Yazarlar Nil havzasındaki kavga Türkiye’ye alan açıyor



ID:78600
Yayınlanma:
19 Ağu 21

Mısır ve Sudan’ın görmek istemediği şey, Türkiye’nin Rönesans baraj projesinde Etiyopya’nın pozisyonunu güçlendirecek bir yola girmesi. Ankara’nın Kahire ile normalleşme, Hartum’la yeni bir başlangıç arayışında bu hassasiyet anahtar görevi görüyor.

Büyük Etiyopya Rönesans Barajı etrafındaki kriz Türkiye’nin Etiyopya, Mısır ve Sudan üçgenindeki ilişkilerinde yeni bir denge faktörü hâline geliyor. Arap ülkelerinin Mısır ve Sudan’dan yana tutumlarına karşı Türkiye’yi yanında görmek isteyen Etiyopya, epey zamandır Ankara ile ilişkileri sıcak tutmaya çalışıyor. 2013’te Müslüman Kardeşler’e darbenin ardından Mısır’la zıtlaşan, 2019’da da Ömer el Beşir’i deviren popüler müdahalenin ardından Sudan’la ilişkileri soğuyan Türkiye de Etiyopya’yı bölgesel nüfuz savaşının en önemli kapısı hâline getirdi. Hem Kahire hem de Hartum Türkiye’nin Etiyopya ile ilişkilerine askeri boyut katma ihtimalini dengeyi bozacak tehlikeli bir gelişme olarak görüyor. Kahire’nin, Ankara’nın ilişkileri normalleşme arayışını olumlu karşılamasının bir nedeni, Türkiye’yi Nil havzasındaki denklemde tarafsız bir noktaya itmekti. Benzer bir ihtiyaç Rönesans barajıyla ilgili diplomatik çözüm arayışlarının çıkmaza girmesine paralel olarak Sudan için de belirdi.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Sudan geçiş yönetimine verdiği destek Hartum’u Türkiye’nin zıddı bir eksene çekmişti. Fakat iki ülke son aylarda sessiz sedasız birbirinin nabzını yoklayıp yakınlaştı. Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) 27-28 Mayıs'ta Beşir sonrası Ankara’ya ilk üst düzey ziyareti gerçekleştiren temsilci oldu. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 12-13 Ağustos’ta Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdülfettah el Burhan’ı Ankara’da ağırladı. İki ülke arasında yenilenebilir enerji, maliye, medya, “askeri mali işbirliği” ve “nakdi yardım uygulama” alanında işbirliği mutabakatları imzalandı. Bu, eski samimiyet ve içeriğin gerisinde olsa da Hartum-Ankara hattında sekteye uğrayan ilişkilerin rayına oturmaya başladığı anlamına geliyor. Aynı zamanda Sudan’ın bölgesel krizde Türkiye’yi yanında görme arayışını yansıtıyor.

24-25 Aralık 2017'de Erdoğan'ın Sudan ziyareti, Kızıldeniz havzasında suların köpürmesine neden olmuştu. Nedeni, 100'den fazla iş insanının katıldığı ziyarette tarım, turizm, eğitim, maden ve ulaştırma alanlarında imzalanan 22 işbirliği anlaşması değil, Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsis edilmesiydi. Türkiye’nin niyeti tarihi hac rotasında yer alan Sevakin adasındaki Osmanlı eserlerini restore edip bir de askeri üs kurmaktı. Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere bölge ülkeleri bu hamleyi Osmanlıların dönüşü olarak algıladı. Beşir’in indirilmesindeki dış faktörlere bakanlar Sevakin anlaşmasının yarattığı korkunun izlerini bulabilir. 

Sudan’la 2019’a kadar Türk firmaları toplam 2.24 milyar dolar değerinde projeye imza attı. Erdoğan ve Beşir 500 milyon dolar seviyesindeki ikili ticaret hacmini 10 milyar dolara çıkarma hedefi koymuştu. 

İlginç gelişme, Burhan’ın ziyaretinden hemen önce Hartum’daki yeni havaalanı projesine Türk firması Summa ile birlikte devam etme kararı oldu. Mart 2018'de sözleşmesi imzalanan 1.1 milyar dolar değerinde, 12 milyon yolcu taşıma kapasitesine sahip proje, iç siyasi değişiklikler nedeniyle durdurulmuştu. Mayısta Ulaştırma Bakanı Mirgani Musa’nın da katıldığı Ankara’daki temaslarda bu yatırımların akıbeti ele alınmıştı. 

Etiyopya da Türkiye’ye Arap eksenini dengeleyecek faktör olarak bakıyor. Etiyopya ile ilişkiler özellikle Mısır’la köprülerin atılmasına paralel ilerlediği için “Kahire’ye karşı Addis Ababa” bağlamı kuruldu. 2014’te Türkiye’nin Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki baraj, hidroelektrik ve sulama sistemlerini kapsayan Güneydoğu Anadolu Projesi’ndeki tecrübelerini Etiyopya ile paylaştığına dair açıklamalar Mısır’ı kızdırmıştı. Mısır Sulama Bakanı Muhammed Abdülmuttalib “Rönesans projesinin arkasında Türkiye ve İsrail var” diyerek Addis Ababa’ya yaptığı ziyaretin başarısız geçmesinden bu iki ülkeyi sorumlu tutmuştu. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye ile işbirliği konusu Mısır'ı ilgilendirmez" diye çıkışmıştı. 

