İşgallerin altyapısı nasıl hazırlanıyor?



ID:69563
Yayınlanma:
13 Oca 21

"Normalleşme adı altında yapılan ihanet sözleşmeleri, sözde İsrail’in güvenliği bahane edilerek İslam ülkelerine kabul ettirilmeye çalışılıyor. Bu kritik süreçte ülkemizin etkin ve doğru bir karar vermesini bekliyoruz. Türkiye geliştireceği dış politika hamleleri ile buna boyun eğmemeli, normalleşme denen bu mefhumun ne olduğunu aşikâr etmeli ve köklü bir çözüm yoluna gitmelidir."

İslam ülkelerini temsil eden siyasi liderleri doğru bir bakış açısı ile değerlendirebilmek için onların halkın karşısına geçip yaptıkları icraatları ballandıra ballandıra anlatmalarına değil, bütün dünyaya şiddeti yayan emperyalist, küresel zihniyetle ilişkilerinde takındıkları tavırları, sergiledikleri yaklaşımı dikkate almak gerekir. Nitekim dünyanın Siyonizm’in bir eseri olduğunu ifade eden rahmetli Erbakan Hocamız bunu şu metaforla açıklardı: “Siyonizm bir timsah gibidir, üst çenesi Amerika’dır, alt çenesi Avrupa Birliği’dir, kuyruğu İsrail’dir, gövdesi bir takım Müslüman ülkelerin yöneticileri, medyacılar, iş adamları ve işbirlikçileridir.” Son günlerde “normalleşme” adı altında yapılan görüşmeler, alınan kararlar gösteriyor ki, İslam toplumlarının liderleri hocamızın bu ifadelerinin ihtiva ettiği anlamı zerre kadar dahi kavramış değiller. 

Kulaklarımıza zehirli bir mızrak gibi çarpan normalleşme anlaşması gösterişli bir kumaşa sarılarak pazarlanmaya çalışılıyor. Hatırlayacağınız üzere yakın tarihte Yüzyılın Anlaşması adı altında bir ihanet belgesi imzalanmış ve süreç normalleşme adı altında yapılan bu görüşmelerle devam etmişti.

Mazlum halklar kitleler halinde katledilirken neyin normalleşmesinden bahsediliyor acaba? Sözde İsrail’in Müslüman ülkelerle ilişkilerini iyileştirmeyi içeren bu tuzağa, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Ürdün, Bahreyn, Sudan ve Fas da dâhil oldu… Ne acıdır ki katledilen Müslüman halkların başındaki kukla liderler zamanın Firavunları ile el sıkışabilmek için sıraya girdiler. İsrail’in Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme süreci daha önce Mısır ve Ürdün’le sınırlıydı fakat şu an hepsi aynı kulvarda birleştiler.

Hatırlarsanız ABD eski Başkanı Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıklamış ve bu ihanet taslağına karşı harekete geçen Filistinli protestoculara yönelik sert müdahale yapılmıştı. Bu müdahale sonrası Türkiye ve İsrail karşılıklı olarak büyükelçilerini geri çekmişlerdi. Fakat şu günlerde Türkiye’nin de bu sürece dâhil olacağından bahsediliyor. Olası bir normalleşmenin seçim öncesi gerçekleşebileceği ise iddialar arasında… Kapalı kapılar ardında işgal edilecek toprakların, katledilecek canların hesabı yapılıyor ve bu karanlık senaryoyu bize afili ifadelerle aktarıyorlar. Aklımızla dalga mı geçiyorlar acaba?  Allah aşkına hangi normalleşmeden bahsediliyor? Neyin normalleşmesi? Bölgede taş üstünde taş bırakmayan, onlarca kadın, erkek ve çocuğu katleden bir zümre ile normalleşmek mümkün olabilir mi? Bu olsa olsa, bu şer zihniyetin planlarını kolaylaştırma, hedefe giden yolu açma noktasında atılacak bir adım olur ki, sanırım bunun böyle olduğunu Siyonizm’in kuklalığına soyunanlar zaten biliyorlar. 

Endişelerimiz artıyor, umutlarımız sönüyor… Ne zaman normalleşmeden bahsedilse İsrail şiddetin dozunu arttırmaya, Gazze’de, Batı Şeria’da katliamlar yapmaya, toprakları işgal etmeye başlıyor. Normalleşme söyleminin ardına sığınılarak bu hamleleri meşru gösterecek yollar aranıyor belli ki… Dolayısıyla İsrail ile normalleşme oyununa alet olanlar aslında şiddet ve işgale katkı sağlamış oluyorlar. Buna müsaade edilmemelidir.

Katliamlardan nasibini alan bazı kavramlar işgallerin ambalajı haline geldi. Ne zaman ki, demokrasi, eşitlik, özgürlük, normalleşme gibi kavramların dillendirildiğine şahit olsak yüreğimizde bir sızı oluşuyor ve işgal edilen toprakları, katledilen insanları görür gibi oluyoruz.

Hani Irak demokrasi ile tanışacak, insanlar haklarına kavuşacaklardı ne oldu peki? Irak’a eşitlik ve özgürlük götüreceklerini vaat eden güç odakları ülkeyi maddi, manevi ve kültürel kaynakları ile birlikte işgal ettiler. Sokaklardan, insan çığlıkları yükseliyor. Kadınlar, erkekler işkence altında, şehirler korku saçıyor, basılan evler, yıkılan, harabeye dönüşen tarihi mekânlar kurtarıcı bir el bekliyor.  Normalleşme adı altında yapılan ihanet sözleşmeleri, sözde İsrail’in güvenliği bahane edilerek İslam ülkelerine kabul ettirilmeye çalışılıyor. Bu kritik süreçte ülkemizin etkin ve doğru bir karar vermesini bekliyoruz. Türkiye geliştireceği dış politika hamleleri ile buna boyun eğmemeli, normalleşme denen bu mefhumun ne olduğunu aşikâr etmeli ve köklü bir çözüm yoluna gitmelidir.