Fikir ve Analiz Mafya-siyaset-devlet üçgeninde üçüncü perde / Prof. Dr. Ahmet Özer



ID:76449
Yayınlanma:
17 Haz 21

Hani zalimler karşısında susmayacak Hakkı söyleyecektik. Hani kendi nefsimizi temizlemek esas olacaktı. Başkasının gözünde çöp arayanlar, kendi gözlerinde merteği görmez oldular. Sağı-solu fark etmiyor. Müslümanı-gayri Müslimi de fark etmiyor. Marmara müsilajından daha tehlikeli olan bu aklımızı, kalbimizi, ciğerlerimizi, midemizi ve bağırsaklarımızı kuşatan müsilaj. Yani Şeytanın salyası, ağzımız, burnumuz, gözümüz ve kulağımızdan bedenimizi kuşatıyor. Çünkü haram yedik, harama battık, haram işlerin peşine düştük, haram yiyen haramzadeleri dost edindik.

İçinden geçtiğimiz süreçte büyük bir kirlilikle karşı karşıya olduğumuz herkesin malumu. Demokratik bir yapı inşa etmenin asgari koşulu bu kirden arınmak, temiz bir topluma ulaşmaktır.

Temiz bir toplum yaratmanın yolu ise temiz siyasetten geçer. Temiz siyaset, kuralları önceden belirlenmiş, ilkeli ve etik kurallarına göre işleyen bir sistem üzerinde yükselebilir ancak.

Burada en önemli husus hesap sormak ve hesap vermektir. Çünkü demokratik bir toplumu otoriter ve totaliter olandan ayıran denetim mekanizmasıdır, hesap verilebilirliktir.

Bu hukuku bir iktidar işletmiyorsa, muhalefet cesaretle üstüne gidip işletilmesini sağlamalıdır. 

Şimdi mafya-siyaset-devlet ve medya ilişkisi Türkiye'yi epeydir hem meşgul ediyor hem de -her ne kadar iktidar umursamaz gibi davransa bile- ülkeyi sarsıyor. Bu da tıkanan sistemin ve kirlenen siyasetin iyice belirginleşmesine yol açıyor.

 Daha önce belirttiğimiz gibi, bugün genellikle siyasi ve bürokratik kadroların bir kısmı siyasi iktidarı, ülkeyi yönetmenin aracı olmaktan ziyade, ganimet gibi algılamış, devleti ise bu paylaşımın aracı olarak görmüştür.

Ortaya çıkan durum bu sitemin yarattığı ilişkiler ağı neticesidir. Biz netice ile uğraşıyoruz ama sebep ortadan kalkmadan netice değişmez. 

Mafya siyaseti büyümek için bir koruma kalkanı olarak kullanırken, siyaset de ondan yararlanmakta ve çeşitli biçimlerde nemalanmaktadır.

Bu çerçevede yasaları uygulaması gerekenler yasaları es geçiyor, hukuku uygulaması gerekenler onu ayaklar altına alıyor.

Karşılıklı bir çıkar alışverişine dönmüş durumda bu ilişki. Kirliliğe bulaşanlar olaya bu açıdan yaklaşmakta, vatan-millet-sakarya söylemi ile devleti kullanmaktadırlar. İşte Peker'in ifşaatları ve itirafları bize bunu gösteriyor.  

Üçüncü perdeye doğru

Peker'in ifşaatları ve itiraflarını üçe ayırmak lazım: Birincisi devlette (en azındın şimdi) resmi bir görevi olmayanların sırtlarını devlete dayayarak kendi kişisel çıkarları için işledikleri suçları içeriyor.

(Eski İçişleri bakanı Mehmet Ağar, eski Yarbay Korkut Eken, Erkan Yıldırım, Baran Korkmaz, Batur Rahimov, Cihan Ekşioğlu, Demirören, gazeteciler vb. kişilerin karıştığı iddia olunan suçlar bu nevidir.)

İkincisi, şu anda devlette ciddi görevlerde bulunan kişilere dairdir. (İçişleri bakanı Süleyman Soylu, AKP Milletvekili Tolga Ağar, Ankara bölge idare mahkemesi başkanı Toklu, rüşvet aldığı içişleri bakanı tarafından iddia olunan bir siyasetçi, Ak parti yönetim kurulu üyesi Metin Külünk vb. Ziraat Bankası vs.) 

Üçüncü kategori ise doğrudan hükümeti (o arada giderek devleti) ilgilendiren iddialardır. (SADAT, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı, eski hazine ve maliye bakanı Berat Albayrak vb.)

