kendisinden 3 milyon fazla oy almasına karşın, ikinci seçmenlerde Clinton'dan fazla delege kazanınca ABD Başkanı seçildiğini unutmuş görüyor.

Donald Trump, son yıllarda seçimle iktidara gelen sağ popülist liderler arasında gösteriliyordu. Trump gibi Rusya Devlet Başkanı Putin, Macaristan Başbakanı Orban, Polonya Devlet Başkanı Duda da giderek otoriterleşen sağ popülist liderler arasında sayılıyordu.

Trump'ın başını çektiği sağ popülizm; ayrımcılığı ve yabancı düşmanlığını temel politika haline getiren, milliyetçi, demokrasinin denge-denetleme kurumlarını hiçe sayan, demokrasiyi sandıkla sınırlı gören, halkın iradesini doğrudan temsil ettiklerini, dolayısıyla anayasal kurumlara gerek olmadığını veya o kurumların da kendilerine tabi olması gerektiğini savunan, ırkçılığa varan otoriter yönetim sergileyen bir akım olarak tanımlanabilir.

Trump bu politikaların hepsini uyguladı. ABD'nin anayasal kurumlarına karşı direndi. Kongre'yi dikkate almadı. Bazı kararlarını uygulamadı. Göçmenlere karşı yabancı düşmanlığını körükledi, onları aşağıladı, Meksika sınırına duvar ördü, siyah karşıtı ırkçı söylemler kullandı, polisin siyahları öldürmesine seyirci kaldı. Sağlık ve eğitime değil, silah ve savaş ekonomisine kaynak ayırdı. Yoksul kesim üzerindeki vergi yükünü artırdı. Bireysel silahlanmayı teşvik etti.

İstanbul'da, Haziran ayında düzenlenen "Sağ Popülizmin Yükselişi ve Sosyal Hareketlerin Mücadele Yöntemleri" konulu konferansta sağ popülizmi değerlendiren Doç. Dr. Evren Balta, bu akımın dünyada yükselmesinin nedenlerini şöyle sıraladı:

"1- 2008 küresel ekonomik krizinin devam eden etkileri,

2- Siyasal partilerin sınıfları temsil etme iddialarını bırakmalarıyla gündeme gelen siyasal temsil krizi,

3- Aileden dine ve diğer kimliklere uzanan kültürel alanda yaşanan değişimi ifade eden bir değerler krizi,

4- Ticaret savaşları, uluslararası kurumların ve kuralların aşınması ve küresel düzeyde demokrasiye olan inancı yitimiyle karakterize olan liberal küresel düzenin yitimi."

Balta'nın bu saptamalarının yanı sıra, sol partilerin yoksul kesimlerin umudu olmaktan çıkmasını, Sovyetler'in çökmesinden sonra ideolojik bir çekingenliğe gerilemelerini, sağ partilere benzemeye çalışmalarını, neo-liberal politikaları uygulamakta sağ partilerle yarışmalarını da saymak gerekir.

Sınıf temelli siyaset yerine kimlik temelli siyasetin öne çıkması, sağ popülist lider ve partilerin yeni kimlik inşa etmeleri ve toplumu kutuplaştırmaları, dini değerleri istismar etmeleri, yoksul kesimleri milliyetçilik ve geçmiş kahramanlıklarla avutmaları sağ popülist liderlerin demokrasiyi hırpalamalarıyla sonuçlandı.

Umarız bu politikalarla ancak bir dönem iktidarda kalabilen Trump'ın gidişi dünyada sağ popülizmin etkisini yitirmesi açısından bir başlangıç olur.

Fikret Bila/T24