Görüş ve Düşünce Suriye’de hesap zamanı



ID:78000
Yayınlanma:
31 Tem 21

Türkiye’nin Esad inadı devam ediyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamanın, güney sınırlarımızda istemediğimiz oluşumları engellemenin yolunun, Esad’la işbirliği yapmaktan geçtiğini anlamak için, daha ne kadar bekleyeceğiz?

Bugün,  Suriye’de Beşar Esad’a bağlı kuvvetlerin, Hama’ya yönelik başlattıkları askeri harekatın 10.yıl dönümü. Bir başka deyişle,  Suriye’deki  savaş  10. yılını dolduruyor. Bundan tam 10 yıl önce, bir pazar günü sabahı Suriye ordusuna ait tanklar ve zırhlı muharebe araçları, Hama’ya girerek şehrin denetimini ele geçirdiler. 

Suriye bilançosu

Cumhuriyetin, 10. yılında “çıktık açık alınla, on yılda her savaştan” diye göğsümüzü gere gere meydanları doldurmuştuk. Suriye savaşının 10.yılında  külahı önümüze koyup bir bilanço yapacak olursak, acaba açık alınla çıktığımızı söyleyebilir miyiz? Suriye batağına gırtlağımıza kadar girmek ne getirdi, ne götürdü? Herhalde bir kaydını tutan vardır. Ama dışarıdan görüldüğü kadarıyla, tablo pek parlak değil.

Ne demiştik? Ne oldu?

Savaşın Türkiye açısından en belirgin sonucu, ülkemizde halen misafir ettiğimiz, 3.5 milyonu aşkın geçici koruma altındaki Suriyeliler. Misafir dediğin üç beş gün, bilemediniz bir hafta 10 gün kalır. Oysa bu insanların bayram tatilleri hariç, hiç geri gidecekleri yok. Nerede kaldı 100 binlik kırmızı çizgimiz?

Bahçesinde Selahaddin Eyyubi’nin yattığı Şam’daki Emevi Camii’nde Cuma namazı kılacağız demiştik. Az kalsın, burnumuzun dibine bayraklarını diken DEAŞ, Antep’teki Ömeriye Camii’nde sabah namazı kılacaktı.

Hani Esad fazla dayanamazdı? En fazla birkaç ay içerisinde giderdi. Bu ay başında Cumhurbaşkanlığı koltuğunda 20 yılını dolduran Beşar Esad, bu gidişle Orta Doğu coğrafyasında en uzun iktidarda kalan lider olacak.

Esad’a uzun uzun insan hakları nutukları çektik. Baş başa görüşmelerde yedi saat demokrasinin erdemlerini anlattık. Suriye’ye demokrasi gelecek derken, bugün  demokrasiden zerre kadar nasibini almamış, kökten dinci gruplar Suriye’de kol geziyor.

Komşularımızla sıfır sorun politikamız çerçevesinde, Suriye ile vizeleri kaldırdık, kameralar önünde sınırdaki tel örgüleri yıktık. 10 yıl sonra,  nasıl daha yüksek duvar öreriz, onun arayışı içerisindeyiz.

Süleyman Şah Türbesi için “Bizim toprağımızdır. Bu topraklara yapılacak bir saldırı, aynen Türkiye’ye yapılmış sayılır” dedik. Aradan bir yıl geçmeden göndere çekili bayrağımızı indirerek, anlaşmalarla bize verilen yurt dışındaki tek toprağımızı terk ettik. Hani bayrak inmez, vatan bölünmezdi.

Ekonomik bilançoya gelince, sadece ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyelilere milli bütçeden harcanan para 50 milyar doları geçti. Tek bir dolara kurşun sıktığımız şu günlerde, Suriye’ye yönelik İhracattaki ve turizm gelirlerindeki döviz kayıplarımıza ne demeli? Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekâtı için yapılan askeri harcamalar da yabana atılacak meblağlarda olmamalı. Sınırlarımızın ötesinde, Suriye toprakları içerisinde, günlük hayatın idame ettirilmesi için yaptığımız masraflar da işin cabası.

Hepsinden önemlisi de, parayla ölçülemeyecek can kayıplarımız. Ayağına taş değmesin diye dualarla uğurladığımız, ama gözyaşlarıyla karşıladığımız düzinelerce ana kuzusu şehitlerimiz.

Esad’la barışmak zamanı

Geçtiğimiz 10 yılda muhalefeti desteklemek için birlikte hareket ettiğimiz “Çekirdek grup”taki dostlarımız, birer birer bizi yalnız bıraktılar.  Suudi Arabistan, Ürdün, Arap Emirlikleri, Esad’la neredeyse can ciğer oldu. Müslüman kardeşler tutkumuz, bir türlü bir araya gelemeyen Arap dünyasının birleşmesine de vesile yarattı. Ama neden bilinmez, Türkiye’nin Esad inadı devam ediyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamanın, güney sınırlarımızda istemediğimiz oluşumları engellemenin yolunun,  Esad’la işbirliği yapmaktan geçtiğini anlamak için, daha ne kadar bekleyeceğiz? Esad’ın eli kanlı da, Kabil Havaalanı için anlaşmaya çalıştığımız, kılıçla kafa kesen Taliban’ın eli çok mu temiz? Türkçemizde güzel bir söz vardır.  ”Zararın neresinden dönülse kardır.”

Emekli Büyükelçi Önhon’un Suriye kitabı

Anı yazmak, Türk insanının en önemli hasletlerinden biri değil. Hele Yeni Türkiye’de yakın tarihi yazmak iyice zor hale geldi. Bu ay başında, çiçeği burnunda emekli büyükelçilerimizden Ömer Önhon’un “Büyükelçinin gözünden Suriye” kitabı Remzi kitap evinden yayınlandı. Önhön, Şam’daki Büyükelçiliği'mizin kapısına kilidi takan büyükelçimiz. Kariyerinin büyük bölümünü, Orta Doğu konularıyla meşgul olarak geçirmiş. Son 15 yılda da Suriye politikasının hem oluşturulmasında, hem uygulanmasında görev almış bir diplomat. ‘Önhon, şahit olduğu olaylara dayanarak kaleme aldığı kitabında, bu duruma nasıl gelindi? Yedi saate yakın süren Davutoğlu-Esad görüşmesinde neler konuşuldu? Kürtler Suriye’deki olayların neresindeydi? Olayların bu noktaya gelmesi önlenebilir miydi?’ gibi merak edilen soruların yanıtını ve arka planını anlatıyor. Ama sanırım 360 sayfalık kitabında yazdıkları kadar, yazamadıkları da önemli olmalı.(Hasan Göğüş/T24)