Fikir ve Analiz İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kavramsal çerçevesi



ID:76079
Yayınlanma:
10 Haz 21

İran'da İslam Devrimi'nden bu yana yaşanan seçim sürecinin objektif bir analizi, seçimlerin 1979 Devrimi ile başlayan ve halen devam eden sürecin kendi kendini temizleme prosedürü olarak işlev gördüğünü göstermektedir.

İran'ın siyasi sistemi Batı medyası ve onların sözde uzmanları tarafından genelde tamamen laik ve Batı merkezli bir çerçevede analiz edilir. Bir dereceye kadar, İslami sistemin bu yanlış okunması İran'ın lehine işler. NATO rejimlerinin 42 yıldan fazla bir süredir İran'daki İslami sistemi devirmeyi başaramamasının nedenlerinden biri de budur.

İran İslam Cumhuriyeti'nde ne zaman bir seçim yapılsa, Batılıların analizleri Mevlana'nın Batı merkezli yanlış yorumlarını taklit eder. Bu velinin tamamen Tanrı-merkezli, Kuran-yönelimli şiiri ve metaforları, Batılı seküler perspektifler tarafından orijinal İslami doğalarından soyulur hep.

İran'ın siyasi sistemi Batı medyası ve onların sözde uzmanları tarafından genelde tamamen laik ve Batı merkezli bir çerçevede analiz edilir. Bir dereceye kadar, İslami sistemin bu yanlış okunması İran'ın lehine işler. NATO rejimlerinin 42 yıldan fazla bir süredir İran'daki İslami sistemi devirmeyi başaramamasının nedenlerinden biri de budur.

Saha gerçeklerine ilişkin Batılı değerlendirme her zaman özgünlükten yoksundur ve kökleri İran'ın İslami toplumsal paradigmasına dayanmaz. Bu nedenle, İran'daki seçim sürecini ve temelini gerçekçi bir şekilde anlamak için yeni-sömürgeci çerçevenin dışına çıkmak gerekir.

Yukarıdakileri akılda tutarak, İran'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini İslam Devrimi'nin toplumsal bir kurumu ve siyasi programı olarak değerlendirmek istiyoruz. Batılı rejimler ve onların medya organları öncelikle İslam Cumhuriyeti'ndeki genel seçim sürecini baltalamaya odaklanıyor. Stratejik olarak konuşursak, adayların kim olduğu ve neyi temsil ettikleri hiç de umurlarında değildir.

Laik ve Batılı değerlere ve dogmalara tabi olmayan İslami bir yönetim sistemi içindeki bir seçim sürecinin varlığı, mevcut küresel düzene karşı medeniyet planında bir meydan okumadır. Zira Batılı rejimleri, insanlığın izlemesi gereken ilerici yolu temsil etme iddialarından yoksun bırakmaktadır.

Tarihteki diğer mevcut ülkeler gibi İran da kurumlara ve amaçlara dayanan bir sisteme sahiptir. İslami dava, kurumlarının birincil şekillendirici faktörüdür. Batılı propaganda organları, İran'ı bölgesel düzeyde gayri meşrulaştırmak için bu gerçeği sürekli olarak inkâr etmektedir. Bu, NATO rejimlerinin çok önemli bir jeopolitik hedefidir.

Bununla birlikte, daha sofistike İran karşıtı uzmanlar, İran'ın siyasi yaşamının ademi merkeziyetçi olduğunu kabul ediyor ve İran'daki seçimlerin genel bir incelenmesi, seçimlerin toplumsal nabzın attığını kanıtladığını ve yönetişim üzerine bir iç tartışma işlevi gördüğünü gösteriyor.

Seçimler, kamusal bir İslami toplumsal tartışma platformu olarak yönetim sistemine dâhil edilmiştir. Bu nedenle, İran'ın seçim sürecindeki sorunlarını kavramak için İslami epistemolojiye biraz aşina olmak gereklidir, ki çoğu Batılı kaynak entelektüel tembellik veya safi kibir yüzünden buna önem vermez. Batılılar, tüm dünyadaki seçim süreçlerinin Batı kalıplarına ve normlarına benzemesi gerektiğini varsayıyorlar. Beyaz adamın yükü canlıdır ve hayatın birçok alanında teklemektedir.

