Bir Portre Hakikat Avcısı Malcolm X ve onurlu mücadelesi



ID:71748
Yayınlanma:
21 Şub 21

Bugün Malcolm X’in şehadetinin 56. yılı. 21 Şubat 1965 tarihinde mücadelesinin zirvesindeyken İslam’ın evrensel hakikatini idrak ettiği, beyaz ve siyah ırkçılığına/ayrımcılığına karşı İslam kardeşliği söylemini dillendirmeye başladığı dönemde katledildi.

Dünya tarihi boyunca, İslami mücadeleleri ve onurlu yaşamları ile insanlığa ışık tutan birçok mücadele önderleri tanımışızdır. O önderler ki; kendilerini ilahi değerler uğruna feda edenler ve beden ülkelerini aşıp özgürleşebilenlerdir. Yaşamları boyunca gösterdikleri tavır ve davranışlarla, elde ettikleri zafer ve muvaffakiyetlerle İslam davetçilerinin yollarını aydınlatan bu mücadele önderlerini tanımak, bilahare anlamakla işe başlamak gerekir. Çünkü onlar gibi olabilmenin ve onların açtığı çığırda yürüyebilmenin öncelikli yolu onları tanımaktan ve anlamaktan geçer. Zira her müslüman kutsal İslam dininin canlılığını, güzelliğini, direnişçi ruhunu ve devamlılığını ayakta tutmaya çalışmış olan bu mücadele önderlerine çok şey borçludur. Bu bağlamda, 1925–1965 yılları arasında özelde Amerika’da, genelde dünyada adından birçok kez söz ettirmiş olan Malcolm X'in ders ve ibret dolu yaşamının ve onurlu mücadelesinin bilinmesinin, İslam davetçileri açısından faydalı olacağı düşüncesindeyiz...

Doğumu: Malcolm X, 19 Mayıs 1925'te Omaha'da dünyaya geldi. Babası bir Hıristiyan vaizdi. Babası, Amerikalı siyahların hiçbir zaman gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa ve itibara kavuşamayacağına inanmaktaydı. Bu yüzden de Amerika'yı bırakıp, kendi vatanlarına, yani Afrika'ya dönmeyi düşünüyordu. Fakat oğlu Malcolm X dünyaya geldikten sonra, Afrika’ya dönme kararını ileri bir tarihe erteledi.

Çocukluğu: Tarihler 1929’u gösterdiğinde Malcolm X, 4 yaşına basmıştı. O küçük yaşta zorlukları yaşamaya başlamıştı bile… Çünkü o tarihte evleri ‘beyaz’lar tarafından kundaklanıp yakılmıştı. Malcolm X’in ailesi evlerinin kimler tarafından kundaklandığını bilemedi, ama bir şeyi iyi öğrendiler; “meşaleli iki adam beyaz idi, Malcom'un ailesi ise siyah idi.” Eğer aynı renkten olsalardı, bu olay hiç bir zaman olmayacaktı. Evlerinin yakılma olayından sonra babası bir gece sokak ortasında suikasta uğramış, adamlar onu ölünceye kadar dövmüş, kafasını parçalamış, sonra, gelip geçen arabalar ezsin diye yolun ortasına atmışlardı. Polisler gece yarısı gelip annesini almışlar ve babasının vücudunun yarısı ezik, bazı kemikleri kırılmış, ölü vaziyette kendisine göstermişlerdi. Babasının ebedi âleme intikalinden sonra sekiz kardeşle ortada kalmışlardı. Ailede maddi çöküntüyle birlikte psikolojik çöküntü de meydana geliyordu. Kardeşlerinin en büyüğü geçimlerine yardım için uğraş veriyor, annesi de temizlik işlerinde çalışıyordu. Annesi temizlik işlerinde kazandığı parayla ancak haftada bir çuval dolusu bayat ekmek alabiliyordu. Malcolm X, o günleri şöyle anlatıyor; “Annemiz bu bayat ekmeklerle çok değişik yemekler yapabiliyordu. Örneğin; domatesle ekmek karıştırılıp kaynatılınca bize yemek oluyordu. Yumurtamız varsa pide balığı gibi şeyler yapardı bize annem. Ekmek tatlısı yapardı sonra, içine kuru üzüm de koyardı bazen. Ekmeği etinden kat kat fazla olsa da hamburger yediğimiz bile olurdu. Zaten çoğu ekmekten yapılmış olan bu yemekleri bir solukta silip süpürürdük.” Bu arada Malcolm X artık 10 yaşındaydı. Okuldan sonra eve gideceğine, iki mil yürüdükten sonra çarşı merkezine gidiyor, dolaşmadık dükkân bırakmıyordu ve aşırdığı şeylerle kendisine güzel bir ziyafet çekiyordu. Bunun yanında, geceleri bostanlıklara girip bir sepet çilek toplayıp satıyordu. Sıkı çalışırsa günde bir dolar kazanabiliyordu. O günlerinden şöyle bahsediyordu Malcolm X; “Hızla büyüyüp gelişiyordum; ama bu gelişme kafaca değildi, bedenceydi daha çok. Ben böyle evden uzak kala kala, konu komşunun eşiğini aşındıra aşındıra, dükkânlardan ufak tefek şeyler yürüte yürüte, büyüdükçe, isteklerimi elde etmekte daha da bir saldırgan, daha da bir sabırsız oluyordum.”

