Politika İdris-i Bitlisi / Bir Portre 3 Karakter



ID:77548
Yayınlanma:
19 Tem 21

"Bitlîsî, tüm hayatı boyunca oportünist bir çizgi takip etmiştir. II. Bayezid’in himayesinde iken eski hamisi olan Akkoyunları ve Memlükleri; Şah İsmail’le yazışmalarında Osmanlıları ve II. Bayezid’i; Selim’in himayesinde iken ağırlıklı olarak Şah İsmail’i ve 1511’de ziyaret edip büyük ihtiram gördüğü ve adına kitap telif ettiği Kansu Gavrî’yi acımasızca eleştirmiştir."

Müzebzebinin en kısa tanımı "karışık", yani; hayatı karışık, inancı karışık, düşüncesi karışık vs. Müzebzebin hastalığı, mükellefin bugün kabul ettiğini yarın inkâr etmesidir.
 
Bu türden insanların ilkeleri yoktur mektebi bir bakış açıları yoktur,  ilahi bir hedef peşinde koşmazlar, günü birlik yaklaşımlarla rüzgarın savurduğu yapraklar gibi sağa sola savrulurlar. Bunların dizginleri heva ve heveslerinin elindedir. Şeytanın atına binerek hak menziline ulaşmağa çalışırlar. Geçmişte ileri sürdükleri fikirlerini bugün yalanlarlar. Fitne değirmenine su taşır, siyonistlerin fırınına odun taşırlar.
 
Müzebzebinler akıllarını mutlak bir değer olarak gördüklerinden bir sabiteleri yoktur. Kurani parametrelerin yerine sığ aklıyla hareket ederler. Akıllarına yatmağan şeyleri de batıl olarak telakki ederler.

“Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı pek az anarlar (hatırlarlar). Müzebzebîn/arada bocalayıp dururlar. Ne onların ve ne de bunların tarafına geçerler. Allah kimi saptırırsa ona bir yol bulamazsın.” (Nisa Sûresi/ 142- 143)

Müzebzebîn olanlar, her taraf olmaya kalkışanlardır. Her taraf olmaya kalkışanlar bertaraf olurlar. Müzebzebîn olanlar, o tarafı mı, bu tarafı mı tercih edeceklerini bilmeyen, tereddütlerin sallantısı içinde bocalayanlardır. Hak ve hakikat karşısında bitaraf kalan şeytandan ve züriyetinden taraf olanlardır. Hak ile batılın karşı karşıya olduğu bir yerde tarafsız kalmak, Müzebzebînlerden olmak için yeterli bir sebeptir.

İran kültür havzasında doğan ve yetişen ve Şiî-Nurbahşî bir aileden gelen İdris-i Bitlîsî (d. Rey 1457–ö. İstanbul 1520),  1457 yılında Rey'de doğmuştur. Akkoyunlular, Timurlular, Osmanlılar, Memlükler ve Safeviler arasında iktidar çekişmesinin sürdüğü, buhranlı bir dönemde yaşadı. Tebriz medreselerinde köklü bir eğitim sürecinden sonra Akkoyunlu sarayının bürokrat kadrosunda (münşi ve mukarrib olarak) görev aldı. Kırklı yaşlarına kadar burada yaşadı. Her ne kadar 1457 yılında Rey’de doğmuş ve hayatının üçte ikisini 
İran’da geçirmiş olsa da aslında Bitlisli Kürt-Nurbahşî bir sufi aileye mensuptu.

Bitlisi, Akkoyunlular Devletinin ortadan kalkması üzerine rotayı İstanbul'a çevirdi ve II. Bayezid’in emrine girdi. Onun himayesi altında ilk 8 Osmanlı sultanlarının hayatını konu alan "Heşt Behişt-8 Cennet" isimli tarih kitabını yazmağa koyuldu. Bitlîsî bu eserinde, Osmanlı padişahlarını islam dünyasının meşru ve yegâne temsilcileri olarak resmetmeğe gayret gösterdi. Bu eser, Bitlisinin muarızları ile gözden düşürülünce Bitlisi hayal kırıklığı yaşadı ve saraydan küskün ayrıldı.1511 yılında hac farizasını yerine getirmek için Mekke’ye gitti. Orada iken Şah İsmailin emrine girmek istediğini belirten bir mektup kaleme alıp Şaha gönderdi.  

Şah İsmailin methi ile başlıyan mektubunda Bitlîsî, Şah İsmail’i "Hz. Ali gibi civanmert onun sıfatlarına sahip, Zülfikar kılıcıyla Ehl-i Beyt’in hakkını Mervan’dan alan, sınırsız cömertliğe sahip" bir kişi olarak nitelemekte ve “İslam’ın minberi Şah’ın adına okunan hutbe ile süslendi” ifadesinden sonra onu, "Hind Racası ve Rum Sultanı da dâhil doğudan batıya bütün sultanların taclarının yeni sahibi olarak" vasfetmekteydi.  

Bitlisi,1513 yılının başlarında Şah İsmail’e gönderdiği başka bir mektubunda ise şunları ifade etmekteydi:  

”Yârin kapısından uzak görmediğim bela, çekmediğim ıstırap kalmadı. Gönlüm perişan, gözlerim kan ağlamaklı. Başım senin kapının toprağından ayrıldı, sanki canım tenimden ayrılmıştı. Eğer bir daha senin kapından ayrılırsam başımı gövdemden ayır! İdris sen, canı canana son anda yetiştir, İran’ın Behrâm gibi olan serverinin kapısına iltica et ve şiir ve nesirler kaleme alarak onun duagûyı ol! Ey baht onun cömertlik çığlığıyla uykundan uyan! Şah’ın sancağı her daim muzaffer olsun, Allah’ın yardımı ondan uzak olmasın!”

