Fikir ve Analiz Afganistan'dan Kıbrıs'a kayıt dışı siyaset



ID:77756
Yayınlanma:
24 Tem 21

"Kıbrıs’ın statüsü ayrıca durduk yere değil, demek ki “Küp akarken doldurmak için” ortaya sürülmekteydi. Türkiye’nin Kıbrıs ve Kuzey Suriye’deki pozisyonunu üstü örtülü olarak ABD’nin Taliban ile ilişkisi örneğiyle izah etmeye çalışan Erdoğan’ın bu ilginç “diyalog”u Türkiye’nin şimdiki ya da muhtemel her türlü defacto durumuna peşinen ve resmen tanınma talebi gibi durmaktadır."

Bir yanda; dünya uyuşturucu ticaretinin kalkış noktası olan Afganistan’ın yüzde seksenini kontrol altında tutan ve kukla hükümetten daha fazla muhatap alındığı halde sahip olduğu fiili devlet gücü tanınmayan Taliban. Diğer yanda; 50 yıldır kangrene dönüşmüş varoluş sorunlarıyla uğraşan; memurlarının maaşını anavatanın ödediği, gazinoları, kumarhaneleri ve sair kara para aklama düzenekleriyle suç ekonomisinin pisliğinin, altına süpürüldüğü halı muamelesi gören Kuzey Kıbrıs. Vesayet altındaki fiili devletinin hiçbir ülke tarafından tanınmadığı, yurttaşları pasaportsuz “yavru vatan.” Son bir haftadır gündemi, araftaki statünün bu en belirgin örnekleri işgal etmiş bulunuyor.

Kamuoyu Erdoğan’ın Türkiye’nin Taliban ile inanç yakınlığı olduğunu iddia ettiği sansasyonal cümlesiyle uğraşırken Cumhurbaşkanı, Afganistan ve Kıbrıs realitesini aynı anda konuşturmakla başka bir meramın peşindeydi. Bu cümleyi kurduğu aynı yerde “Taliban’la bu süreci görüşmek suretiyle nasıl ki Amerika’yla bazı görüşmeleri Taliban yaptıysa, herhalde Taliban bu görüşmeleri Türkiye ile çok daha rahat yapması lazım…” diyordu. Zorlanarak kurulmuş bu cümlelerle Erdoğan, açıkça ABD’nin önüne yeni bir pazarlık kartı sürdü.

Afganistan’ı yıllardır işgal altında tutan ABD’nin, gölgesinde kurulmuş hükümetten daha fazla, ama gayriresmi ilişki kurduğu Taliban’la yürüttüğü gibi değil, açık ve diplomatik bir tanımaya dayalı, devletten devlete, risksiz bir ilişkinin tarifiydi bu. Taliban’ın fiili devletinin ABD tarafından da tanınmış olduğu dünyanın bildiği bir gerçekliktir. Ama bu bilgi de gerçekliğin kendisi gibi kayıt dışıdır. Bu arada, malum, Taliban yetkilisi resmi devlet televizyonunun bir kanalına, TRT Arabi’ye çıktı. Havaalanı meselesinde Taliban’ın sınırlarını çizdi, tavrını koydu. Ama iktidar için bu sınırlar değil Taliban’ın TRT’ye çıkması önemliydi. Taliban ise Erdoğan’ın attığı pası tam isabetle tuttu.

Şu anda tıpkı uyuşturucu işinde olduğu gibi, kimsenin tanımaması koşuluyla varlığına göz yumulan kayıt dışı siyasetten dünya devletleri ne vazgeçiyor ne de onu açıkça tanıyorlar. Erdoğan ise öyle anlaşılıyor ki Taliban bahsiyle durumu tersine çevirmeye, “Nasıl ki ABD’yle Taliban…” diyerek ifşa ettiği düzensiz ve enformel ilişkileri normalleştirmeye çalışıyor. ABD’nin Taliban ilişkisinin eş değeri olarak sürülen koz ise Kıbrıs elbette. Kıbrıs defterinin yeniden açılmasıyla Türkiye’nin Afganistan’da havaalanı nöbetine geçmesindeki eş zamanlılığa bir de bu açıdan bakmak gerekir.  

Kıbrıs sularında bir dizi Avrupa ülkesinin Mısır, İsrail ve Kıbrıs “Rum kesimi’ni de yanına alarak geçen yıl yaptığı sondaj çalışmalarına seyirci bırakılan AKP iktidarı, kıta sahanlığı üzerinde iddia ettiği hakkın yerinde yeller esebileceğini fark etti. Herhangi bir fiili durumu, onu kuran ya da kontrol edenin gücüne bağlı olarak tanıyan ya da görmezden gelen, sessiz kalan veya şantaj yapmak için kozunu sonraya saklayan dünya ülkeleri, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki hassasiyetine itibar etmemişlerdi. Sonuç, Türkiye’nin arama tarama gemisini limana çekmesi oldu!

Kıbrıs şimdilerde daha da önem kazandı. İktidarın, Akdeniz’den Afganistan’a kadar uzanan öncelikli jeostratejik bölgede, tabii ki Kıbrıs’ın coğrafyasıyla sınırlı kalmayan, daha geniş bir siyasi alandaki sahanlık arayışının güncellenmiş kaldıracı durumunda. Taliban’ın kayıt dışı siyasetine off shore bir liman olmak şantajıyla Kıbrıs’ın resmen tanınması için açılan pazarlık bu geniş coğrafyadaki paylaşım savaşlarına Türkiye’nin dahlini kolaylaştırmak için.   

Bir şey daha; Rojava’nın kuruluşunun onuncu yılında sosyal medyada “Kuzey ve Doğu Suriye’nin insanlığı DAİŞ çetelerinin saldırılarından kurtarmasına rağmen uluslararası anlamda yok sayıldığından…” cümlelerinin geçtiği duyuruyla bir kampanya başlatıldı. Devlet erkanının Kıbrıs harekatının yıl dönümünde adada toplandığı sırada, bu kampanya kapsamında ‘Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin statüsünün tanınması için’  tivitler atılıp duruyordu. Talebe Katalanlardan bir yanıt geldi. Kıbrıs’ın tanınma talebine Azerbaycan henüz bir yanıt vermemişken Katalonya, Suriye’deki özerk yönetimi tanıdığını duyurdu.

Kıbrıs’ın statüsü ayrıca durduk yere değil, demek ki “Küp akarken doldurmak için” ortaya sürülmekteydi. Türkiye’nin Kıbrıs ve Kuzey Suriye’deki pozisyonunu üstü örtülü olarak ABD’nin Taliban ile ilişkisi örneğiyle izah etmeye çalışan Erdoğan’ın bu ilginç “diyalog”u Türkiye’nin şimdiki ya da muhtemel her türlü defacto durumuna peşinen ve resmen tanınma talebi gibi durmaktadır.

Bu, güçlü olanın yarattığı fiili statülerin yasalaşma beklentisidir. Ama zaten çivisi çıkan dünyada gücü, gücüne yetene, herkes böyle yapıyor. Diplomasisiz, kuralsız kanunsuz bir dünya kural haline geliyor.(Nuray Sancar/Evrensel)