 Ailenin dağılması: Aile Refah Kurumu, Malcolm X’in ailesine geldiğinde annesinin çocuklarına bakamayacağını anladılar, annesi kocasının katledilmesi ve içine düştükleri koşullar dolayısı ile aklını da yitirmişti. Aileyi dağıtma kararı aldılar. Malcolm X’i, durumu iyi bir aile aldı. Sonunda bütün kardeşlerini bir yere verdiler. Annesini de akıl hastanesine yatırdılar. Malcolm X evlatlık olarak verildiği evde çok iyiydi. Bu sırada okulu terk etmeyi kafasına koymuştu, okuldaki ayrımcılık ve aşağılama da onun açısından dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. 13 yaşında okuldan kovuldu. Ancak olaylar Malcolm X’in tasarladığı gibi olmadı. Mahkeme artık bir ıslah evinde kalmasına karar verdi. Okulda çok başarılı olan Malcolm X, sınıftaki tek siyah öğrenciydi. Bir gün baş başa kaldığında İngilizce öğretmeni sormuştu; “Artık büyüyorsun, ne olmak istersin?” Malcolm X, bunu daha önce hiç düşünmemişti. Birden “Avukat olmak istiyorum” deyince, İngilizce öğretmeni iyice şaşırmıştı. Malcolm X’e: “Biraz gerçekçi olmalısın, sen bir zencisin. Bunun için doğru düşünmen lazım. Niçin bir marangoz olmayı düşünmüyorsun?” demişti. Malcolm X bundan önce de aşağılanmıştı, ama hiç biri bu kadar acı vermemişti. Yaşadığı bu acı olaydan sonra vakit kaybetmeden ablasının yanına taşındı. Malcolm X için buradaki hayatı, değişikliklerin başlangıcıydı. Hayatında bir ideali olmayan Malcolm X, daha sonra o şehrin serserileriyle takılmaya başladı. Esrar, eroin çekiyor; alkol kullanıyor ve kumar oynuyordu. 