İran'da seçimler, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, sıradan vatandaşların günlük yaşamlarını etkileyen yönetim meseleleriyle ilgili olsa da, İran'da aynı zamanda bir kadro oluşturma sistemi ve belirli kamusal konularda toplu bir “içtihat” biçimidir. İran laik bir demokrasi değildir; halkı İran'ın bir İslam Cumhuriyeti olarak kalmasını sağlamak için büyük fedakârlıklar göstermiştir.

İslam Devrimi'nden bu yana, İran'daki İslami hükümet seçimleri hiçbir zaman iptal etmemiş, hatta ertelememiştir. 1980 ve 1988 arasında Saddam Hüseyin'in saldırılarına maruz kaldığı dönemde bile seçimler zamanında yapıldı. Saddam'ın kanlı savaşı, Arap rejimlerinin yanı sıra tüm Batılı güçler ve SSCB tarafından destekleniyordu. Soğuk savaşın iki rakip bloğu, nadir görülen bir işbirliği göstergesi olarak İslami yönetim sistemine karşı birlikte çalıştılar.

İslami İran'a karşı ABD desteğiyle yürütülen savaş sırasında İmam Humeyni'den (r.a.) seçimleri iptal etmesi istendiğinde, o bunu reddetmişti. Seçimler düzenli olarak ve zamanında yapıldı.

Dr. Ansia Khaz Ali tarafından 2010 yılında yapılan bir araştırma, Devrim’den sonra İran'ın sosyo-politik yaşamına seçimler yoluyla katılımın çarpıcı biçimde arttığını gösteriyor.

Bu nedenle, İran'da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri sıra dışı bir durum değildir. Her yerde olduğu üzere siyaset öncelikle ve her şeyden çok lokal meseleleri çözmeyi hedeflediğinden, İran’daki de evleviyetle ve en ziyade iç sorunları halletmeye dönük sıradan bir seçim sürecidir.

İran seçimlerini siyasi açıdan düzgün bir şekilde analiz etmek, İran'ın iç siyasi meseleleri ve toplumsal eğilimleri hakkında ayrıntılı bir farkındalık gerektiriyor. Crescent International de dâhil olmak üzere çoğu harici medya kuruluşu, İran’ın iç meselelerini sınırlı bir şekilde kavramaktadır. Yabancı bir medya kuruluşu bu konuda dürüst değilse, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerini izlemesi, belli bir ajandayı takip ettiği veya en iyi ihtimalle entelektüel dürüstlükten yoksun olduğu anlamına gelir.

Bu nedenle, İran seçimlerine ilişkin genel bakışımız, adayların belirli siyasi programları ve seçim kampanyalarından ziyade genel aday yelpazesinin analiziyle sınırlıdır.

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki aday yelpazesi, İslam Devrimi'nden bu yana İran toplumunun ve yönetim sisteminin halkın çeşitli stratejik katmanlarından gelen geniş bir politikacı bloğu yetiştirmeyi başardığı gerçeğini ortaya koymaktadır.

Başkan adayları olan İbrahim Reisi, Muhsin Rızai, Said Celili, Ali Rıza Zekani, Seyyid Emir-Hüseyin Kadızade-Haşimi, Abdunnasır Himmeti ve Muhsin Mehr-Alizade’nin tamamı, İran'daki İslami hareketin insan sermayesinin yetkin liderler yetiştirdiği gerçeğini ortaya koyuyor. Anayasayı Koruyucular Konseyi (Şura-yi Nigahban) tarafından onaylanan liste 25 Mayıs'ta yayınlandı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak Cihangiri, eski Meclis Başkanı Ali Laricani ve eski Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Dehgan gibi bazı tanınmış isimler ise listeye giremedi.

Adayların arka planının analizi, İran'ın çeşitli yönetim kurumlarının, farklı görüşlere sahip liderlerin İran'daki İslam Devrimi sürecine bakışlarını yansıtmak için siyasi alan buldukları bir ortam oluşturduğu gerçeğine işaret ediyor. Önyargılı ama biraz makul bir gözlemci bile İran'ın siyasi manzarasını monoton olarak nitelendiremez.

