Fikir ve Analiz Siyonist İsrail'i bekleyen 6 büyük mesele



ID:80177
Yayınlanma:
10 Eki 21

Siyonist rejim İsrail'in prestijli düşünce kuruluşlarından INSS internet sitesinde Cumhurbaşkanı Yitzhak Herzog'a sundukları bir rapor paylaşıldı.

"İsrail'in Karşılaştığı Stratejik Zorluklar ve Politika Önerileri" başlıklı bu analiz Cumhurbaşkanı'nın masasındaki raporla ne derece uyumlu olduğunu bilmek güç görünüyor.

Fakat öne çıkan başlıklara bakınca İsrail'de üst düzey elitlerin zihinlerini meşgul eden sorunları anlamak mümkün oluyor.

Bu rapor 2021'de İsrail'in karşı karşıya olduğu 6 önemli konunun altını çiziyor:

  1. Duvar Muhafızı Operasyonu sonrası yeni durum,
  2. ABD ve Çin İlişkileri
  3. Biden Yönetimi
  4. Lübnan'ın olası çöküşü
  5. İsrail'in 36.Hükümeti
  6. İran'la yapılacak olan nükleer anlaşma.

Şimdi bu başlıklara rapordan istifade ederek genel olarak bakalım:

1. İran

İran'ın nükleer silah için bilgi ve deneyime sahip olduğunun altı çiziliyor. Uranyum zenginleştirmede ve ileri düzey antrifüjde ileri aşamadalar. Metalik uranyum elde etmeye yakın oldukları belirtiliyor.

Müzakerelerde İran'ın zaman kazanmaya mı çalıştığı; yoksa anlaşmaya dönmek mi istediği net olarak belli değil. Ortadoğu merkezli jeopolitik görünümün ise tablo İran için pek değişmediği görülüyor.

Suriye, Yemen ve Libya üzerinde siyasal, askeri ve iktisadi nüfuzunu her geçen gün konsolide ediyor. INSS analistleri bu tespiti yaptıktan sonra şu senaryolara hazırlıklı olunmasını salık veriyorlar: Aktörlerin nükleer anlaşma'ya dönmesi halinde esaslı bir etki için mücadele edilmeli.

Burada amaç bölgede İsrail'in hareket özgürlüğünün kısıtlanmaması olarak vurgulanıyor. Herkesin merak ettiği İsrail'in İran'a karşı askeri seçeneği ise şu durumlarda kullanabileceği söyleniyor:

a) Anlaşmaya varılamamasında (İran ve müzakere eden ülkeler arasında),
b) İran'ın nükleer silah ediniminde eşiğe yakın bir duruma ulaşmasında,
c) Nükleer silah patlatmaya hazır duruma geldiğinde.

2. Lübnan

Diğer mesele Ortadoğu'nun her an başarısız devlet olma durumuyla yüz yüze kalacağı Lübnan'da kitleniyor. Lübnan ekonomik ve siyasi çöküşün eşiğinde. İktidar kavgaları ise ülkenin yönetilemezlik halini iyice kökleştiriyor.

Öneri ise Lübnan'a yapılacak bölgesel ve uluslararası yardımların sert şartlara bağlanması gerektiği üzerinde duruluyor. Çünkü Lübnan'da yozlaşmış politik elitler ve onların kontrol edemediği Hizbullah gerçeği her geçen gün jeopolitik bir unsur olarak derinleşiyor.

Konjonktürel bir durum olmanın ötesine geçerek yapısallaşma eğiliminde olan bu durumu tersine çevirmek Lübnan'ın iç dinamikleri ile çözüleceğe benzemiyor.

Analistlerin de iddia ettiği gibi dış baskının Lübnan'daki ekonomik krizi fırsat alanı olarak görüp olası yardımları iç siyasi dengeleri değiştirmeye yönelik kurgulaması bu açıdan önem taşıyor. 

Suriye ise ilgili raporun da iddia ettiği gibi bölünmüş durumda. Merkezi hükümetin Suriye'nin coğrafi bütünlüğünü sağlayamadığı görülüyor.

Coğrafi bölünmüşlük ve politik merkezin yokluğu Suriye'yi çözülmesi güç bir krize sokmuş durumda ve savaş nedeniyle ortaya çıkan geniş ölçekli tahribatın yeniden inşası ise epey zaman alacak gibi.

