Fikir ve Analiz Erdoğan-Biden görüşmesi öncesi Türkiye’den ABD’ye hangi mesajlar veriliyor?



ID:76105
Yayınlanma:
10 Haz 21

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden, 23 Nisan'da yaptıkları telefon görüşmesinde uzlaştıkları üzere 14 Haziran'da Brüksel'de bir araya gelecekler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Nisan ve 26 Mayıs'ta yaptığı açıklamalarda, Biden ile görüşmesinin Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sayfa açmasını umduğunu belirterek buluşmaya verdiği önemi dile getirmişti.

Ankara'nın Washington'dan beklentisinin bu mesajın üzerine inşa edildiği öngörülüyor. Diplomatik çevrelerde yapılan değerlendirmelerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2023 seçimlerine giden yolda ABD ile çalkantılı bir ilişki yerine siyasi ve ekonomik işbirliği ve diyaloğu öne çıkarmak istediği, mevcut sorunların derinleştirilmesinden çok çözüm yollarına odaklanılmasından yana olduğu kaydediliyor.

ABD ile daha yakın ilişkiler

Biden'ın 24 Nisan mesajında 1915 olaylarını "soykırım" olarak nitelemesinin ardından yaşanan süreçte, taraflar arasında artan diplomatik trafik -özellikle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile iki ülke liderinin danışmanları İbrahim Kalın ve Jake Sullivan arasında kurulan diyalog- her iki tarafın da ilişkilerin daha da bozulmasını istemediğini gösterdi.

Çavuşoğlu, geçen hafta basına yaptığı açıklamalarda, "Yeni ABD yönetiminin Türkiye ile daha iyi ilişki içinde olma arayışını görüyoruz" ifadeleriyle bu durumu somutlaştırmıştı.

Biden-Erdoğan zirvesi öncesi Ankara'ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ile İbrahim Kalın'ın yaptığı görüşmenin ardından yapılan yazılı açıklamada da "Görüş ayrılıklarına rağmen ilişkilerimizin stratejik bir anlayışla ve pozitif gündemle ilerletilmesinin önemine değinildi," beklentisi dile getirilmişti.

Türkiye açısından pozitif gündem oluşturacak unsurların başında Afganistan, Libya ve Suriye'de ABD ile devam ettirilen işbirliği bulunuyor. Türkiye'nin önemli bir NATO üyesi olarak birçok misyonda ve operasyonda aktif olarak yer alıyor olması da Ankara'nın işlediği tezlerden bir tanesi.

Bu kapsamda NATO'nun çekilmesi sonrasında Afganistan'da askeri varlığını sürdürüp Kabil Hamid Karzai Havalimanı'nın güvenli şekilde idare edilmesi için yaptığı öneri ittifak için büyük önem taşıyor.

Afganistan'da önemli işbirliği

Türkiye ve ABD, Afgan hükümeti ile Taliban arasında nihai bir barış anlaşması olması yönünde Şubat ayından itibaren beraber çalışıyorlar. Türkiye'nin hem Afgan hükümeti hem de Taliban ile sürekli iletişim kanallarına sahip olmasına önem veren ABD, Nisan sonunda İstanbul'da düzenlenecek bir konferansla anlaşmanın imzalanması için çalışmıştı. Taliban yabancı güçlerin zamanında çekilmediği gerekçesiyle konferansa katılmamıştı.

Afganistan açısından şimdiki en önemli süreç NATO'nun 20 yıllık misyonunu tamamlaması ve ülkeden çekilmesi. Ancak hem Kabil'deki diplomatik varlığın sürmesi hem de ülkenin dış dünyaya bağlantısının sürmesi açısından Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı'nın güvenli şekilde çalıştırılması büyük önem taşıyor. Mayıs ayında yapılan NATO toplantısında Türkiye'nin bu görevi siyasi, lojistik ve güvenlik açısından belli koşulların karşılanması durumunda üstlenebileceği önerdiği basına yansımıştı.

NATO açısından önemi olan bu önerinin 14 Haziran'da liderler zirvesi sırasında ele alınacağı, bu durumun Erdoğan-Biden görüşmesinde de pozitif bir unsur olarak değerlendirileceği kaydediliyor. Libya ve Batı Suriye'de yaşanan işbirliği de liderlerin üzerinde duracağı bir konu başlığı olarak görülüyor. Ankara'dan son dönemde Libya'dan bazı milis güçlerinin çekilebileceğine ilişkin işaretler, özellikle 23 Haziran'da yapılacak 2. Berlin Konferansı öncesinde olumlu bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Doğu Akdeniz'de sakin yaz

Ankara'dan Washington'a verilen en güçlü mesajlardan bir tanesi de Doğu Akdeniz'e ilişkin. Yunanistan ile Ocak ayından itibaren siyasi, askeri ve ekonomik temasları artıran Türkiye, 2020'de yaşanan gerilimin bu yaz yaşanmayacağı mesajını veriyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias arasında 31 Mayıs'ta yapılan son zamanların en samimi ve sıcak görüşmesi Yunan basınına "Bu yaz sakin geçecek" başlıklarıyla yansıması, bu düşüncenin Atina'ya da iletildiği değerlendirmelerine yol açıyor.

