Alıntı Yazılar 15 Temmuz’u kim yaptı? / Yusuf Karataş



ID:71053
Yayınlanma:
08 Şub 21

Kimler bu darbe girişimini “Allah’ın lütfu” olarak görüp tek adam iktidarını kurmanın fırsatına dönüştürdü?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “müttefiklik ilişkisini aktif olarak kullanma” arzusunu dile getirdiği Biden döneminde ABD-Türkiye ilişkilerinin nasıl olacağı konusunda tartışmalar devam ediyor. Çünkü Biden yönetiminin başta S-400’ler, Suriye ve Doğu Akdeniz olmak üzere Erdoğan iktidarı ile aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için nasıl bir politika izleyeceği hâlâ belirsiz görünüyor ve dolayısıyla ABD’nin yaptırım tehdidi de devam ediyor. Tam böyle bir zamanda İçişleri Süleyman Soylu’nun 15 Temmuz darbe girişi ile ilgili gündeme getirdiği iddia bu tartışmalara yeni bir boyut getirdi. Soylu önce haber Global’de katıldığı bir programda ve arkasından Hürriyet gazetesinden Nedim Şener’e yaptığı açıklamalarda “15 Temmuz’un arkasında sadece FETÖ yok, ABD var” iddiasını gündeme getirdi. Gerçi iddia yeni değil ama ilişkilerde belirsizliklerin ve yaptırım tehdidinin devam ettiği koşullarda bu konunun tekrar ısıtılıp gündeme getirilmesi sebepsiz olmasa gerek!

Erdoğan iktidarı, ne zaman emperyalistlerden bir konuda baskı görse ya da yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalsa bunu iç politikada bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Karşı karşıya kaldığı baskı ya da tehditleri “antiemperyalistliğinin” ve “dış güçlere karşı milli iradenin savunucusu olduğunun” kanıtı gibi sunuyor. Böylece halkın emperyalistlere yönelik tepkisini kendi politikalarını güçlendirmenin dayanağı haline getiriyor.

Burada İçişleri Bakanı’nın iddiası ve iktidarın uyguladığı politika arasındaki tutarsızlığı ortaya çıkarmak için uzun uzadıya tahliller yapmaya gerek yok. Tek bir soru sormak yeter: Madem ABD, temsilcisi olduğunuz milli iradeyi ortadan kaldırmak için darbe girişimini destekledi, o zaman ABD’ye karşı neden gereken siyasi tutumu takınmadınız? Mesela nota verebilir, diplomatik ilişkileri kesebilir ve daha önemlisi ülkedeki askeri üsleri kapatabilirdiniz. Ama derdiniz antiemperyalist bir tutum almak değil, bu konuyu iç politika malzemesi yapıp fırsata çevirmek olduğu için bunların hiçbirini yapmadınız ve bugün de yapmıyorsunuz. Aksine dönemin ABD Genelkurmay Başkanı Dunford, darbe girişiminden bir ay sonra Ağustos 2016’da Türkiye’yi ziyaret etmişti ve ayrıca ABD yönetimi de darbe girişiminin ardından Erdoğan yönetimi tarafından kendilerine yöneltilmiş hiçbir resmi suçlama olmadığını açıklamıştı.

ABD’nin şimdiki başkanı Biden, darbe girişimi gerçekleştiğinde ABD Başkanı olan Obama’nın yardımcısıydı. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün ilişkileri kesmekten değil, “Amerika ile uzun ve yakın müttefiklik ilişkilerimizi, bölgesel ve küresel tüm meselelerin çözümünde aktif olarak kullanmak arzusu”ndan söz ediyor.

Ancak madem İçişleri Bakanı Soylu, 15 Temmuz darbe girişimini yapanların (FETÖ) arkasında kimin olduğu tartışmasını yeniden açmış bulunuyor, o zaman biz de bu tartışma bakımından göz ardı edilememesi gereken birkaç önemli noktaya dikkat çekelim.

Öncelikle “FETÖ”nün arkasında kimin olduğu sorusu, ‘darbe girişiminde bulunabilecek gücü nereden bulduğu’ sorusundan ayrı yanıtlanamaz. Bugün Soylu’nun da arkasına saklanmaya çalıştığı “kandırıldık” açıklamaları, “FETÖ”nün darbe girişiminde bulunabilecek bir güce sahip olmasını AKP-Erdoğan iktidarına borçlu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bunu biz söylemiyoruz, “Ne istediler de vermedik” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan söylüyor. Demek ki, ortada sadece bir azmettirici değil, aynı zamanda bir yardım-yataklık suçu da bulunuyor.