Hatta Peker 10. videoda cumhurbaşkanına dair açıklamalar yapacağını, helalleşeceğini iddia etmişti.

Sonra Erdoğan-Biden görüşmesinde eli zayıflamasın diye bunu geri atmış, o arada Dubai resmi makamlarınca alıkonulduğu ileri sürülmüştü. 

(Bir suç örgütü lideri bir devlet başkanının elini nasıl zayıflatabilir? Nasıl bilgilere sahip ki ifşa ettiğinde bu sonucu doğursun? Bu ne menem iştir, nasıl bir gidiştir. İlginçtir ki Peker'in bir günlük ortadan kaybolma hali çeşitli spekülasyonlara yol açmış, toplum tarafından neredeyse intizarla karşılanmıştı! Neden? Belki de toplumun söylemek isteyip de söylemediği şeyleri Peker dile getirdiği içindir onunla bu kadar alakadar oluyor, bağ kuruyor. O yüzden bütün bu iddialar kamuoyu tarafından merakla izleniyor; kamuoyu bunların bir an önce açıklığa kavuşmasını bekliyor.)

Suç örgütü liderinin peşinde!

Şimdi deniliyor ki, "Bir mafya liderinin peşinden mi gideceksiniz, onun dediklerine mi itibar edeceksiniz?" Eğer mafya ile devlet-siyaset, iç içe geçmişse bunu ancak bu ilişkilerin içinde olan bir mafya lideri ifşa edebilir.

Kim edecekti, cami imamı mı? Hem etseydi de kim inanırdı cami imamına ya da sıradan birine. Sedat Peker ifşaatlarda (aslında itirafta) bulununca toplumun kahir ekseriyeti dediklerinin doğruluk payının çok yüksek olduğuna inanıyor.

Neden? Çünkü bizatihi kendisi bu ilişkilerin içinden geliyor, ondan. Bu kadar basit. 

Yıllarca devletle iş tutmuş, yıllarca iktidarla içli dışı olmuş, iç işleri bakanından destek gördüğünü iddia ediyor, yaptığı iddialar için "soruşturun, yanlış çıkarsa her şeye hazırım" diyerek meydan okuyor, ne hikmetse kimse üstüne gitmiyor, soruşturmuyor, hakimler savcılar harekete geçmiyor.

Mecliste verilen araştırma önergeleri reddediliyor. Bütün bunlar neyin göstergesi, söyler misiniz? O zaman toplum bunlar soruşturulmadığına göre "altında bir bit yeniği var" diye düşünmez mi? 

Cin bir kere şişeden çıktı

Eğer halk doğruluğuna inanamasaydı bu derecede ilgi duyabilir miydi, bu denli yüksek oranda izlenebilir miydi bu videolar?

Peki, o halde halka rağmen neden bir şey yapılmıyor? Yoksa taktik şu mu: "Bu halk balık hafızalıdır; bir süre konuşur, sonra unutur gider" mi diyorsunuz?..

Belki de. Ama bir kez cin şişeden çıktı. Söylenenler kayda geçti. Onları nasıl ortadan kaldıracaksınız, nasıl unutturacaksınız? 

Ortada derin bir çürüme, müthiş bir yozlaşama olduğu kesin. Etrafa saçılan bunca şeyi kimse görmesin mi?

Herkes gerçeklere gözünü mü kapatsın? Unutmayın gündüz gerçeğe gözünü kapatan, dünyayı sadece kendine gece yapar, gerçek ise orada durmaya devam eder. 

Eğer üstüne gidilmezse ve bu kirlilik temizlenmezse, bu sadece mevcut siyaseti ve ondan nemalanan kesimleri yozlaştırmakla kalmayacak gelecek kuşakları ve toplumun geleceğini de rehin alacaktır.

Çünkü böyle dönmelerde adalet sisteminin oluşturduğu boşluğu mafyozi ilişikliler doldurur, siyaset kurumu da buna cevaz vererek güçlenmesini sağlar.

Peki, nerde yargı, hani mafya ile savaşacağız diyenler, neredeler? Toplum onları arıyor şimdi, "çıkın ortaya ve gereğini yapın" diye. 

Sistem tıkınmış

Fakat kimse bunu yapmayacak! Çünkü bu manada sitem tıkalı. Evet, sadece siyaset kirlenmekle kalmamış, bu kirlilik devletin işleyişini tıkamış durumda.

Sistem tıkanıp, siyaset kirlenirken, buna karşılık yasaklar, yoksulluk ve yolsuzluklar zirve yapmış, halkı canından bezdiriyor. 

