Röportaj/Söyleşi Hasan Kösebalaban: Türkiye, aynı anda ABD ile Rusya'yı idare edemeyecek



ID:72563
Yayınlanma:
13 Mar 21

Hasan Kösebalaban, Biden dönemiyle birlikte Türkiye’nin ABD ile Rusya’yı birlikte idare etme siyasetinin sonuna gelindiğini ve artık Ankara’nın tercih yapmak zorunda kalacağını düşünüyor. Ona göre Suriye’de IŞİD ya da el Kaide gibi küresel tehdit teşkil eden gruplar varken Kürt gruplar, ABD tarafından tolere edilecek. Kösebalaban’la yeni dönemde bölgeyi ve Türkiye’yi etkileyecek küresel politikaları konuştuk.

Joe Biden dönemiyle birlikte ABD dış politikasında yaşanacak değişiklikler küresel düzeyde hissedilmeye başlandı bile. Türkiye tamamen kişisel ilişkiler üzerinden yürüttüğü dış politikasında nasıl bir değişikliğe gidecek? ABD’nin Rusya ile yeni dönemde kontrollü gerilim politikaları ve Suriye stratejisi Türkiye’yi nasıl etkileyecek? ABD’nin Kürt gruplarıyla olan ilişkisi nasıl bir hal alacak? Bütün bunları kapatılan Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Hasan Kösebalaban’la konuştuk.

UYGUR MESELESİNDE ABD’NİN SERT MESAJLARI, ÇİN’İ KUŞATMA POLİTİKALARIYLA YAKINDAN ALAKALI

Öncelikle uzun vadeli stratejiler açısından baktığımızda Trump dönemi sizce ABD’nin uzun vadeli politikalarını (Çin’i kuşatma stratejisi, Ortadoğu’dan kademeli çekilme, ağırlığı Uzakdoğu’ya kaydırma vs.) nasıl etkiledi? Biden’ın Trump’ın kurmuş olduğu tuzaklara düşme potansiyeli nedir?

Önceki ABD Başkanı Donald Trump’ın izlediği dış politikanın belli bir stratejik mantığa dayandığı ortadadır. Bu konudaki tartışmalar ta Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana John Mearsheimer ve Henry Kissinger gibi Amerikalı dış politika stratejistleri tarafından tartışılıyordu. Kısaca özetlenecek olursa bu mantık ABD’nin sahip olduğu sınırlı gücün Atlantik hattında harcanmayarak asıl küresel rakip olarak ortaya çıkan Çin’in etrafını sarma stratejisine sevk edilmesi gerektiğiydi. Aslında Washington, bu stratejiyi Obama döneminde Pivot to Asia (Asya’ya Yönelim) adı altında uygulamaya başlamıştı. Trump ise diplomasiye kendi şahsi üslubunu kattı. Bugün de Biden döneminde aynı şekilde stratejinin devam edeceğini tahmin etmek zor değil. Nitekim Biden da Çin’e dair özellikle Doğu Türkistan sorunu bağlamında sert mesajlar veriyor. Stratejinin özünde Çin’in etrafını saran Japonya, Vietnam, Hindistan ve Avustralya gibi ülkelerle bir stratejik ittifak kurulması yer alıyor.

BİDEN, SERT GÜCÜNÜ KULLANARAK İRAN’I PAZARLIK MASASINA OTURTMAYA ÇALIŞIYOR

Geçtiğimiz haftalarda ABD, Irak Haşdu’ş Şabi’nin Suriye’deki mevzilerini vurdu, bunun İran’a yönelik bir eylem olduğu açık. Bu karşılıklı saldırı ve çatışmalar karmaşasında İran’la nükleer müzakerelere dönüş nasıl olacak? İran’a ne mesaj verilmek istendi sizce?