 Gençliği: Malcolm X’in gençliği birçok kişinin düşünemediği bir gençlikti. Demir yollarında çalışırken Newyork’un Harlem mahallesine trenle gidip geliyordu. Harlem’i çok sevmişti, zira Harlem zencilerin yoğunluklu yaşadığı bir yerdi. Malcolm X artık hayatını burada sürdürmeye içten içe karar vermişti. 1942 yılında 17 yaşındayken şikâyetler üzerine demir yollarındaki işinden atıldı. Sonra Harlem’de hayran kaldığı bir barda işe başladı. İşine çok önem verdiğinden, hiçbir zaman işine geç kalmadı. Burası; dümencilerin, hırsızların, esrar satıcılarının ve kadın pazarlayanların takıldığı, Harlem’in birkaç barından birisiydi. Burada çalışırken birçok şeyi öğrenmişti, kendisi de esrarlı sigara satmaya başlamış, bu işten iyi para kazanmıştı. Artık paraya para demiyordu. Gün geçtikçe stoklarını daha da arttırıyor, çok tanındığı için müşteri bulmakta hiç zorluk çekmiyordu. Narkotik polisleri onun da esrar sattığının farkına varmışlardı. Kanun gereği üzerinizde esrar bulamazlarsa suçlayıp kimseyi içeri almıyorlardı. Polis onun peşini bırakmamakta kararlıydı, böyle insanlar için polisin çok yöntemleri vardı. Mesela; kalabalık arasında ceplerine esrar koyup delil göstermek, evini belirleyip gizli bir yere esrarı saklamak… Malcolm X bunu bildiği için devamlı ev değiştirmek zorunda kalıyordu. Polisin kendisini listeye aldığını haber alınca, Malcolm X’in bir arkadaşı ortalık sakinleşinceye kadar biraz seyahat etmesini önerdi. Malcolm X daha önce demir yollarında çalıştığından bedava seyahat etme kartına sahipti. Aklına seyahat etme fikri yatmıştı. Bir süre seyyar esrar satıcılığı yaptıktan sonra, ani bir kararla esrar satma işini bıraktı. Bu arada askere çağrılıyordu. Ancak bütün zenciler gibi o da askerlik yapmamak için her yolu deneyecekti. Akli dengesinin yerinde olmadığını ispatlamak, çeşitli haplar kullanarak kalbi ya da ciğerleri tahrip edip kendisini çürüğe çıkarmak istiyordu. Ancak devlet bu oyunları bildiği için askere gideceklerin yerlerini tespit eder, ajanlar onları takibe alırdı. Malcolm X artık gittiği kalabalık yerlerde askere gitmek istediğini bağıra bağıra söyler oldu. Bunu akli dengesinin yerinde olmadığını göstermek için yapıyordu tabi. Askerden gelen cep pusulasını alıp, en acayip elbisesini giyip ve saçlarını da kırmızıya boyadıktan sonra askeri şubeye gitmiş içeri dalıp, sıraya falan bakmadan herkesin önüne geçerek; “Hadi koçum bitir şu işi de, ben gidip general olmak istiyorum, kafasının ortasından vuracağım o düşmanları…” demişti. Askeri yetkililer onun bu halini görünce psikiyatri kliniğine sevk ettiler. Burada psikologa da çeşitli numaralar yaptı. Psikolog onu dinlerken, Malcolm X ikide bir arkaya bakıyor, sanki kendisini dinleyen biri varmış gibi kapıları aralayıp duruyordu. Sonra psikologun kulağına eğilerek; “Bak babalık! Ben güneye gideceğim, zencileri örgütleyip, ne kadar beyaz varsa öldüreceğim” demişti. Doktor bunları duyunca elindeki kalemi düşürmüş, kalemi aldıktan sonra Malcolm X hakkındaki nihai kararını vermişti. Malcolm X böylece askerden de yırtmış oluyordu. Amerika’da yaşayan zenciler için hedef ya bir çete kurmak, ya en iyi hırsız olabilmek, ya da bir düzen kurup öylece kendine göre hayatı geçirip gitmekti. Malcolm X de, artık çetesini kurmuş, hırsızlıklara başlamıştı.

Yakalanışı: Çete üyeleri, çaldıkları şeylerden çok hoşlarına giden olursa kendilerine ayırıyordu. Malcolm X de, hoşuna giden bir saati kendisi için ayırmıştı. Saatin küçük bir tamiri gerekiyordu. Ancak bu saatten o şehirde birkaç tane vardı, saatin sahibi nasıl bir tamir gerektiğini polise bildirmişti. Malcolm X kırık bir taşını değiştirmek üzere saati tamirciye verdi. Götürdüğü saatçi iki gün sonra gelip almasını söyledi, iki gün sonra Malcolm X saatçiye uğradığında saatçi ilk önce parayı istedi, Malcolm X parayı uzattı, ancak saati alamadan dedektifler onu kelepçeleyip götürdüler. 1946’da çıkarıldığı mahkeme tarafından eyalet hapishanesine havale edildi. O zamanlar daha yirmi bir yaşını bile doldurmamıştı. Hapishaneye girdiği ilk günlerde bedensel olarak çok acı çekiyordu; çünkü içeriye girer girmez uyuşturucularla birden ilişkisi kesilince, yılan gibi kıvranacak hallere düşmüştü.

