Görüş ve Düşünce Alevilik, Şamanizm'in devamı mıdır? / Ali Rıza Özdemir



ID:71749
Yayınlanma:
21 Şub 21

Aziz dostlar!

Hepinizi aşk-ı niyazlarımla selamlıyorum. Bugün sizlerle Alevilik ve eski Türk dini arasındaki, Gök Tanrı inancı arasındaki ilişki ve bağları anlatmaya gayret edeceğiz.

TARİHİ ARKAPLAN

Sevgili dostlar, konuya girmeden önce bu araştırmaların tarihinden kısaca bahsetmek istiyorum. Alevilikle eski Türk dini arasındaki çalışmalar özellikle 1900’lü yılların başından itibaren başlamıştır. Bunun da temel sebebi misyonerlerin, Avrupalı seyyahların, Avrupalı maceracıların Aleviler hakkında tutmuş oldukları raporlardır. Çünkü bu raporlarda Aleviler, Sünnilik dışı oldukları için eski Hıristiyan toplulukların bir devamı olarak lanse edilmiş ve misyonerlik çalışmaları Alevilerin üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Dolayısıyla dönemin Türk aydınları da bundan endişe duymuşlar ve Alevilikle ilgili çalışmaya başlamışlar, Aleviliği Şamanizm’in, Gök Tanrı inancının, eski Türk inançlarının bir devamı olarak kabul etmişlerdir. Bunu destekleyici yönde bazı cılız araştırmalar yapmışlardır. O dönemde açıkçası güçlü araştırmalar yapılmamış, ancak birkaç kişi bu konuyla uğraşmıştır. Fakat bu bir gelenek haline gelmiş, daha sonra Türk akademisinde özellikle Cumhuriyet’ten sonra bu bakış açısı ağırlık ve yoğunluk kazanmıştır. Bu güdülenme ile birlikte Aleviliğin, eski Türk inançlarının bir devamı olduğu ifade edilmiş ve bu konuda ne yazık ki bugün abartılı bir noktaya gelinmiştir. İş artık şirazesinden çıkmış durumdadır. Bugün bu konu hakkında konuşacağız.

BENZERLİKLERİN ÜÇ KATEGORİSİ

Sevgili dostlar!

Alevilik ile eski Türk inançları arasındaki bağlantıları üç kategoride değerlendirmemiz lazımdır. Bunlardan bir tanesi inanç hususudur yani inanç ve itikat meselesi olan konulardır. Bu başlık, evrensel İslami inançları kapsar. İkincisi İslami forma sokulan yani hem Gök Tanrı inancında olan hem Alevilikte olan fakat Aleviler tarafından İslami forma sokulan inançlardır. Üçüncüsü ise kültürel özelliklerdir.

BİRİNCİ KESİŞME NOKTASI: EVRENSEL İLAHİ İNANÇLAR

Öncelikle inanç bahsine bakalım. İslam inancı açısından Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin insanlara tebliğ etmiş olduğu din aynıdır. Bu bakımdan dinin esasları değişmez. Alevilikle eski Türk inancı arasındaki kimi benzerlikleri İslamiyet temelinde ele almak lazımdır. Yani örnek veriyorum, tek tanrı inancı hem eski Türklerde var, hem İslamiyet’te var, hem de Alevilerde var. Bu tarz inanışları, bu tür inanışları inanç ve itikat alanında ele alıp Hz. Adem’den Hz. Peygamber’e kadar indirilen o silsile içerisinde ele almak lazımdır. Bunun gibi Kuran-ı Kerim’de geçen Hz. Adem’le Hz. Havva’nın yaratılışı yine eski Türk inanışlarında Törünbey ve Ece adı altında birbirine çok yakın anlatımlarla mevcuttur. Aleviler de Hz. Adem ile Hz. Havva’ya inanırlar.

Hatta Kaygusuz Abdal’ın eserlerinden bir tanesinde, Adem’le Havva cennette Türkçe konuşurlar. O dönem için çok doğaldır bu anlatı. Çünkü o dönem Arap kültürü çok baskın, çok hâkimdi; Hz. Adem’le Hz. Havva’nın Arap olduğu iddia ediliyordu. Cennette Arapça konuştukları söyleniyor, Arapçanın cennet dili olduğu, tüm dillerden üstün ifade olduğu ediliyordu. Bugün de hâlâ Arap müellifler tarafından dile getiriliyor bu tür iddialar. O dönemde Türk bilinci olan, Türklük bilinci olan kitleler de Türkçeyi ön plana çıkartıyorlardı. Kaygusuz Abdal gibi Hz. Adem ve Hz. Havva’nın Cebrail ile birlikte cennette Türkçe konuştuklarını ifade ediyorlardı.