Doğu Akdeniz'de gerilimin düşmesi sonucu Türkiye-AB diyaloğunda başlayan normalleşme süreci de ABD'nin dikkatle izlediği bir gelişme. Türkiye, bu bağlamda da "pozitif gündem" isteğinde olduğunu hem Brüksel'e hem de Fransa gibi sıkıntı yaşadığı önde gelen üyelere de aktarıyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun önemli diplomatik süreçlerin yaşanacağı Haziran ayının hemen başında önce Atina'ya sonra Paris'e gitmesi de Washington'a iletilen bu mesaj açısından önemli görülüyor.

İlişkilere S-400 ve YPG parantezi

Taraflar arasındaki en önemli sorunlar Rusya'dan S-400 satın alınması ve ABD'nin YPG'ye desteğinin devam ediyor olması olarak görülüyor. Taraflar arasında son dönemde gelişen "çözülemeyen sorunların paranteze alınması" fikri, bu iki konuda kendini gösteriyor.

ABD'nin son dönemde S-400 konusunda "Durumu daha da zorlaştıracak adımlardan kaçının" içerikli mesajlarının Ankara'da karşılık bulduğu değerlendirmesi yapılıyor. Ankara'nın şu ana kadar "S-400'lerin aktive edilmemesi, test atışı yapılmaması ve Rusya'dan yeni silah sistemi alınmaması" yönündeki Amerikan uyarılarına ters bir eylemde bulunmadığı kaydediliyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın son dönemde S-400 konusunda verdiği mesajların Washington tarafından olumlu olarak not edildiği belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TRT'ye verdiği röportajda, YPG'ye verilen destek konusunda ABD'yi çok ciddi şekilde eleştirmiş ve Biden ile yapacağı görüşmede bunları dile getireceğini kaydetmişti. Buna karşın, son dönemde üst düzey Amerikalı diplomat ve askerlerin bölgeyi ziyaret ederek YPG'nin üst düzey yöneticileriyle görüşmelerine Ankara'nın ciddi bir tepki vermemesi dikkat çekmişti.

Erdoğan'dan 'lider diplomasisi' vurgusu

Erdoğan'ın görüşme öncesi verdiği en önemli mesajlardan biri, önceki Amerikan başkanlarının aksine Joe Biden ile yakın temas kuramaması, sorunların çözümü için en üst düzeyde iletişim gerekliliği vurgusu oldu.

TRT'de röportajı sırasında "Sizden önce demokratlarla çalıştık. Ama böyle bir görünüm olmadı. Bush'la çalıştık, Obama ile çalıştık ama bunların hiçbiriyle böyle bir gerilim yaşamadık. Ardından Trump ile çalıştık ve hiçbir gerilim yaşamadık. Aksine telefon görüşmesinde huzurluyduk, rahattık. Şu toplantıda buluşuruz gibi bu konuşmaları yürüttük. Tabi Biden ile bu görüşmeler böyle olmadı," diyen Erdoğan, mevcut Başkan Biden ile "liderler diplomasisi" kurmak isteğini dolaylı olarak dile getirmiş oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı röportajda, Biden'la yapacağı görüşmede 1915 olaylarına ilişkin anma mesajında Ermeni soykırımı ifadesini kullanmasından duyduğu rahatsızlığı da dile getireceğini kaydetmişti. Türk basınına yansıyan haberlerde, Erdoğan'ın bu konuda özel bir hazırlık yaptırdığı ve Biden'a bu çalışmayı sunacağı belirtilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konudaki rahatsızlığını, "Şimdi NATO zirvesinde görüşeceğiz. Şimdi bu gerilimin sebebi ne. Sözde Ermeni soykırımı. Artık bıktık ya. Senin bütün işin bitti de Ermenilerin avukatlığına mı soyunuyorsun? Bırak bu işi tarihçiler, hukukçular çalışsın. Şu anda ortada herhangi bir şey söz konusu değilken, kalkıyorsunuz bunu gündeme getiriyorsunuz?" sözleriyle dile getirmişti.

Ekonomi ve yatırım mesajı

Ankara'dan Washington'a verilen mesajlar arasında ekonomik işbirliği ve ticaretin artırılması istemi ve özellikle Amerikan yatırımcılara dönük çağrılar yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'nin önde gelen şirketlerinin CEO'larıyla yaptığı görüşme ile ilgili bilgi verirken, "Biz de 'Kapımız açık, yatırım destek ofisimiz emrinizde. Bizde size her türlü desteği vermeye hazırız' dedik," dedi.

Türkiye ile ABD'nin bir önceki başkan Donald Trump döneminde koydukları 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefini Biden yönetimi ile de devam ettirmek istediğini kayda geçiriyor. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman da Ankara'daki temasları sırasında ticaret ve yatırımlar açısından büyük potansiyel olduğunu kaydetmiş, öngörülebilirlik ve hukukun üstünlüğü sorunlarına dikkat çekmişti.