İslam’la tanışması ve İslamiyet’i kabul etmesi: 1948 yılında Malcolm X başka bir hapishaneye nakledilmişti. Burası eski yerine göre daha güzeldi. O günlerde küçük ağabeyinden bir mektup aldı. Mektupta kardeşi; siyah adamın doğal dinini keşfettiğini ve İslam cemaati diye bir şeye katıldığını yazıyordu. Ayrıca kurtuluşa ermesi için Allah’a dua etmesini istiyordu. Sonra diğer kardeşinden de bir mektup aldı. Bir sürü tavsiyelerle birlikte; “Malcolm X! Sakın domuz eti yeme ve sigara içme artık. Hapisten nasıl kurtulacağını sana anlatırım sonra” diyordu kardeşi… Malcolm X bu cümleyi okuduktan sonra aklına bin bir türlü şeyler geliyordu, domuz eti yemeyince ve sigara içmeyince insanı hapisten çıkaracak bir hastalık mı beliriyordu acaba? Kardeşinin dediklerini aynen uyguladı. Artık sabırsızlıkla kardeşinin geleceği günü bekliyor ve bu numaranın ne anlama geldiğini bir an evvel öğrenmek istiyordu. Sonunda bir gün geldi kardeşi. Ancak, Malcolm X’in merak ettiği konuya hemen girmedi, öylesine sıradan biraz konuştuktan sonra tasarlanmamış bir konu gibi Malcolm X’e sorular sordu. Daha sonra Tanrı’nın Amerika’ya indiğini, Elijah Muhammed adındaki bir zata siyah adam suretinde göründüğünden söz etti. Ayrıca şeytanın da bir insan olduğunu ve bütün beyazların şeytan olduğunu söyledi. Malcolm X’in kafası allak bullak olmuştu. Aradan birkaç gün geçtikten sonra kardeşi tekrar geldi ve Malcolm X’in kafasında ilk kez yer bulan ciddi düşünceler bırakarak gitmişti. Malcolm X hapishanede günde sadece beş saat uyur ve saatlerce kitap okurdu. Gece “ışıklar kapansın” sesi onun kâbusu olurdu, ancak dışarıdan sızan ışıkla kitap okuyabilirdi. Ayrıca hapishanelerde mahkûmlar arasında birçok münazaralar yapılıyordu, Malcolm X de bunlara katılıyordu. O zamanlarını şöyle anlatıyor; “O sıralar, bir insan için en zor şeyi, fakat en büyük şeyi yapmak üzereydim; insanın zaten içinde var olan gerçeği, insanı çepeçevre kuşatan gerçeği kabul etmek üzereydim.” Onun İslam’ı seçmesi Amerikalı beyazlara bir tepkiydi; Çünkü Elijah Muhammed çok ırkçıydı. Müslümanlığı tam anlamıyla bilmiyordu ya da açıklamak istemiyordu. Irkçılık söz konusu olunca, zenciler tabi ki daha kolay müslüman oluveriyorlardı. Elijah Muhammed siyahtı ve insan suretine girmiş tanrı olduğunu iddia eden birisiyle tanışmıştı. Tanrı iddiasında bulunan biri ona Allah’ın mesajını bildirmişti ve bu mesajı İslam cemaati durumundaki siyah halka iletmesini istemişti. Buna dayanarak kurmuştu Elijah Muhammed İslam cemaatini. İçerdeyken kardeşleriyle ve Elijah Muhammed’le devamlı mektuplaşıyordu. 1952 baharında tahliye kurulunun salıverilme kararıyla hapisten çıktı. Hapisten çıkınca doğruca kardeşinin yanına gitti. Buraya gitmesinin nedeni Elijah Muhammed’in öğretisini daha iyi kavramaktı.

Kardeşi ona gusül almayı ve namaz kılmayı öğretti. Artık, namazlarını hiç aksatmadan kılıyordu. Elijah Muhammed’le tanışmış, onu çok sevmişti. Elijah Muhammed, Malcolm X’teki yetenekleri fark edince, ona önemli görevler verdi. Malcolm X, bol bol kitap okuyor, Elijah için çalışıyordu. Hafta sonu sohbetlerini hiç bırakmadan takip ediyordu. Cemaate katılmayı hiç aksatmıyordu. Elijah Muhammed, gayretli çalışmalarından dolayı Malcolm X’i vekili olarak tayin etti. Artık, Elijah Muhammed’in vekili olarak radyo ve televizyonlarda, Üniversite kampüslerinde birçok konuşmalar yapıyordu. 1963 yılında gazeteler, Elijah Muhammed’in sekreterleriyle çeşitli ilişkileri olduğunu yazıyordu. Malcolm X çıkan haberlere dayanamayıp hemen Elijah Muhammed’le görüştü ve o görüşmede Elijah Muhammed’in nasıl bir sahtekâr olduğunu öğrendi. Vakit kaybetmeden cemaatten ayrıldı. Gittiği her yerde gerçekleri söylemekten çekinmiyordu. Tabi bu durum Elijah Muhammed’in ve adamlarının hoşuna gitmiyordu.