Sahada bulunan Hizbullah ve İran'ın vekil militan örgütleri Suriye'de çözümsüzlüğün diğer bir yönünü oluşturmakta. Bu aynı zamanda diğer bir aktör olan Rusya'yı rahatsız ediyor.

Rusya esasında Suriye'de önemli bir unsur. Fakat Suriye'nin fiziki yeniden yapılandırılması ve siyasetin farklı aktörleri içerecek şekilde inşası noktalarında yetkinliği yok. Bu sebeple Rusya ve İran Suriye'de nüfuz için mücadele ediyor. 

Lübnan'ın anarşi ve iç savaş durumlarından istifade ederek kontrolü ele almak isteyen Hizbullah'ı engellemek için İsrail'in bölgesel ve uluslararası faaliyetlerini arttırması gerektiği raporda altı çizilen önemli bir nokta.

Analistler İsrail'in Hizbullah ile çatışmaya hazır olması gerektiğini söylüyorlar. Çatışmanın önlenmesi için siyasal ve güvenlik önlemlerinin alınmasının kritik olduğu söyleniyor. 

3. Filistin 

Filistin otoritesini güçlendirmenin ve Gazze'de bir ateşkese varmanın gerekliliğinin altı çiziliyor. Filistin Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas'ın yaşlanması bu nedenle liderlik döneminin sona erme ihtimali ve Hamas'ın güç kazanması üst üste gelen gelişmeler olarak sivriliyor.

Uzun erimli bir anlaşmayı Gazze'de hayata geçirmek ve teşvik etmek ancak Mısır ve uluslararası kamuoyunun desteğiyle olabilir deniliyor. Gazze'ye dönük politikada yeniden inşa ve iktisadi kalkınma etkili mekanizmalar olarak görülüyor.

Gazze'ye dönük yeniden başlayabilecek askeri operasyona İsrail'in hazırlıklı olması gerektiği söyleniyor. Rapor sahada manevraların ağır kayıplar oluşturabildiğini ve Hamas'ın askeri kanadına yönelik seçici saldırıların önem kazandığını da ekliyor.

İsrail ve Gazze arasında gerçekleşen Duvar Muhafızları Operasyonu sebebiyle Gazze'deki çatışmalar, Kudüs'te olanlar ve İsrail'in herhangi bir yerinde olanlar birbirleriyle bağlantılı hale geldi.

Ebu Mazen (Mahmut Abbas) sonrası Filistin'e dönük sistematik gelecek tasavvurunun belirsiz olduğuna dikkat çekiliyor. Filistin Otoritesi'nin meşruiyeti zayıflıyor deniliyor.

Bu nedenle Hamas Filistin kamuoyunda hiç olmadığı kadar destek almaya başlıyor. Özellikle genç jenerasyon bu açıdan hatırı sayılır toplumsal destek sağlıyor. 

Yine rapora göre, Ortadoğu'nun 4 hasım kamp arasında bölündüğü görülüyor: İran, Türkiye, Cihadistler ve ılımlı devletler olarak. Devletler içinde ekonomik, toplumsal ve siyasal istikrarsızlıklar devam ediyor.

Diğer bir nokta, Filistin meselesiyle İsrail'in son dönemlerde hızlandırdığı diplomatik normalleşme süreçlerini birbirinden ayırmanın önemli olduğu söyleniyor. Ilımlı devletler olarak Ürdün ve Mısır görülüyor.

Bu ülkelerle yeşil enerji, su ve alt yapı yatırımlarında ortaklaşmanın önemli olduğu düşünülüyor. Türkiye'ye yönelik şu politika önerisi dikkat çekiyor:

Ankara'dan gelen sinyallere karşı temkinli bir açıklık göstererek Türkiye ile sürtüşmeyi azaltın.

4. ABD-Çin ilişkileri

Süper-güçler arası yarış küresel siyaseti şekillendirmeye devam ediyor. Biden yönetiminin iş başı yapmasıyla selefi Trump'tan birçok açıdan ayrışıyor. Biden ekibinin dış politika tercihlerinde değerler önemli yer tutuyor. Liberal düzene ve trans-atlantik güvenlik şemsiyesine yeniden değer veriliyor. 