Biden yönetiminin İran’la nükleer anlaşma sürecini başlatma konusunda ciddi olduğunu düşünüyorum. Biden dış politikada diplomasi ve yumuşak gücü merkeze alan bir yönelime sahip. Ancak buradaki ikilem sert gücünü uzun süredir kullanmadığı için ABD itibarının aşınmış olması. Bu son saldırıları da, ABD’nin, İran’la da masaya oturmadan önce sahadaki gücünü göstermek, masadaki pazarlıklarda elini güçlendirmek ve ağırlığını artırmak istediği şeklinde yorumluyorum.

ABD-RUSYA GERİLİMİ TÜRKİYE’Yİ DE ETKİLEYECEK

ABD-Rusya ilişkileri Suriye’de ılımlı ama Karadeniz’in kuzeyinde oldukça sorunlu görünüyor. ABD-Rusya ilişkilerinin seyrinde Biden döneminde nasıl bir tavır bekliyorsunuz?

Trump ile Biden’ın farkı Rusya konusunda ortaya çıkabilir. Zira Trump, bahsettiğim ittifak grubuna Rusya’nın da dahil edilmesini mümkün görürken Biden, Rusya’yı bir rakip olarak gören daha geleneksel bir yaklaşımı yansıtıyor. Biden döneminde NATO ittifakının güçlendirileceğini ve bu bağlamda Rusya ile kontrollü ancak gerilimli bir ilişki göreceğimizi düşünüyorum. Şu anda ABD, daha çok pandemi ve bunun ortaya çıkardığı ekonomik bilanço ile baş etmeye ağırlık verecek. Ancak belli bir toparlanmanın ardından dış politikada önceki iki başkanlık dönemine kıyasla çok daha aktif bir ABD göreceğimizi düşünüyorum. Bu durum Rusya ile Batı’nın gerilim hattında yer alan Türkiye’yi de yakından ilgilendirecektir. Bu gerilimin sadece Karadeniz’e değil Orta Doğu ve Suriye’ye de yansımaları olacaktır.

TÜRKİYE, RUSYA VE ABD’Yİ UZUN SÜRE BİRLİKTE İDARE ETMEKTE ZORLANACAK

AKP, dış politikada ortaya koyduğu kıvraklıkla şimdiye kadar hem ABD’yi hem de Rusya’yı bir şekilde idare edebilmeyi başardı. Biden göreve başlar başlamaz yeni yönetime uyum sağlayacağına dair sinyaller veren AKP hükümeti, sizce kendisine bir manevra alanı açabilir mi? Bu politikalarıyla istediklerine ulaşabilme potansiyeli nedir Türkiye’nin?

Bahsettiğim nedenlerden dolayı Türkiye’nin artık hem Rusya hem de ABD’yi aynı anda idare etmekte çok zorlanacağı kanaatindeyim. Ayrıca Türkiye ekonomi yönetimindeki yanlış kararlar ve pandeminin katkıda bulunduğu ekonomik kriz ortamında bunu gerçekleştirebilecek esnekliğe sahip değil. Türkiye ölçeğinde güce sahip olan ülkeler tehditlerle iki şekilde baş edebilirler: Ya tehdide karşı ittifak arayışına girersiniz ya da tehdide doğru yakınlaşır, ortaklık kurmaya çalışırsınız. Dışarıdan gelen bir tehdide karşı ittifak kurabilecek itibarlı bir müttefike sahip değilseniz ya da o müttefikle aranızdaki perspektif farklılığı büyümüş ve mesafeniz açılmışsa ikinci seçenek, yani tehdit kaynağı ile yakınlaşmak daha makul olabilir.

Önce Obama döneminde ortaya çıkan güvenlik perspektif farklılıkları, daha sonra da Trump döneminde ABD’nin alanı tamamen Rusya’ya bıraktığı bir ortamda Türkiye, askeri politikalarda Rusya ile yakınlaştı. Daha doğrusu Türkiye, güvenlik kaygılarının en iyi Rusya tarafından karşılanacağını düşündü. İç siyasette bu perspektifi savunanların yeni dönemde güçlenmesi de dış politika tercihlerini etkiledi. Böylece Rusya ile farklı konularda sahip olduğu çıkar çatışmalarına ve Rusya’dan kaynaklanan tehdit algılarına rağmen Türkiye, Rusya’ya yanaşma yönünde bir tercihte bulundu.

