Yazarlar Güzel bir yaz uğruna Rus karşıtlığından Rus aşkına



ID:77198
Yayınlanma:
08 Tem 21

Biden’la iyi bir başlangıcın hatırına sergilenen Rus karşıtı hamlelerin ilk faturası Antalya’da kesildi. Ukrayna-Kırım ve Karadeniz konusunda tembihlerde bulunan Lavrov, S-400 ve Kanal İstanbul’la ilgili teminatlar alarak döndü.

NATO zirvesi öncesi Karadeniz havzasında Rusya’yı kızdıracak açılımlarla Batılı ortaklarını etkilemeye ve Biden yönetimiyle gerilimli dosyalardan kurtulmaya çalışan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için sıra Moskova’yı temin ve teskin eden teminatları vermeye geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 30 Haziran’da Rus turistlerin gözdesi Antalya’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u ağırladı. Masada “saatli bomba” Suriye, ABD ile krize yol açan S-400 hava savunma sistemleri, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni delme potansiyeli taşıyan Kanal İstanbul projesi, karşılıklı milisleri çekme pazarlığının sürdüğü Libya, Karabağ savaşından sonra Kafkasya’da ateşkesin geleceği, Türkiye’nin NATO’dan sonra kalmak istediği Afganistan, COVID-19’a karşı Sputnik aşısının ortak üretimi ve Rus turistler için güvenceler vardı. Lavrov, Türkiye’nin S-400’lerde ABD’nin dayatmasına boyun eğmeyeceği izlenimi ve Kanal İstanbul’un Montrö’yü etkilemeyeceği güvencesiyle ülkesine döndü. 

Erdoğan kritik bir süreçte Kiev’in Kırım gündemine ortak olup Ukrayna ve Polonya’ya insansız hava araçları satarak Rus karşıtı cepheye epey yatırım yaptı. Montrö’yü tartışmaya açarak Karadeniz’de NATO varlığını artırmaya dönük Amerikan-İngiliz çizgisine el verdi. Son olarak NATO’nun Afganistan’dan çekilmesi sonrasında Kabil havaalanını korumaya dönük Batılı ortakların görmezden gelemeyeceği bir teklif sundu. Erdoğan S-400, Halkbank davası ve ABD’nin Suriye’de Kürtlere desteği konusunda aradığı tutum değişikliğini göremese de bütün bu jestlerle Biden’la ilk buluşmada görüntüyü kurtardı. Kriz konusu sorunların ötelenerek Türk ekonomisi üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurmasının önlenmesi şimdilik Erdoğan için ödül sayılabilir, ki Cumhurbaşkanı da Brüksel’den biraz rahatlamış ve manevra alanı bulmuş vaziyette döndü.

Erdoğan’ın Biden’ı ikna için S-400’lere ilişkin formül arayışını yakından izleyen ve Brüksel buluşmalarının neticesini görmek için bekleyen Rusya lideri Vladimir Putin aradaki dosyaları gözden geçirmek ve bazı hassasiyetleri hatırlatmak için Lavrov’u Türkiye’ye gönderdi. Normalde mayısta Rus turistlerin Türkiye’ye gelmesini temin için Moskova’ya giden heyette Çavuşoğlu da olacaktı. Ama Putin Çavuşoğlu’nun ziyaretine onay vermeyerek Türkiye’nin Ukrayna-Polonya mesaisinden duyduğu rahatsızlığı hissettirmişti. Karadeniz’de başlayan NATO tatbikatı ve İngiliz savaş gemisinin Kırım’ın karasularına girmesi nedeniyle tırmanan gerilim bu ziyareti kaçınılmaz kıldı. 

Özellikle S-400’ler konusunda ABD karşısında seçeneklere açık bir Türk pozisyonu Rusya karşısında ilkesel bir dil kazanıyor. Bunu Antalya görüşmesinde de gördük. Ruslar stratejik değer arz eden ilişkilerin selameti açısından ortadaki tutarsızlıkları görmezden geliyor ve inanmadıkları bu ilkeselliği satın alıyor. Rusya’nın Rus turistleri taşıyacak uçuşların başlama tarihini 1 Temmuz’dan 22 Haziran’a çekmesi ve Sputnik aşılarını göndermesi de masaya yumuşak bir iniş amacı taşıyordu.