Bu minvalde son söyleyeceğimi ilk söylemek isterim: Olay bir sistem sorunudur, iddia edildiği üzere Peker, Çakıcı, Eken, Ağar, Soylu, Yıldırım, Külünk gibi kirli işler yaptığı iddia olunan kişiler bu sitemin ürettiği, var ettiği, yaşattığı ve koruduğu adamlardır.

Sistem değişmeden durum değişmez. Sistemi ise ondan besleneler asla değiştiremezler. Bu nedenle şimdi her zamankinden daha çok cesur bir muhalefete ve sivil bir harekete ihtiyaç vardır. 

Siyaset kirlenmiş

İddia şu: "Ben diyor on bin dolar değil milyon verdim siyasetçiye. Arabalarının bagajlarına çanta ile para koydum. Onlar adına sadece Rize'de değil, başka illerde de miting yaptım; siyasetin finansmanını sağladım, adayların ve partinin finansmanını yaptım. Adres veriyor, "parti propagandasında benim kahvemi dağıttılar bir kuruş para vermediler" diyor.

Peki, bütün bunlar önemsiz mi? Siyasetçilere çanta dolusu para verildiği söyleniyor, bu iddialar önemsiz mi?

Bunlar açıklığa kavuşmadan, temizlenmeden siyaset nasıl temizlenecek?

Bakın, iktidara yakın bir yazar olan Abdurrahman Dilipak 15 Haziran'daki köşe yazısında nasıl feveran ediyor:

Hani zalimler karşısında susmayacak Hakkı söyleyecektik. Hani kendi nefsimizi temizlemek esas olacaktı. Başkasının gözünde çöp arayanlar, kendi gözlerinde merteği görmez oldular. Sağı-solu fark etmiyor. Müslümanı-gayri Müslimi de fark etmiyor. Marmara müsilajından daha tehlikeli olan bu aklımızı, kalbimizi, ciğerlerimizi, midemizi ve bağırsaklarımızı kuşatan müsilaj. Yani Şeytanın salyası, ağzımız, burnumuz, gözümüz ve kulağımızdan bedenimizi kuşatıyor. Çünkü haram yedik, harama battık, haram işlerin peşine düştük, haram yiyen haramzadeleri dost edindik.

Soylu'ya ve hükümete sorular

- Diyor ki organize suç örgütü lideri Peker, sen falan günde falan saate, kırmızı bültenle aranan Sezgin Baran Korkmaz'ı makamında kabul ettin, ona "hakkında tutuklama var dışarı çık" dedin. Suçluyu yakalaman gerekirken korudun, korumakla kalmadın kaçırdın.

Şimdi beklenen şu: Devletin bütün olanakları senin elinde, o gün o saatin kamera kayıtlarını yayımlayıp nenden yalanlamıyorsun?

Üstelik bu adamın sizin tabirinizle "çökerek" aldığı otelin bir gecelik süit oda ücreti 106 milyon TL ve burada hakimler, eski başbakanlar, emniyet müdürleri, gazeteciler, bürokratların kaldığını ve para vermediğini iddia ediyor. Çıkıp yalanlasanıza. 

- Korkmaz denilen adam neyin karşılığında bu kişileri ağırladı. Ve bir gecesi 100 bin TL'yi aşan oda nasıl oluyor? Belli ki kara para aklıyor.

Zaten kara para aklamaktan yurt dışında bile aranan bir adam. Bugüne değin hakkında neden bir işlem yapılmamış, bırakın işlemi, eğer doğruysa neden makamda kabul edilmiş ve ardından bir gün sonra yurt dışına çıkmış.

Bu iddia sorgulanmayacak mı? Bu soru sorulmasın mı?  

- Peker'e verilen resmi korumanın 2020 yılına kadar Soylu'nun bakanlığı döneminde üç kez neden ve nasıl uzatıldığını neden cevaplamıyor. FETÖ diyor PKK diyor.

Zaten bütün bu pislikler çözülemeyen Kürt sorununun bir sonucu olarak ortaya çıkmıyor mu? 

- Suç örgütü liderine hakkında dosya hazırlandığı, bunun için yurt dışına çıkması gerektiğini kendisine bakanın sızdırdığı iddiası söz konusu, bu da hava da kaldı.

Arada gazeteciler, başka elemanların görüştüğü iddiaları var ki bunlar çok vahim iddialar ve hepsi olduğu yerde duruyor. 

- AKP'de meclis başkanlığı, bakanlık, yöneticilik yapan Cemil Çiçek ne diyor, "Bu iddiaların yüzde biri bile doğruysa çok vahim."

