Alıntı Yazılar Emekli amirallerin bildirisinin ‘darbe tehdidi’ olduğu iddiası ne kadar inandırıcı?



ID:73509
Yayınlanma:
07 Nis 21

“Peki bugün girdiği sathımailde tek adam yönetiminin amacına ulaşması, halk yığınlarını bu suçlamalara inandırması olanaklı mıdır?”

104 emekli amiralin cumartesi gece yarısından sonra yayımladıkları bildiri, üç günden beri siyasi gündemin birinci sırasında.

Bildirinin içeriğinde;

* TBMM Başkanı Şentop’un, “Türkiye’nin Cumhurbaşkanın imzasıyla Montrö Anlaşması’ndan çıkabileceğini” söylemesiyle başlayan tartışmaya karşı, “Montrö’yü savunma”,

* Tarikat evinde üniformasının üstüne sarık takıp ve cübbe giyen muvazzaf bir amiralin görüntülerinin medyaya düşmesi tartışmalarına müdahil olma tutumu var.

Yani bildirinin içeriği son günlerde siyaset ve medyada açıkça ve pek çok yönüyle yapılan bir tartışmadan ibaret.

Ancak iktidar ve yandaşları bildirinin içeriğini değil; gece yarısı yayımlanmasını, amacın içerikten çok, iktidara darbe tehdidiyle ayar verme... olduğunu iddia ederek bildiriden yeni bir mağduriyet çıkarmaya yöneldiler.

Millet İttifakı etrafında oluşan muhalefet ise genelde; bildirinin içeriğine katıldıklarını ama bildirinin yayımlanma zamanını (gece yarısı) yayımlanma biçimini uygun bulmadıklarını ifade ediyorlar.

Muhalefet ayrıca, bildiri nedeniyle 14 emekli amiralin gözaltına alınıp haklarında soruşturma başlatılmasına da karşı çıkıyor.

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ KARŞISINDA OLUŞAN İTTİFAKIN SONUNA MI GELİNDİ?

Elbette ki emekli amirallerin bildirisinin tek başına da bir anlamı vardır. Ama bu bildirinin; 30 Ocak 2020’de yayımlanan, “Montrö”ye sahip çıkan ve Kanal İstanbul’a da Montrö”yü baypas ettiği için karşı çıkan 126 emekli büyükelçinin bildirisiyle yeniden gündeme gelmesi ve bu bildirilere 68 eski CHP milletvekilinin bir bildiriyle sahip çıkmasıyla birlikte ele alındığında emekli amirallerin bildirisinin gerekçeleri daha anlaşılır olmaktadır.

Bildiriye imza atan 104 emekli amiralin büyük çoğunluğu “Ergenekon”, “Balyoz”, “Askeri Casusluk”... gibi davalarda yargılanmış, Erdoğan’ın bu davaları “TSK’ye kumpas” ilan etmesiyle kıtalarına dönmüş muvazzaf subayken 15 Temmuz darbe girişimine karşı mücadelede iktidarın yanında yer almışlardır. Hatta bu imzacı amiraller, “Mavi vatan” sloganı etrafındaki politikayı doktrin haline getirmiş, Doğu Akdeniz’deki girişimlerin fikir babalığını yaparken Suriye, Libya, Doğu Akdeniz’deki girişimlerin ön cephesinde yer almışlardır. Belki itirazları sadece “uygulamaya dair”dir. Yani bu emekli amirallerin içlerinde elbette Avrasyacı, NATO’cu denilecek ve karşıt kamplarda gibi görünenler varsa da son 5 yılda bu subaylar, iktidarın TSK içindeki operasyonlarında iktidarın arkasında durmuşlardır. Bu yüzden emekli amirallerin bildirisi, “darbe tehdidi”nden çok 15 Temmuz darbe girişimine karşı oluşan ve kendisini Doğu Akdeniz başta olmak üzere dış girişimlerde ifade eden ittifakın sonuna gelindiğinin işareti olarak anlamlanmaktadır.

ASIL SUÇLAMALAR MUHALEFETE YÖNELTİLMEK İSTENİYOR

İktidar, bildiriye karşı bir yandan Cumhurbaşkanlığı, AKP, MHP ve Vatan Partisi üstünden yanıt verirken, öte yandan da Yargıtay, Danıştay, YÖK, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Milli Savuma Bakanlığı... gibi kamu kurumları üstünden karşılık verdi.