Etiyopya’nın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra gösterdiği hızlı dayanışma da ilişkilerin ilerlemesinde bir harca dönüştü.  Türkiye'nin Addis Ababa Büyükelçisi Yaprak Alp’e göre ikili ticaret hacmi son iki yılda 200 milyon dolar artarak 650 milyon dolara ulaştı. Çin'den sonra Türkiye Etiyopya’daki ikinci büyük yatırımcı ülke konumuna geldi. 2.5 milyar doları bulan yatırım hacmiyle 200 Türk firması 30 bin kişiye istihdam sağlıyor. 

Geçen şubatta Ankara’da Etiyopya’nın yeni büyükelçilik binasının açılışını gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve mevkidaşı Demeke Mekonnen ortaklıktaki kararlılığı vurguladı. 

Addis Ababa yönetimi Ankara’yı memnun edecek adımlar da atıyor. Bunların başında Türkiye’nin terör listesine aldığı Gülen Cemaati’ne ait okulların Maarif Vakfı’na devredilmesi geliyor. Toplam 11 okulun devriyle ilgili karar 2019’da imzalanmış ama mesele mahkemeye taşındığı için süreç uzamıştı. Nihai devir teslim 11 Ağustos’ta gerçekleşti.   

Türkiye’nin Rönesans’a dahliyle ilgili tartışmalar ise barajın Türk radar ve füze sistemleri tarafından korunacağı iddiasıyla sürdü. Ayrıca son zamanlarda Türkiye’nin adı Tigray savaşına da karıştırıldı. Merkezle savaşan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi ile bağlantılı kaynaklar, Türkiye’den 10 insansız hava aracısının (İHA) Addis Ababa’nın 10 kilometre dışında Bilgi Ağı Güvenlik Ajansı’nın istihbarat ve eğitim merkezine konuşlandığını iddia etti. Bağımsız kaynakların teyit etmediği bu iddia, Addis Ababa Büyükelçisi Alp tarafından yalanlandı. Geçen yıl Eritre’deki BAE üslerinden kalkan İHA’ların Etiyopya ordusu lehine Tigray savaşında kullanıldığı öne sürülmüştü.

Ankara baraj anlaşmazlığı ve Tigray’daki çatışmalara doğrudan karışmanın Sudan ve Mısır’ı kalıcı olarak kaybettireceğinin farkında. Kahire ve Hartum’u köşeye sıkıştıracak ikircikli bir duruş sergilese de Libya ve Suriye’den farklı olarak daha temkinli gidiyor.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in özel temsilcisi eski Cumhurbaşkanı Mulatu Teshome Wirtu, 17 Temmuz 2020’de Ankara’da Çavuşoğlu ile görüştüğünde bu temas “Türkiye baraj kavgasında Etiyopya’dan yana” yorumuna neden olmuştu. Hatta Türk basını Wirtu’nun Türkiye'nin arabuluculuğunu istediğini iddia etmişti. Martta Erdoğan’ın Irak özel temsilcisi Veysel Eroğlu taraflar isterse arabuluculuk yapabileceklerini açıklayınca konu yeniden ısındı. Bu konuda fazla renk vermeyen Etiyopya’nın Sudan’la sınır anlaşmazlığında Türkiye’nin arabuluculuğuna sıcak baktığı biliniyor. Arabuluculuk gündeme geldiğinde Ankara’nın Kahire ile ilişkisi istihbaratçılar düzeyinde seyrediyordu. Hartum’la ilişkilere de belirsizlik hâkimdi. Hâliyle arabuluculuğun zemini yoktu. Hartum bir kenara, Kahire ile normalleşme süreci ilerlemediği için bu zemin hâlâ oluşmuş değil. Sudan ve Mısır krizi çözmek için başta Arap Birliği olmak üzere uluslararası aktörlerin devreye girmesini isterken Etiyopya meselenin siyasi değil teknik olduğunu belirtip üçüncü bir tarafın karışmasına soğuk bakıyor. Ayrıca uluslararası bir rol aranacaksa Arap Birliği değil kendi ağırlığını hissettirebildiği Afrika Birliği’nin öne çıkmasını istiyor.

Özetle Nil havzasındaki üç ülkenin korkuları Türkiye’ye ilişkilerini tamir etme fırsatı sunuyor. Ancak Etiyopya, Sudan ve Mısır üçgeninde oluşan hassasiyetler Türkiye’nin dış politikasını İHA satma ya da üs edinme arayışlarıyla askerileştirmesinin neden kötü bir fikir olduğunu da anlatıyor.(Al-Monitor)