Milleti uyutmak için kim ne derse hemen yaratılmış günah keçilerine sığınarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar, ama artık sıyrılamazlar.

Ona bakarsan Peker, Ağar, Eken gibi adamalar da ne yaptılarsa devlet için yaptık dediler. Bayrak dediler, vatan dediler, ezan dediler. Bu söylemler bugün de söyleniyor ve asıl yapılanları perdelemek için kullanılıyor. 

- Bir hukuk devletinde bunlar olur mu, yapılır mı, yapanın yanına kar kalır mı? Adam öldürme, tecavüz, gasp iddiaları ile ilgili ne yapıldı?

Sormayacak mıyız? 10 bin dolar alan siyasetçi kim? Bir içişleri bakanı olarak görevi bunları yakalamakken neden tam tersine gizleniyor?

Acilen soruşturulması gereken diğer vahim iddialar hakkında ne yapıldı: İçişleri Bakanı olarak Soylu ile mafya ilişkileri iddiası; Mehmet Ağar, Korkut Eken ve Tolga Ağar ile ilgili vahim iddialar; Erkan Yıldırım ile ilgili uyuşturucu kaçakçılığı iddiaları, Mansimov ile mafyanın ve siyasetin kirli ilişkileri konusundaki iddialar.

- Ve daha vahimi SADAT'ın El Nursay'a silah verdiği iddiası? Silah ve petrol kaçakçılığı… Uğur Mumcu ve Kutlu adalı suikastları iddiası vs. Sorular uzatılabilir ama niyet önemli.

Niyet yapmanın yarısıdır. Anlaşılan bugün kimsenin bu konularda bir şey yapmaya niyeti yok. Ama bu yarın da böyle olacağı anlamına gelmez. 

Kirli olaylar zinciri

Siyasetin mafya ile nasıl iş tuttuğunu, mafyanın siyaseti nasıl kullanarak palazlandığını bizzat kendi ağızlarından öğreniyoruz.  

İşin içine, eroin, baz morfin ticareti, cinayet, partilere başkan seçtirme, gazetecileri öldürme, silah ve petrol kaçakçılığı, bu işlerde mafyaya değnekçilik yaptırmaya varıncaya kadar neler döndüğünü bu ifsatlardan öğreniyoruz.

Ve bütün bunlar olurken savcılar harekete geçmiyor, bakan istifa etmiyor.  

Peki, Bahçeli ve Erdoğan'ın savunuları Soylu'yu temize çıkardı mı, halk o cephenin dediğine inandı mı?

Araştırmalar inanmadığını gösteriyor. Ne yapacaklar? Hiçbir şey olmamış gibi hesap vermeden devam mı edecekler?

Üstelik hala Peker konuşuyor Türkiye dinliyor. İşin ilginci yapılan araştırmaların ortaya koyduğu tabloya göre, halk devleti yönetenlere değil suç örgütü liderine inanıyor.

Burada da deniliyor ki bize değil de suç örgütü liderine mi inanıyorsunuz? Şimdi katil bir adam başka birini de öldürdüğünü gelip karakola ihbar etse, "sen zaten katilsin beyanına itibar etmiyor muyuz" diyeceğiz?  

Sonuç

Unutmayalım, şimdilik bize gösterilenler ya da bizim gördüklerimiz aysbergin sadece su üstünde görünen küçük bir kısmıdır; asıl olay buz dağının altında, henüz ortaya çakmadı. Zamanı gelince onlar da çıkacak, hep birlikte göreceğiz. 

Ayrıca bu süreçte bizler şunun ya da bunun tarafında değiliz, topyekûn hukukun tarafındayız. Hukukun işlemesi için baskı kurmalı, takipçisi olmalı, bu konuda kamuoyu oluşturma süreçlerine katılmalıyız.

Bunları dile getirdi diye Peker temize çıkmaz elbette. Fakat ifşa edilen suçları Peker dile getirdi diye es geçilemez, bilakis bu işlerin içinde olan birinin ikrarı olduğu için daha da dikkate alınmalı ve üstüne gidilmelidir.

Bir diğer konu da şudur ki olayın üzerine zamanında gidilmezse ve iş gereğinden fazla uzarsa hesap verecekler adaletin önüne çıkarılacaklarına daha da güçlenebilirler!

Toptancı olmaya düşmeden, çirkefe karışan "kötüler" arasında kategorik ayırım yapmadan, toplumun yapması gereken, yanlış yapanların hesap vermesini sağlamak, hukuku tesis etmek için gereken neyse yapmaktır.(Prof.Dr.Ahmet Özer/Independent Türkçe)

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve 7Sabah'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.