İran'da İslam Devrimi'nden bu yana yaşanan seçim sürecinin objektif bir analizi, seçimlerin 1979 Devrimi ile başlayan ve halen devam eden sürecin kendi kendini temizleme prosedürü olarak işlev gördüğünü göstermektedir.

İran basınının ve sosyal medya platformlarının gözlemlenmesi, İran'da seçimlerin asla İslami yönetim sisteminin yerini almakla ilgili olmadığı gerçeğini hemen ortaya koyuyor. İslami sistemin “devrilmesi” anlatısının İran'la hiçbir ilgisi yoktur ve hiçbir dâhili etki veya desteğe sahip olmayan sürgündeki İran toplumuyla sınırlıdır. Bunlar, finansal patronaj yoluyla yabancı ağababaları tarafından desteklenmektedirler.

Yukarıdaki temel kavramları akılda tutarak, bizim bakış açımıza göre, İran'da yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki kilit iç siyasi mesele, Rehber ve Veliyy-i Fakih İmam Hamanei tarafından ana hatları çizilen ekonomik kalkınma stratejisinin uygulanmasıdır.

Direniş ekonomisi, “yerli üretimin niteliksel gelişimine paralel olarak yerel ürünlerin tüketiminin teşvikine dayalı tüketim yönetimi” fikri etrafında odaklanmıştır. Bu ekonomik strateji henüz tam olarak icra edilmiş değil, ancak ilk uygulaması İran'ı dünyanın en acımasız ekonomik yaptırım rejimlerinden birine boyun eğmekten korumuştur.

Artık İran toplumunun daha geniş bir bölümü, ekonomik kaldıracın Batı'nın İran'a karşı birincil baskı aracı olacağını anlamış durumdadır. Bazı temel ekonomik yaptırımlar kaldırılsa bile çoğu analist bunun geçici bir önlem olacağını anlıyor. NATO rejimleri, İran'da veya başka bir yerde asla bağımsız bir İslami yönetim sistemini kabul etmeyecektir. İran'a karşı doğrudan bir konvansiyonel savaş söz konusu olmasa da, ekonomik savaş İslam Cumhuriyeti'ne karşı birincil tercih olmaya devam edecek. Bunu akılda tutarak, en çok oy almayı başaracak başkan adayının, daha geniş kamuoyunu, yaptırımların etkilerini yabancı güçlerle yapılan anlaşmalar yoluyla değil, İran'daki yerli imalat sanayisini güçlendirerek kıracağına ikna edecek aday olacağını söyleyebiliriz.

Aday listesine bakılırsa, finansla ilgili organizasyonları yönetme ve reel yerli ekonomi üzerinde etkili olmuş deneyime sahip kişiler daha iyi bir şansa sahip olacaklar.

Önümüzdeki haftalarda okuyucularımıza direniş ekonomisi paradigması çerçevesinde somut ekonomik programa sahip adaylara dikkat etmelerini öneriyoruz.

İran yadsınamaz bir jeopolitik nüfuz ve askeri caydırıcılık elde etti. Ekonomi, İslam Cumhuriyeti'nin düşmanlarıyla mücadelesinde birincil alan olmaya devam ediyor.

Kampanya ekibi, direniş ekonomisi stratejisine dayanan, anlaşılması kolay ve gerçekçi bir metodoloji ortaya koymayı başaran aday muhtemelen seçilecektir.

Ancak İran'ın İslami seçim sürecinin sürprizlerle dolu bir geçmişi var. Bu nedenle dikkatli olmanızı tavsiye ederiz. Ancak bir şey açıktır: İran'daki seçimlerin gerçekçi bir resmini elde etmek için okuyucular, Batı medyasının İran seçimlerine ilişkin perspektifini ciddi şüpheyle karşılamalıdır. Bu perspektif her zaman taraflıdır ve belli bir gündeme odaklanmıştır. (Waseem Shehzad:Crescent International / Tercüme:MedyaŞafak)