Bitlisi bu mektupta, Şah İsmail’in iktidarının meşruiyetini Şiî referanslarla temellendirmiştir.

Rivayete göre, Şah İsmail-i Safevi şiiliği ilan edip yaymağa başlayınca ve resmi mezhep haline getirince, Mevlana İdris bu olayın tarihi konusunda Kürtçe “mezhebé nâ-hak” (hak olmayan mezhep) demiş; Bu söz yayılmış ve Şah İsmail’in kulağına yayılmış ve Şah İsmail’in kulağına kadar gitmiş, Bunun üzerine Mevlana İdrise, Şirazlı Mevlana Kemaleddin Tabib’e mektup yazdırarak göndermiştir. Mevlana İdiris bu mektubu okuyunca, o sözü kendisinin söylediğini inkar etmemiş ve yazdığı cevabında şunları söylemiştir: “Evet, o tarihi koyan benim; fakat onun terkibi Kürtçe değil, Arapça’dır; çünkü ben “mezhebuna hak- Mezhebimiz haktır dedim" demiştir.

Bitlisi, babası Hüsameddin Ali Bitlîsî’nin Şiî-Nurbahşî  öğretisi ile yetişmiş, bu çizgisini, Akkoyunlu Sultan Yakub ve halefleri ile, Şah İsmail’in saltanatının ilk dönemleri ve II. Bayezid’in tüm saltanat yıllarını kapsayan hayatının ilk evresinde (1481–1512) korumuştur. Bu haliyle Bitlisi, Şiîlik karşıtı bir duruş sergilemeyen, dolayısıyla politik olmayan, tasavvufa meyilli bir sufî-derviş profili yansıtmıştır. Bitlisi'nin ayrıca ilişkili olduğu Gülşenî tarikat çevresi de klasik Sünni anlayışın dışında idi. 

Şah İsmailden olumlu bir karşılık almadığından olacak ki rotasını bu kez I. Selim'e çeviren Bitlisi, bu kez eleştiri oklarını Şah İsmail'e yöneltecek ve ona karşı çok keskin bir söylem geliştirecektir. 

Selim’in himayesine girmesinden sonra, "zamanın şehinşâhı, Haydar-ı sânî, Hind ve Rum tahtının sahibi” şeklinde tavsif ettiği Şah İsmailden, “sipah-i melahide-i İsmailîye-i Erdebilîye” şeklinde bahsedecek, Çaldıran Seferini, “sapkın Erdebil İsmailîlerinin yok edilmesi ve İran’ın sufi görünümlü sapkın zalimlerden temizlenmesi” şeklinde meşrulaştıracaktır.

Bitlisi'nin hayatının bu ikinci evresi de çok uzun 

sürmedi; 1517’de Kahire’deki hararetli tartışmaların ardından I. Selim’in aleyhine bir şiir kaleme alınca gözden düşmüş ve 
ömrünün geri kalan üç yılını siyaset ve politikanın uzağında durarak inziva halinde geçirmiştir. Hayatının  bu üçüncü evresi, 2. Evresinde yaptığı yanlışlıkların pişmanlığı ve eleştirisi ile geçmiştir. 

Özetle Bitlîsî, tüm hayatı boyunca oportünist  bir çizgi takip etmiştir. II. Bayezid’in himayesinde iken eski hamisi olan Akkoyunları ve Memlükleri; Şah İsmail’le yazışmalarında  Osmanlıları ve II. Bayezid’i; Selim’in himayesinde iken ağırlıklı olarak Şah İsmail’i ve 1511’de ziyaret edip büyük ihtiram gördüğü ve adına kitap telif ettiği Kansu Gavrî’yi acımasızca eleştirmiştir.  

Kaynakça

İdris-i Bitlîsî, el-Hakku’l-Mubîn fi Şerhi Risâleti’l-Hakki’l-Yakîn, Süleymaniye Ktp. Ayasofya, nr. 2338.
İdris-i Bitlîsî, Heşt Behişt, Nuruosmaniye, nr. 3209.
İdris-i Bitlîsî, Zeyl-i Heşt Behişt (Selim Şahnâme), TSMK, E.H 1423.
Şeref Han Bitlîsî, Şerefnâme: 
Vural Genç, “Acem’den Rum’a”: İdris-i Bitlîsî’nin Hayatı, Tarihçiliği ve Heşt Behişt’in II. Bayezid 
Kısmı (1481–1512)” (doktora tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2014.
Vural Genç, “Şah ile Sultan Arasında Bir Acem Bürokratı: İdris-i Bitlîsî’nin Şah İsmail’in Himayesine Girme Çabası”, Osmanlı Araştırmaları/The Journal of Ottoman Studies, sy. 46 (2015), s. 43–75.
Vural Genç, “İdris-i Bitlîsî’nin II. Bayezid ve I. Selim’e Mektupları”, Osmanlı Araştırmaları/The Journal of Ottoman Studies, sy. 47 (2016), s. 147–208