Görüş ve Düşünce Başkanlık sisteminin çöküşüdür



ID:78148
Yayınlanma:
04 Ağu 21

"ABD ile (yine kimseye izah etmeden ve hesap vermeden) bir anlaşma yapıp, Afganistan’dan bir sürü askerlik çağında ne idüğü belirsiz genç erkeği sınırlardan sokabiliyor. Bunların NATO emrinde yeni BOP projelerinde görevlendirileceği haberleri çıkıyor ama resmi bir açıklama yok."

Ahmet Kaya’nın 12 Eylül sonrasını anlattığı meşhur şarkısı “Öyle bir yerdeyim ki” şu günlere cuk oturuyor.

“Dostum dostum, güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe”

Öyle bir yerdeyiz ki artık, sadece yaprak dökmüyor, komple yanıyoruz.

Sistem o kadar hoyrat ve bedbin ki, bu yangın dumanları altında nefes bile alamıyoruz.

12 Eylül’de bile bir umut vardı, şimdi üzerimize dörtnala gelen belalar karşısında akıl sağlığımızı yitirmek üzereyiz.

Bugün tam bir çöküş halindeyiz, ya da öyle bir algı içindeyiz.

Cumhuriyet rejimi ile hesaplaşma ve komşuda çıkarılan mezhep savaşları ile başlayan gerileme dönemi, yolsuzluklarla soslanan ekonomik kriz, FETÖ/NATO iç ve dış darbeleri  ve pandemi ile çöküş devrine evrilirken, son yangınlardaki çaresizlik artık bardağı taşırıyor.

Tam da Suriyeli 5 buçuk milyon yasadışı göçmene eklenen acaip bir Afgan işgali yaşadığımız sırada bir anda yangın istilasına tutulduk.

Atatürk’ün mirası THK, kurban derileri toplama cezasına çarptırıldı ve yangın söndürme uçakları tüm feryat figana rağmen kaldırılmadı.

Türkiye’nin en güzel ve en yeşil ili olan Muğla yandı kül oldu.

Cennet Manavgat siyah renge büründü.

Ege ve Akdeniz’deki Yörük köyleri adeta kaderine terk edildi.

Turizm sezonu faciaya dönüştü.

Küresel ısınmayı fırsat bilen PKK (ateşin çocukları denen aşağılık yaratıklar)yaktı derken, Bodrum ve Fethiye’de ormanda görülen Afganlar mide bulandırdı.

Turistlerin ormanlık arazide buldukları yangın düzenekleri öylece ortada kaldı.

Rant hesapları her zaman olağan şüpheli olarak zihinlerde asılı kaldı.

Ama en büyük darbeyi bence bu ucube başkanlık sistemi aldı.

Ortada sorumlu yok ama tek bir yetkili var.

Bakanlar şirket yöneticileri gibi (gibisi fazla aslında pek çoğu şirket sahibi veya yöneticisi) tek bir CEO’ya bağlı.

O CEO ise kimseye hesap vermiyor.

Nasıl isterse öyle yapıyor.

Hukuk, yargı, yasama, meclis, hükümet filan yok.

Tek bir yetkili var ve kimseye hesap vermek durumunda değil.

Başarısızlık, fiyasko, çöküş vesaire umurunda bile değil.

ABD ile (yine kimseye izah etmeden ve hesap vermeden) bir anlaşma yapıp, Afganistan’dan bir sürü askerlik çağında ne idüğü belirsiz genç erkeği sınırlardan sokabiliyor.

Bunların NATO emrinde yeni BOP projelerinde görevlendirileceği haberleri çıkıyor ama resmi bir açıklama yok.

Kaldı ki 10 yıldır İhvancı Suriye macerası yüzünden ülkemizin şekli şemali değişti.

Türkler kendi vatanlarında adeta ikinci sınıf insan durumuna düştü.

Türkiye içeriden fethedilmeye başlandı gibi bir görüntü oluşuyor ve her geçen gün yaşadığımız olaylar bunu doğrular nitelikte.

Eskiden başarısız olan hükümetler demokratik yollardan değiştirilirdi.

Ne kuvvetler ayrımı kaldı, ne de hükümet-devlet dengesi.

Şimdi bu çöken başkanlık sisteminde böyle bir seçenekten bahsetmek bile “darbecilik” olarak nitelendirilebiliyor.

Muhalefet ancak izin verildiği kadar muhalefet yapabiliyor.

4. Kuvvet basın ise çoktan ruhunu teslim etti.

Umutsuz ve çaresiz bir topluma dönüştük.

Yanan ormanlardaki canlıların feryatları, halkın acılı çığlıklarına karışıyor.

O mizah dergisindeki meşhur karikatür gibi, şeytan bile cehennemden bağırıyor: “Allah’tan korkun yahu”…

Sistem içine doğru çöktü.

Öyle bir yerdeyiz ki, ne denge kalmış, ne bahar, bahçe. (Hüseyin Vodinalı/Veryansın)