Pandemiyle birlikte devletlerin kapasitelerinde görülen gerileme, güçlü ve zayıf ülkeleri net bir şekilde birbirinde ayırdı. Devletler kurumsal kapasitelerini Kovid-19 ile iç gündemlerine yönlendirdiler.

Yaşanan ekonomik zorlukların etkisi küre boyunca ülkelerin iç siyasetinde İsrail karşıtlığını ve anti-semitik söylemleri yaygınlaştırdı. 

Bu noktada yeni İsrail hükümetinin rotasını ABD yönetimine çevirmesi gerekiyor. Küresel güçler arası dengede kendisine yol bulması için bu oldukça önemli. Amerikan Yahudi toplumu ile kurulacak ilişkinin düzeyi ise bu noktada kritik önem taşıyor.

İsrail'de yükselen dini ve etnik milliyetçiliğe dair Amerikalı Yahudilerin eleştirel bir tutum benimsedikleri ise biliniyor. Avrupa Birliği ile Netanyahu döneminde savsaklanan ilişkilerin yeniden ele alınması bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Diaspora Yahudileri ile ilişkilerin geliştirilmesi temel öncelik olarak somutlaşıyor. 

5. Duvar Muhafızı Operasyonu

Raporda İsrail'e hasım aktörlerin gerginlik yerine çatışmayı tercih edeceklerinin altı çizilmiş. Böyle geniş bir çatışma sürecinde İsrail ordu birliklerinin kullanılması gerektiği söyleniyor fakat olası sivil kayıpların sınırlandırıcı etkisine vurgu yapılıyor.

Ayrıca hasım aktörlerin İsrail topraklarına sızması, siber ve bilişsel saldırılar da ardından gelen diğer meydan okumalar olarak yoğunlaşıyor. Rapor İsrail ordusunun çok cepheli savaşa hazır olması gerektiğini ifade ederken kamuoyunu yönlendirme noktasına yoğunlaşılması gerektiğini de ekliyor.

6. Hükümetin karşılaşabileceği çoklu krizler

İlk sorun, İsrail'de Kovid-19 pandemisi sonrası ekonominin toparlanması beklenirken bu olumlu ivmenin etkisinin toplumun tümünde eşit ölçüde hissedilmeyeceği vurgulanıyor. Raporda varyantlar ve azalmış aşı koruması göz önüne alındığında "Kovid'le yaşama" politikası gerekiyor deniliyor.

İkinci sorun, Duvar Muhafızı Operasyonu ile belirginleşen İsrail'in kuzey cephesinin askeri olarak takviyeye ihtiyaç duyacağı gerçeği.

Üçüncü sorun, Yahudiler ve Araplar arasında İsrail'in genelinde çıkan topluluklar arası çatışmanın radikalizmi, aşırı milliyetçiliği ve korku/nefreti yaygınlaştırabileceği endişesi. Bu durum aynı zamanda Yahudi ve Arap toplumunun karışık yaşadığı şehirlerdeki idari zafiyetleri de göz önüne çıkarması nedeniyle önemli görülüyor.  Rapor Yahudiler ve Araplar arasındaki ilişkileri geliştirmek için çalışılması gerektiğini söylüyor. Ayrıca Arap toplumunda suç ve şiddetle mücadele için bir plan hazırlanması ve eğitim, istihdam ve inşaat programlarını teşvik edilmesi sorunların çözümünde önemli başlıklar olarak öne çıkıyor.

Dördüncü sorun ise İsrail'de siyasi krizin hala çözümlenememiş olması. Bu durum ise ekonomik toparlanmanın önünde bir engel olarak düşünülüyor. Bu sebeple bütçenin, merkezi konularda (konut, altyapı, sağlık ve eğitim) politika ortaya koyması gerekiyor.

Raporun İsrail'in karşılaşacağı sorunları listelemesi ve bunlara dönük çözüm önerileri de sunması esasında İsrailli yönetici elitlerin zihinsel çabalarının ve eylemsel kapasitelerinin düzeyi hakkında fikir veriyor.

Öte yandan İsrail'in ölçek olarak küçük bir ülke olsa da devasa ve karmaşık problemlerle karşı karşıya olduğunu da görünür kılıyor. 

 

Dr. Gökhan Çınkara/Independent