Ancak Türkiye ile Rusya arasında Karadeniz, Balkanlar, Akdeniz ve oradan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir bölgede hiçbir konuda perspektifler uyuşmuyor. Türkiye kendi coğrafi ve tarihsel şartlarının dayatması nedeniyle Batı ittifakının bir parçası olan bir bölgesel güç. Aynı zamanda Türkiye sadece bir bölgesel güç değil, tarihi mirası Rusya hinterlandına kadar uzanan bir ülke. Dolayısıyla Batı ittifakının güçlenmesi durumunda, Batı ile yaşanan her türlü çıkar çatışmasına ve güvenlik anlayışı farklılığına rağmen, Türkiye’nin yeniden geleneksel çizgisine dönmek isteyeceğini ve bu konuda adımlar atacağını düşünüyorum.

ABD VE MÜTTEFİKLERİ, RUSYA’NIN YERİNE TÜRKİYE’NİN GÜÇLENMESİNİ TERCİH EDER

Türkiye’nin dışardaki militarizasyon süreci Biden döneminde sürer mi sizce? Ayrıca gerek Doğu Akdeniz gerekse Ortadoğu’da biraz da Ankara’nın politikalarının neden olduğu karşıtlık konusunda muhtemel Amerikan politikalarına ilişkin neler söylemek istersiniz?

Militarizasyondan kastınız Türkiye’nin bölgesinde güç projeksiyonu ise bunun Biden döneminde artacağını bile düşünebiliriz. Şöyle izah edeyim: Türkiye’nin az evvel bahsettiğim geleneksel dış politika çizgisine dönmesi durumunda kendi bölgesindeki güç projeksiyonu Avrupa için olmasa bile, ABD açısından büyük bir rahatsızlık uyandırmaz. Tıpkı Menderes ya da Özal dönemlerinde, ya da AK Parti’nin ilk on, onbeş yıllık iktidar döneminde olduğu gibi Batı ittifakı şemsiye altında Türkiye bölgesindeki nüfuzunu artırmayı tercih edebilir. Müttefikleri açısından da Türkiye’nin güçlenmesi, Rusya’nın güçlenmesine her zaman tercih edilir. Bu karşıtlık sadece Türkiye’nin Rusya ekseninde yer alması durumunda ortaya çıkar. Yani Türkiye’nin kendi hava sahasını S-400 sisteminin gözetimine açarak, Rusya’nın gücünün artması için bir taşıyıcı güç olarak ortaya çıkması durumunda. Ancak bahsettiğim gibi, bunun tarihsel nedenlerle mümkün olmadığını, Türkiye-Rusya yakınlaşmasının sürdürülemeyeceği ortada.

S-400’LER TÜRKİYE’NİN ELİNDE HİÇBİR İŞLEVİ OLMAYAN BİR OYUNCAĞA DÖNÜŞTÜ

Hulusi Akar’ın son açıklamaları ışığında baktığınızda, sizce Türkiye’nin S-400 macerası nereye doğru evriliyor?

S-400 alımı Türkiye açısından farklı nedenlerle belki mecburi ama uzun vadeli stratejik yönelim açısından yanlış bir karardı. Rusya ile yakınlaşmanın makul nedenlerinden bahsetmiştim. Ancak bu yakınlaşma uzun vadeli bir tavize yol açmadan, kısa vadeli adımlarla geçiştirilmeliydi. S-400 ise uzun vadeli ve hatta kalıcı bir şekilde Türkiye’yi Rus askeri teknolojisine açıyor ve bağımlı hale getiriyor. Ayrıca sistem, Türkiye’nin sahip olduğu NATO uyumlu sistemle birlikte çalışmıyor. S-400 Türkiye’nin elinde kullanamayacağı 2.5 milyar dolarlık bir oyuncak haline dönüştü. Bu yüzden Türkiye F-35 savaş uçağı ortak üretim programından dışlandı. Türkiye’nin sahip olduğu F-16 savaş uçaklarının modernizasyonu ve yine helikopter motorlarının satışı Amerikan Kongresi tarafından engelleniyor. Bu Türkiye’nin bölgesinde rekabet içinde olduğu ülkelere kıyasla Türkiye’yi geri bırakacak bir gelişme. Dolayısıyla iktidar, özellikle askeri uzmanlar ya da askeri geçmişten gelen siyasi kanadı, S-400 macerasından bir an önce dönmek istiyor. Ancak tabii dış politika konusu iç siyasette uzun bir süredir araçsallaştırıldığından, iç siyasette bir maliyet yaşanmaması için bunun kamuoyuna izah edilmesi lazım.