Ankara’nın da mayınlı dosyalarda ilerleme olmamasına rağmen hem ABD hem Rusya ile olumlu gündeme ihtiyacı büyük. 

Erdoğan ile Putin arasındaki telefon trafiği bu muhtaçlık hâlini resmediyor. İki lider 2020’da 19 kez, 2021’in ilk altı ayında altı kez telefonda görüştü. 2019’da 6 milyon, 2020’de 2 milyon, 2021’in ilk beş ayında 560 bin Rus turist ağırlayan Türkiye bu sezonu 5 milyon Rus turistle kapatmak için şimdi Putin’i memnun etmeye çalışıyor.

İlişkideki bu sıra dışılık Kırım’ın ilhakına karşı Kiev’le ortak cephe kurma, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine destek verme ve Polonya’nın Rus karşıtı gündemine ortak olma çabalarının Moskova’da geçiştirildiği anlamına gelmiyor. Hâliyle kimse Lavrov’un Antalya’da ikili görüşmede sözünü esirgeyeceğini beklemiyordu. 

Antalya’nın dışa yansımasına gelince, her iki tarafın da olumlu bir görüntüye ihtiyacı olduğu görülüyor. Çavuşoğlu, Suriye’de siyasi sürecin ilerletilmesi, sahada sükunetin devamı ve 11 Temmuz itibariyle insani yardım koridorunun kapanmaması için Rusya'yla birlikte çalışmaya devam edecekleri mesajını verdi. Her iki bakan da Astana platformuna işler yegâne süreç olarak önem atfetti. Lavrov bir süredir Fırat’ın doğusunda Kürt-Amerikan ortaklığını “ayrılıkçı eğilime destek” diye gören Rus tutumunu Antalya’da da tekrarlayıp “Bunlara müsaade edilemez" dedi. Suriye meselesini etraflıca konuştuklarını söylerken özellikle gerilimin tırmandığı İdlib’de yeni bir uzlaşıdan söz etmedi. Sadece Astana ortaklarının temmuzun ilk haftası Kazakistan’da yeniden buluşacağı bilgisini paylaştı. 

M-4 yolunun açılması konusunda yeni bir mutabakat çıktığına dair spekülasyonlarına karşın Türk yetkililer 5 Mart 2020 Moskova Mutabakatı’na referans verildiğini ve yeni bir anlaşma olmadığını kaydetti. 

Biden-Erdoğan görüşmesinden hemen önceki hesap ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’yle ilişkisini kesmesi, hiç olmazsa bu desteği İslam Devleti ile savaşla sınırlaması, buna karşılık Türkiye’nin de Fırat’ın batısında Rusya’nın planlarını zorlaştırması üzerine kuruluydu. Birkaç Türk askerinin öldüğü faili meçhul saldırılar da dolaylı Rus uyarısı olarak algılanmıştı. 

Rus-Türk ilişkilerini türbülansa sokabilecek Kanal İstanbul ile ilgili de Rusları teskin eden yaklaşım görüldü. Çavuşoğlu “Ne Kanal İstanbul'un Montrö'ye bir etkisi var ne de Montrö’nün Kanal İstanbul'a bir etkisi var" ifadelerini kullandı.  Bir taraftan Montrö’nün İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Karadeniz’de ne kadar süre ve tonajda savaş gemilerinin bulunacağını düzenlediğini hatırlattı. Diğer taraftan Kanal İstanbul’un Türkiye’nin iç hukukuna tabi olacağını, bu bakımdan Montrö’nün Kanal İstanbul'a etkisinin olmayacağını söyledi. Kanal İstanbul'un Montrö'ye etkisinin olmayacağı sözü statükonun değişmeyeceği taahhüdü sayılabilir. Fakat Montrö’nün Kanal İstanbul’a etkisinin olmayacağı ve burada iç hukukun uygulanacağı ifadesi belirsizliğe yol açıyor. 

