İran Amerika'nın İran'a Yönelik İthamlar Savurması



ID:77507
Yayınlanma:
18 Tem 21

Son bir kaç gün içerisinde Amerika Birleşik Devletleri İran'a karşı yeni bir karalama kampanyası ve ithamlar savurma sürecini başlatmıştır.

Geçen hafta Amerika adalet bakanlığı  yayımladığı bildiride  FBİ'ın İran İslam Cumhuriyeti'nin  Amerika topraklarındaki bir aktivisti kaçırma planını etkisizleştirdiği iddiasında bulundu.  New York'un Güney Bölgesi Amerikan savcısı Audrey Strauss yayımladığı bildiride ise şu açıklamalara yer verdi: " Görünüşte İran hükümeti Amerika'daki unsurlarına  belli bir ismi kaçırmayı ve onu İran'a iade etmesi, bu adam kaçırma planını tasarlaması ve Amerika topraklarında casusluk yapması talimatını vermiştir.  Böylece bu ismin akıbeti de belirsiz olacaktı. "

 Bu durum ve iddialar Amerika'nın İran'a karşı hasmane politikaları anlamında yeni bir gelişme olmasa da  bir kaç paralel gelişme ile eş zamanlı olduğu için  düşündürücü  bir gelişme sayılmaktadır. 

 Bu bağlamda  İran İslam Cumhuriyeti  dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif  Cuma günü  Amerika'nın İran'a yönelttiği bu yeni ithamı hususunda şöyle bir Tweet attı: "  Diğerlerine ithamlar savurmadan önce kendi durumunuza bakın. "

Muhammed Cevad Zarif  Amerikalı piyonların  Haiti cumhurbaşkanına yapılan suikastte rol oynadıklarına ve Venezuela cumhurbaşkanına yönelik suikastte de paylarının olduğunu belirterek şöyle bir hatırlatmada da bulundu: "  Amerika'ya bağlı silahlı kişiler  Venezeula ve Haiti  liderlerine suikast düzenlemek için  Amerika topraklarında planlar yapıyorlar. Halbuki  Amerika hükümeti  aktif bir şekilde  diğerlerini adam kaçırmak ile suçlayarak  çocuksu ve komik bir şekilde  kendi suç ilişkilerini örtbas etmeye çalışıyor. 

Burada kesin olan husus, Amerika tarihin  terör, adam kaçırma, sabotaj girişimi ile dolu olmasıdır.  Buna rağmen  İran'a karşı yaratmaya çalışılan  algı operasyonuna dayalı ortam,  Amerika'nın maksimum baskı siyasetinin devamı olarak değerlendirilebilir. 

 

Gerçekte İran İslam Cumhuriyeti  Amerika'nın BERCAM nükleer anlaşması müzakereleri çerçevesindeki aşırı taleplerine karşı direnmeye çalışmıştır.  Bu durum ise Washington için maliyetleri arttırmış ve süreci zorlaştırmıştır.  Bu yüzdendir ki  Amerika  diğer seçeneklere baş vurarak sahte ithamlar ve senaryolar  kurma ve ileri sürme sureti ile aklısıra  İran'ı zor ve çıkmaz durumda bırakmak istiyor. 

 Amerika Viyana müzakereleri sürecinde de  İran'ın nükleer faaliyetlerini kısıtlamak istediğini  ve BERCAM taahhütlerine karşı aldırmazlığı sürdürmek istediğini gösterdi.   Amerika'nın stratejik bir başka hedefi de   BERCAM dışı talepler dahilinde  eski hedefleri izlemek ve  Amerika'nın nükleer meseleler dışındaki çıkarlarını korumaktır.  Ancak böyle bir siyaset İran tarafından tamamen reddilmekte ve kabul edilemez bir durumdadır. 

 Amerika hükümeti makamları ise yıllar boyunca   İran'a baskı siyasetleirne paralel olarak taviz verdirme politikasının da devamına vurgu yapmışlardır. 

 Başka bir ifade ile    Amerika'nın BERCAM nükleer anlaşmasından ayrılmasından beri Washington'un tavırlarının hiç de iyiye gitmediğini söylemek gerekir.  Gerçekte Amerika hükümetinin Bercam Nükleer Anlaşmasından çıkmasından beri  Amerika'nın eskideki siyasetlerinden hiçbiri  düzeltilmemiş ve sırf kısıtlamalar eklenmiştir. 

Biden hükümeti de   Bercam nükleer anlaşmasının  canlandırılması iddiasında bulunsa da  Trump hükümetinin yenilgiye uğramış eski siyasetlerini  devam ettirmektedir ve  Viyana müzakere sürecinde de   aynı siyasetin üzerine ısrarcı olduğunu göstermiştir. Bu durum müzakerelerin sonuca ulaşmasını da engellemiştir.   

Bir diğer yandan ise   bu hareketlenmelere paralel olarak  Münafıklar Terör Örgütü de  kimi Amerikalı senatörler ve makamların da katıldığı  toplantı düzenlemiştir.  Bu gelişme planlı bir sürecin başladığını ve amacın da İran İslam Cumhuriyeti'ne diz çöktürülmesi olduğunu gösteriyor.