Özetle bu inançları, bu itikat hususlarını yani Hz. Adem’den Hz. Peygamber’e kadar tüm peygamberlere indirilmiş olan dindeki ortak hususları birlikte değerlendirmek lazım. Alevilikle eski Türk dini arasındaki bağlantıları da bu şekilde anlamak lazım.

İKİNCİ KESİŞME NOKTASI: İSLAMİ FORMA EVRİMLEŞTİRME

Alevilik ile eski Türk inançları arasındaki benzerliklerin ikinci kalemi, eski inanışların Aleviler tarafından İslami forma sokulmasıdır. Mesela bunlardan bir tanesi eşikte durmaktır. Alevilikte eşikte durmak günahtır. Eski Türk inanışlarında da, eski Türk kültüründe de eşikte durmak günah addedilmiştir. Neden? Çünkü eski Türk inanışlarına göre eşikte bazı ruhlar beklermiş. O ruhlar, eşikte durduğu için eşikte oturmak, durmak vb yasaklanmıştır. Aleviler de eşikte durmak, eşiğe basmak günahtır. Ama Aleviler bu inanışı İslami bir forma sokmuşlardır. Nasıl İslami bir forma sokmuşlardır? Şöyle: Hz. Peygamber’in bir hadisi var, “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır” diyor. İşte Hz. Ali orada ilmin şehrinin kapısına benzetildiği için Aleviler, Hz. Ali’ye hürmeten eşiğe basmazlar. Hz. Ali’ye hürmetlerinden, Hz. Peygamber’e hürmetlerinden türbelerine, yatırlarına, evlerine ve kutsal bildikleri yerlere girdikleri zaman eşiğe basmadan girerler. Mesela Hacı Bektaş Veli Dergâhı ziyaret ederseniz asla hiçbir kapının eşiğine basmazsınız. Bu saygısızlık ve hürmetsizlik olarak addedilir. İşte bu inanç İslami bir forma girmiştir.

Bir diğer örneği de tahta kılıçlar üzerinden verelim. Bildiğiniz üzere Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Alevi erenleri (tabii ki o günkü adları Alevi değildi ama biz bugün Alevi diyoruz artık) ellerinde tahta kılıçla birlikte gazalara katılıyorlarmış, savaşlara katılıyorlarmış. Şimdi tahta kılıç Şamanlarda da varmış. Kara Şamanlar özellikle Erlik Han’a yani şeytana ulaşmak için yer altına indikleri zaman yoldaki kötü ruhlarla savaşmak için bu tahta kılıcı kullanırlarmış. Eski Türk inanışında bu şekilde geçiyor fakat Alevi erenleri, o dönemde tahta kılıcı nefis terbiyesini sembolize etmek amacıyla kullanmışlar. Mesela Sarı Saltık bir ejderha ile savaşıyor ve ejderhanın yedi tane başı var. O ejderhanın yedi başı nefsin yedi mertebesine işaret ediyor ve elindeki tahta kılıçla da nefsini terbiye ediyor. Demir kılıç olsa keser, nefsini yok eder. Tahta kılıç kullanılması bu bakımdan çok önemli. İşte bu nedenle tahta kılıç da İslami bir forma sokulmuştur.