Lavrov, mevkidaşının ifadesindeki çift anlama takılmadan aldığı garantiyi şöyle aktardı: "Montrö’nün uygulanması konusunda Türk dostlarımızla olan etkileşimden memnunuz. Kanal İstanbul, yabancı ülkelerin askeri birliklerinin orada yer almasına zemin hazırlamayacaktır." 

Moskova Montrö’nün korunması için Türkiye’ye önemli hatırlatmalarda bulunsa da Kanal İstanbul’un gerçekleşebilirliğini görmeden suları köpürtmeye gerek duymuyor. Hatta Montrö’yü delmediği sürece Karadeniz’e ikinci giriş-çıkış yolu Rusya’nın işine gelebilir. Bu durumda Rus şirketler de projeye dahil olabilir. 

S-400’lerle ilgili olarak da Lavrov, Amerikalılara acaba dedirtecek şu sözleri paylaştı: "Dostlarımızın kendi güvenliği için S-400 sistemlerini kullanmalarını takdirle karşılıyoruz.” S-400 anlaşmasının Rusya açısından ne tür garantiler içerdiği bilinmiyor. Ancak Lavrov’un sözleri Türkiye’yi teşvik etmeye dönük laflar olarak da görülebilir. 

Bir başka merak edilen konu Erdoğan’ın 16 Haziran’da, Karabağ savaşında Ermenilerden alınan Şuşa’yı ziyaret edip Azerbaycanlı mevkidaşı İlham Aliyev’le imzaladığı Şuşa Beyannamesi’ne verilecek tepkiydi. 

Lavrov, ziyaretin Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin kapsamında olduğunu belirtip bunu mesele etmedikleri görüntüsü verdi. Ayrıca Azerbaycan-Ermenistan normalleşmesi için Türkiye ile Rusya’nın elinden geleni yapma konusunda mutabık olduğunu vurguladı. Ankara 10 Kasım 2020’deki ateşkes anlaşması uyarınca Azerbaycan ile Nahçıvan arasında Zengezur koridorunun açılması için Rusya’nın harekete geçmesini bekliyor. Ankara Asya’ya yönelik stratejik çıkarları açısından bu koridoru önemsiyor. Ateşkesin garantörü olarak Rusya’nın acelesi yok. Türkiye’nin Kafkasya’daki nüfuz mücadelesinden rahatsız oldukları da sır değil. Rusya Rus-Türk ortak askeri gözlem merkeziyle çizilen çerçevenin dışında askeri boyut kazanan bir Türk varlığını tehlikeli buluyor. Beri tarafta Ruslar rahatsızlıklarını belli etmemeye çalışıyorlarsa bunun nedeni Putin’in Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’dan daha çok Aliyev’e güvenmesidir. 

Libya konusunda ise 23 Haziran’da Berlin konferansı sırasında karşılıklı milisleri çekme konusunda bir ön mutabakat çıkmıştı. Buna göre ilk adım olarak her iki taraftan 300’er milis çekilecekti. Bu konuda yeni bir şey çıkmışa benzemiyor.

Sonuç olarak Suriye, Libya ve Karabağ gibi dosyalar rekabet/çatışma ve uzlaşma/işbirliği sarmalı içinde iki ülke ilişkilerini test etmeye devam ediyor. Ankara’nın Karadeniz’de NATO planlarına cesur katılımı Moskova’yı bir hayli zorluyor. Kırım’a yönelik herhangi bir hamleyi Rusya’nın toprak bütünlüğüne saldırı olarak görürken Ankara’ya kırmızı çizgilerini hatırlatıyor. Türk-Rus ilişkileri bir ateşe bir suya giren demir misali. Suriye’den S-400 alımına kadar farklı alanlarda riskli ve öngörüsüz tercihler yüzünden Rusya ile ABD arasında sıkışıp kalan Erdoğan, birkaç yıldır Rus kartı ile Washington’ı, NATO kartıyla Moskova’yı dengelemeye çalışıyor. Bu kısır döngünün hiç işe yaramadığı söylenemez ama Türkiye’nin kendi kendini sürüklediği tuzaktan çıkmasına da yetmiyor. ABD’yi Rusya, Rusya’yı ABD ile dengeleme siyaseti yorucu bir şekilde kendini tekrarlıyor.(Al-Monitor)