ABD TÜRKİYE’NİN KÜRT GRUPLARIYLA İLGİLİ KAYGILARINI PAYLAŞMIYOR 

Türkiye’nin Suriye politikasında yeni dönemde ABD ile gerilim mi uyum mu bekliyorsunuz?

Suriye konusunda ABD ile Türkiye arasında uyum noktaları olduğu gibi, perspektiflerin çatıştığı noktalar da bulunuyor. Suriye’deki rejimin niteliği ya da Rusya’nın askeri varlığı konusunda iki ülke benzer yaklaşımlara sahipler. Diğer taraftan ABD’nin Suriye’deki Kürt gruplara yaklaşımı, iki ülke arasındaki perspektif çatışmasının asıl nedeni. ABD açısından IŞİD gibi küresel hedefleri olan radikal İslamcı örgütlere kıyasla Kürt gruplar lokal bir sorun. ABD, Türkiye’nin PKK ile bağlantılı terör örgütü olarak gördüğü bu gruplardan kaynaklanan güvenlik tehdidi algılarını paylaşmıyor. Bununla birlikte ABD Kürt grupları tamamen Rusya’nın kontrolüne terk etmek de istemiyor bu yüzden Türkiye’nin yaklaşımını benimsemiyor. Dolayısıyla ABD ve Türkiye arasında bu konudaki görüş farklılığının ve gerilimin yeni dönemde de belki de artarak devam edeceğini düşünüyorum.

TÜRKİYE, ABD ÇİZGİSİNE GELİRSE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ GÖRMEZDEN GELİNİR

Biden yönetiminin insan hakları ve demokratikleşmeyi öne çıkaran dış politika anlayışının AKP hükümetini zor durumda bırakacağını düşünüyor musunuz?

Bu sorunun cevabı Biden yönetiminin insan hakları ve demokratikleşme söylemi ile ABD çıkarlarıyla nasıl bir uyum sağlayacağına göre değişir. Geçmişte ABD yönetimleri, çıkarları öne çıkaran ve insan hakları söylemini geri plana atan politikaları tercih ettiler, Mısır ya da Suudi Arabistan örneklerinde olduğu gibi. Biden’ın da son tahlilde tercihini çıkarlardan yana kullanacağını tahmin etmek zor değil. Şayet Türkiye ABD çizgisine dönüş yaparsa, insan hakları ya da demokrasi ihlalleri görmezden gelinir. Bu nedenle özellikle bu konulardan dolayı bir kriz beklemiyorum. Ancak politikalarda bir çatışma olursa bu konular söylem bazında gündeme getirilir.(İslam Özkan/DuvaR)

HASAN KÖSEBALAN KİMDİR?

Hasan Kösebalaban, Boğaziçi Üniversitesi’nde başladığı lisans eğitimini Malezya İslam Üniversitesi’nde tamamladı. Uluslararası Japonya Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında Yüksek Lisans, Utah Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanındaki doktora derecelerinden sonra Mississippi State, Michigan State, Lake Forest College, Mount Holyoke College ve İstanbul Şehir Üniversitesi gibi üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalıştı. Türkiye siyaseti, Türk Dış Politikası ve Orta Doğu siyaseti konularında yazılmış çok sayıda kitap ve makalenin yazarıdır. Halen Gelecek Partisi, Politika İzleme Kurulu üyesidir.