Darbe girişimi ile ilgili bir diğer önemli nokta da şudur: Ülke tarihinde AKP-Erdoğan ve o zamanki ortakları Gülenciler/Cemaatçiler kadar “askeri vesayeti ortadan kaldırmak”tan söz eden başka bir iktidar yoktu. Ama gelin görün ki, askeri vesayeti ortadan kaldırmaktan söz edenler askeri darbe girişiminde bulundular.

Peki, bu nasıl oldu?

Çünkü AKP-Erdoğan ve Gülencilerin “askeri vesayeti ortadan kaldırmak”, “ülkede milli iradeyi tesis etmek”, “demokrasiyi egemen kılmak” vb. söylemlerle yaptıkları bütün müdahaleler (referandum, siyasi tasfiye davaları vs.) aslında sadece devlet yönetimini ele geçirme amacına dayanıyordu. Bunun en somut örneklerinden biri de Ergenekon operasyonlarının Kürtlere karşı işlenen savaş suçlarını ortaya çıkarmak ve orduyu demokratik mekanizmalarla denetlenebilen bir yapı haline getirmek yerine sadece ordudaki muhaliflerini tasfiye amacıyla sınırlanmış olmasıydı. Yani demokratikleşme konusunda gereken adımlar gerçekten atılsaydı, zaten “FETÖ” ya da başka bir yapılanmanın darbe girişiminde bulunması mümkün olamazdı.

ABD’nin rolüne gelince…

ABD’nin daha en baştan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında bölgeyi “ılımlı İslamcı” güçlerle dizayn etmek istediği ve bu temelde AKP-Erdoğan ve Gülencileri desteklediği biliniyor. Ancak siyasi rakiplerini saf dışı bıraktıkları ve sermaye içindeki dayanakları arttığı oranda ittifak halindeki bu iki İslamcı-muhafazakâr güç arasındaki iktidar mücadelesi de görünür oldu. Cemaatçilerin MİT’i ele geçirme ya da AKP-Erdoğan’ın dersaneleri kapatma girişimlerinde kendini açıkça belli eden bu çatışmanın hızlı ve darbe girişimine varacak kadar keskin bir hatta ilerlemesinde bölgesel gelişmelerin de etkisi oldu.

AKP-Erdoğan’ın Suriye ve bölge politikasında ABD ve batılı emperyalistlere ters düşmeye başlaması, Gülencilerin bu durumu darbe girişimi için bir dayanak/fırsat olarak kullanmalarına yol açtı. ABD ve batılı emperyalistlerin de bu darbe girişimini, Türkiye’de kendi çizgilerini daha açıktan savunacak bir gücün iktidara gelmesi ya da hiç olmazsa Erdoğan iktidarını daha fazla sıkıştırıp hizaya getirmek için desteklemiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. En azından bu darbe girişimine karşı tutum almadılar.

Şurası da açıktır ki; eğer darbe girişimi başarılı olsaydı bugün “FETÖ”ye lanet okuyan, 15 Temmuz’da darbecilere karşı kahramanlık destanının yazıldığını söyleyip Erdoğan’ın yanında saf tutan sermaye çevreleri, siyasetçi ve bürokratların büyük bir kısmı “Hocaefendi”nin etrafında dolanıyor olacaklardı.

İçişleri Bakanı Soylu, Hürriyet’ten Nedim Şener’e yaptığı açıklamalarda “Cinayeti kim azmettirdiyse katili de o korur” diyor ama nedense katili bulmaya yönelik en klişe soruyu unutuyor: Cinayet en çok kimin işine yarıyor?

Kimler bu darbe girişimini “Allah’ın lütfu” olarak görüp tek adam iktidarını kurmanın fırsatına dönüştürdü?

Sonuç olarak emperyalistler ve bu arada ABD, kendisine ekonomik-askeri-siyasi olarak bağımlı ülkelerde kendi çıkarlarına en iyi hizmet edecek güçleri iktidar yapmak için darbe girişimini desteklemek dahil her yola başvurabilirler. Ancak Türkiye gibi ülkelerde işbirlikçi tekelci burjuvazinin şu ya da bu kliğinin iktidarda olması, zaman zaman bazı sorun ve anlaşmazlıklara yol açsa da emperyalizme bağımlılık ilişkilerinin devamında esaslı bir değişikliğe yol açmıyor. Bugün Erdoğan iktidarının temsilcilerinin bir yandan ABD’yi “darbe girişiminin arkasındaki güç” olmakla suçlayıp öte yandan “müttefiklik ilişkilerini aktif olarak kullanma arzusu”ndan söz etmesinin bize gösterdiği en önemli gerçek budur.

Yusuf Karataş/Evrensel