Hatta Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Alevi erenlerinin İslam olmayan memleketlere girip yani oraları fethe hazır hale getirmeleri de birçok çalışmada söz konusu edilmiştir. Onlar da tahta kılıçlarıyla gitmişlerdir. Neden? Çünkü oradaki insanların kalbini İslam’a ısıtmışlardır, fethedilmeye uygun bir zemin yaratmışlardır. Dolayısıyla orada tahta kılıcın önemi fetihle ve barış yoluyla elde etmeyle sembolize edilmiştir. Olaya böyle bakmak gerekir. Şimdi tahta kılıç babında Sünnilerin çok muteber bildiği hadis kitaplarından Tirmizi’den bir hadis size nakledeceğim. Orada diyor ki Hz. Peygamber: “Müslümanlar arasında fitne meydana geldiğinde kendine tahtadan bir kılıç edin.” Bakın, bunu diyen Hz. Peygamber ve bu hadis Sünnilerin en itibarlı hadis kaynaklarından birinde geçiyor. Bazı Sünni kökenli ilahiyatçılar veyahut akademisyenler, akademik ve hakemli dergilerde makaleler yayınlıyorlar, kendilerince kitaplar yayınlıyorlar. Tahta kılıcı İslam dışı bir unsur olarak gösteriyorlar. Alevi-Bektaşilerin de İslam dışı etkilerden, İslam dışı unsurlardan etkilendiğini ifade ediyorlar. Şimdi güzel kardeşim, Hz. Peygamber’in hadisi var tahta kılıçla ilgili. “Fitne zamanında tahta kılıç edin” diyor. Bu bir sembol olabilir. Zaten Alevi erenlerinin elindeki tahta kılıç da sembolik bir şey, o dönem için konuşuyorum. E, şimdi sen hem “Ehlisünnetim” diyorsun, hem “benden iyi Müslüman yok” diyorsun, “Müslümanların şampiyonu benim” diyorsun, Ehlisünnet adıyla “Aleviler, Peygamber’in sünnetine uymazlar, İslam dışı inanışları vardır” diye eleştiri yapıyorsun, sonra da Aleviler Hazret-i Peygamber’in hadisinde bahsedilen bir hususa uydukları için onları eleştiriyorsun, farklı bir yere koyuyorsun. Böyle bir şey olabilir mi, böyle bir mantık hatası olabilir mi? Yani ne İslam’ı biliyorsun, ne kendi hadis kitaplarını tanıyorsun, ne Alevileri tanıyorsun, ne gelmişi biliyorsun, ne geçmişi biliyorsun. Ondan sonra oturup Alevilerle ilgili hesapta yazılar yazıyorsun, Alevilik alıp Alevilik satıyorsun. Böyle bir sorumsuzluk olabilir mi? Bu kadar insanın günahına girmek, bu kadar insanı yanlış bilgilendirmek, bir topluluk hakkında insanları yanlış yönlendirmek… Yani bunlar çok büyük veballer. Bunlara dikkat etmek gerekir. Özetle, tahta kılıç da zaman içerisinde İslami forma girmiş bir husustur.

ÜÇÜNCÜ KESİŞME NOKTASI: KÜLTÜREL KODLAR

Sevgili dostlar!

Alevilikle ve eski Türk dini arasındaki eski Türk kültürü arasında söz konu edilen benzerliklerden biri de kültürel özelliklerdir. Mesela ağaçlara çaput bağlamak… Bu sadece Alevilerde olan bir şey değil, bu Türk Sünnilerinde de olan hususlar. Birini yolcu ederken arkasından su dökmek... Bu da yine sadece Alevilerde değil Türk Sünnilerinde de olan kültürel özelliklerdir.

Burada vahiyle inançla karıştırmamak gerekir. Vahiy başka bir şeydir, kültür başka bir şeydir. Kültür insanın ürettiğidir, vahiy Allah’tan peygamberler vasıtasıyla bize bildirilen inanç ve inanışlardır. Dolayısıyla Alevilik araştırmalarında bu hususlara da dikkat etmek lazımdır.

Alevilikle ilgili akademik araştırmaları okuduğum zaman gerçekten daralıyorum. Neden? Yani Alevi nefes aldığında, utanmasa diyecekler ki “eski Türkler de nefes alıyordu”. Alevi su içse utanmasa “eski Türkler de su içiyordu” diyecekler. Yani böyle çok abartılı, maksadı aşan, bilimsel metodolojiye uymayan bir sürü araştırma, bir sürü yazı, bir sürü makale. Bunlar büyük bir bilgi kirliliği yaratmış durumda. Dolayısıyla en azından Türk akademisinde Alevilik hakkında büyük bir çöplük oluşmuş durumda. Bunların önüne geçmek gerekir. Bunların bir kritiklerini yapıp bu sözde bilim insanlarını ve bu sözde araştırmaları deşifre etmek gerekir. Bundan sonra araştırma yapacaklar için de otokontrol sistemi oluşturmak gerekir. Yoksa Alevilik hakkında yapılan bu saçma sapan araştırmalar bundan sonra da devam edecek ve bir sürü bilgi kirliliği daha oluşacaktır. Hem Türk milletinin hem Alevi çocuklarının kafası karışacak ve dolayısıyla bir kargaşa ortamı ortaya çıkacaktır.

Ali Rıza Özdemir/Veryansın