Burada Bahçeli; bu kişilerin rütbeleri sökülmeli, emekli maaşları kesilmeli, lojmanlardan atılmalı, korumaları kaldırılmalı... gibi “Fırıncıya söyleyin ekmek vermesin” diyen bir tutum öne sürerken, Bahçeli’nin frekansından konuşan İçişleri Bakanı Soylu da “Bize ültimatom veremezsiniz, verdirmeyiz... Alimallah darmadağın ederiz” diyerek tartışmaya katıldı.

Kamuoyunda artık tek adam yönetiminin en küçük ortağı olarak bilinen Vatan Partisi ise, uzunca yaptığı hesaplardan sonra, 104 emekli amiralin bildirisinin Erdoğan’ın emperyalizme ve teröre karşı mücadelesini zayıflatacağını öne sürerek kendisini Erdoğan’ın yanında konumlandırmayı tercih etti.

Erdoğan ise; “Her şeyden önce bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem üslubu, yöntemi itibariyle kesinlikle art niyetli girişimdir. Emekli amiraller siyasi bir tartışma konusunda darbe imaları içeren bildiriler yayınlayamaz” derken, “Bu girişimin merkezinde ise CHP vardır” deyip, yakında bu kişilerin ve eşlerinin, çocuklarının, yeğenlerinin, CHP ile ilişkilerinin medyada ortaya çıkacağını söylüyor. Bu da CHP ve çeşitli muhalefet odaklarının “darbecilik”le suçlandığı bir propagandanın sahneye konacağını, böylece bildirinin “Allah’ın lütfü” kategorisinden bir materyale dönüştürüleceğini gösteriyor.

104 emekli amiral ve bildirileriyle ilgili ilk bakışta Erdoğan ve Bahçeli aynı sözcükleri kullansalar bile, Erdoğan’ın ses tonu ve vücut diliyle; amirallerin bildirisi üstünden TSK içindeki eğilimlerle uzlaşmak istediği, asıl amacının da muhalefetin itibarsızlaştırılıp ezilmesi olacağını söylemek istediği görülmektedir.

Tabii içinden geçilen sürecin özellikleri dikkate alındığında; sürecin yeni “Ergenekon”, “Balyoz”... davalarının güncel versiyonlarına evrilmesinin de ihtimal dışı olmaması kaydıyla!

İKTİDAR SUÇLAMALARA HALKI İNANDIRMAKTA ÇOK ZORLANACAK

Hiç kuşkusuz emekli büyükelçiler ve emekli amirallerin bildirilerinin arkasında; “Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi”, “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme”, “Askeri okullara girişte irticai faaliyetlerde bulunmama şartının kaldırılması”, “Lozan ve Montrö” tartışmaları etrafında tarikatlar, cemaatler, cihatist islamcı odaklar, ırkçı şoven güçler... gibi en gerici odaklarla ittifakını yenileme yanı sıra, NATO ve batı ittifakı ile Rusya arasında salınan dış politikadan duyulan rahatsızlıklar vardır.

Bu yüzden de iktidar sorunun arkasındaki gerçekleri yok sayarak emekli amirallerin ve büyükelçilerin çıkışlarını, kendisine muhalif gördüğü herkese karşı yaptığı gibi “darbeci”, “darbe tehdidinin faili” olarak suçlamak için kullanmak isteyecektir.

Ancak burada; “Peki bugün girdiği sathımailde tek adam yönetiminin amacına ulaşması, halk yığınlarını bu suçlamalara inandırması olanaklı mıdır?” sorusu akla gelmektedir.

Bu sorunun yanıtı; iktidarın bu amacına varması olanaksız değilse de “olanaksıza” yakındır.

Çünkü halk indinde inanılırlığını yitirmiş iktidarın, bu güne kadar muhalefet partileri ve her türden muhalif güce karşı; “terörle irtibatlı ve iltisaklı”, “bölücü”, “beşinci kol”, “dış düşmanların uzantısı” “milli güvenlik sorunu”... gibi suçlamaları ne kadar kabul görmüşse, bugün gündeme getirilen “darbeci”, “darbe tehditçisi” suçlaması da en fazla o kadar kabul görebilir.

Daha fazlası değil.

Bu yüzden eğer demokrasi güçleri halka gerçeklerin açıklanması için üstlerine düşeni yapabilirse iktidarın “Allah’ın lütfu”nun altında kalması işten bile değildir!(İhsan Çaralan/Evrensel)