Hac yolculuğu ve hidayeti: Malcolm X artık Elijah Muhammed’in adamları tarafından tehdit edilmeye başlamıştı. Elijah Muhammed, onun ölüm emrini vermişti. Malcolm X ise, Hac görevini yerine getirmek için Mekke’ye gitmişti. Hacca gitmesi Malcolm X için birçok kavramın değişmesinin başlangıcıydı. Mekke’den hanımına aynen şunları yazıyordu; “İnanamayacaksın, ama tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim ve aynı tabaktan yemek yedim. Hepimiz bir kardeş gibiydik. Ben artık ırkçı bir müslüman değilim. Gerçek peygamberimiz olan Hz. Muhammed (sav) ırkçılığı yasaklamıştır.” Gerçek İslamiyet’i öğrendikten hemen sonra, ismini de bir müslüman ismiyle değiştirdi. Artık yeni ismi; Malik El-Şahbaz’dı. Malcolm X, Mekke’de gerçek Müslümanlığı öğrendi. Beyrut’ta ve başka yerlerde Amerikalı siyahlarla ilgili konferanslar verdi. Amerika’ya geri döndüğünde basına ırkçılığı bıraktığını, kendisinin yeni bir örgüt kuracağını, beyazların da bu örgüte katılabileceklerini açıkladı. Malcolm X’in ırkçılığı bırakması ve artık yeni kurduğu örgüte beyazların da üye olabileceğini açıklaması, Amerika kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. İslam dini, belki de ilk olarak Amerikan basınında evrensel ve geniş boyutlarda yer buldu. Irkçılığı bırakması Elijah Muhammed ve çeşitli siyahî kuruluşlar tarafından doğru bulunmadı. Malcolm X artık birçok tehditler almaya başlamıştı. Yaşadığı her günü ödünç alıyor gibiydi. Nereye gitse takip ediliyordu. Etrafındaki kişilere artık kendi sonunun geldiğini söylemekten çekinmiyordu. Ailesi bir yerde, kendisi de güvenliği için değişik otellerde kalıyordu. Malcolm X hayatını mensubu bulunduğu toplumun haklarını elde etmeye, bundan daha da ötesi bu toplumu gerçek kimliğine kavuşturmaya adamıştı. Belki siyah toplum olarak bütün eşyalarını tekrar bir gemiye yükleyip Afrika’ya dönemezlerdi ama kültürleriyle, dinleriyle, dilleriyle bir de özgürlükleriyle Afrikalı olabilirlerdi. Tahrip edilmiş Hıristiyanlık dini onlara iki dünyayı da cehennem yapmıştı ne yazık ki… En son ve en mükemmel din olan İslamiyet ancak bu toplumun her iki dünyada saadetini sağlayabilirdi. İslam’ın tanınması ve gerçek bir şekilde anlaşılması için gece gündüz demeden çalışıyordu. Gerçekleri anlatmak ona huzur ve mutluluk veriyordu. İnsanların hidayete ermesi her şeyden önemliydi onun için. Zira sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav); “Bir insanın senin aracılığın ile hidayete ermesi, senin için dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır” diye buyurmuştu. İşte Malcolm X bu ilahi makama ulaşmak için uğraşıyordu.

Tarihler 1965’i gösterdiğinde eli kanlı tetikçiler, bir gece yarısı evine molotof kokteyli atıp ateşe vermişlerdi, ama o evden çıkmış İslam’ın hakikatlerini anlatacağı konferansa yetişmişti. 21 Şubat 1965 Pazar günü, konuşma yapacağı konferans salonunda herkes yerini almıştı. Malcolm X’in eşi ve dört çocuğu da en önde oturmuşlardı. Malcolm X takdim edildikten sonra kürsüye doğru yürüdü ve “Esselamun aleyküm” dedi; salondakiler hep birlikte: “Ve aleyküm selam” dedikten sonra salonun bir yerinde bir karışıklık çıktı. Herkes dikkatini tam oraya çevirmişken birkaç kişi Malcolm X’e ateş açtılar. Herkes dışarı kaçmaya çalıştı. Kendisine isabet eden on altı kurşundan ilkini yer yemez Malcolm X’in dinleyicileri sakinleştirmek için kalkmış olan sağ eli derhal göğsüne düşmüş, öteki eli havaya kalkmıştı. Orta parmağını ise bir kurşun uçurup gitmişti. Sakalının arasından kanlar sızıyordu ve vücudu arkaya iki sandalyeyi devirerek düşmüştü. Tetikçiler yere düşmüş vücudunu iyice kurşunladıktan sonra kaçtılar. Dört çocuğunun üzerine kapanan eşi ve dinleyicilerden bazıları hemen sahneye koştular; ancak kurşunlar tam can alıcı noktalara isabet etmişti. Malcolm X hastaneye kaldırılırken yolda ruhunu rabbine teslim ediyor, adını şehitler kervanına yazdırıyordu.

Rabbim kutlu şahadetini mübarek eylesin. Bizleri de, İslam düşmanları tarafından şehit edilen mümtaz ve müstesna şahsiyetlerin şefaatinden mahrum bırakmasın.

 (İnsan yayınlarından, Alex Halley’in “Malkolm X” orijinal ismiyle “The Authobiograpy of Malcolm X” kitabından ve çeşitli internet sitelerinden faydalanılmıştır.)

 (Hürseda Haber)