Yazarlar Esad’la Arap kucaklaşması yakın mı?



ID:80250
Yayınlanma:
12 Eki 21

Ürdün gibi Suudi, Amerikan ve İngiliz ekseni karşısında boynu kıldan ince bir devlet rotayı kırdıysa bu ötekiler için de önemli bir sinyaldir. Peki ABD Arap sokağındaki bu yumuşamanın neresinde yer alıyor? Biden yönetiminin Şam’la ilişkilere farklı yaklaşım isteyen Arap dostlarını terslemediği konuşuluyor.

Şam için rüzgârın yönü değişiyor. İran ve Türkiye’yi geriletmenin yolu olarak Suriye’yi Arap kalbine döndürme fikri buzları kırıyor. Bu eğilime Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Şam’daki elçiliğini yeniden açtığı 2018’den beri dikkat çekiyoruz. Sürecin yavaş ilerlemesinin nedeni, Suriye ile ekonomik ilişkileri cezalandıran Sezar Yasası yaptırımlarının arz ettiği caydırıcılıktı. ABD Dışişleri, "ABD, Esad rejimiyle diplomatik ilişkileri normalleştirmeyecek, iyileştirmeyecek ve diğer ülkeleri bunu yapmaya teşvik etmeyecek" dese de Arap ülkelerinin Şam’la diyaloğu artırması pratikte bir esnemeye işaret ediyor.

ABD ile ittifakta güvensizlikler yaşayan Körfez ülkeleri arasında Rusya’nın artan etkinliğinin bu dönüşümde payı büyük.

BAE’nin yanı sıra Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin Şam’la farklı düzeylerde temasları oldu. Son olarak 10 Ekim’de BAE Ekonomi Bakanlığı, Suriye ile ekonomik alanda işbirliğini geliştirmek ve yeni sektörlere imkan tanımak için anlaşma yapıldığını duyurdu. İki ülke arasındaki petrol dışı ticaret hacminin 2021 yılının ilk yarısında 272 milyon dolara ulaştığı ve BAE’nin Suriye’nin en önemli ticaret ortağı olduğu belirtildi. Bu açıklama iki ülkenin ekonomi bakanlarının, Covid-19 nedeniyle açılışı 1 Ekim 2021’e ertelenen “Expo 2020 Dubai” kapsamında etraflıca görüşmelerinin ardından geldi. Suriye-BAE İşadamları Konseyi de yeniden canlandırılacak. BAE yönetimi 5 Ekim’de 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın yıldönümünde Suriye’nin liderliğini tebrik eden bir açıklamayla da dikkat çekmişti.  

Son dönemdeki temasların en dikkat çekici olanı Suriye Devlet Başkanı Beşşar el Esad ile Ürdün Kralı Abdullah arasındaki telefon görüşmesiydi. Ürdünlü kaynaklara göre iki kardeş ülke arasındaki ilişkileri geliştirmenin yolları ayrıntılı olarak ele alındı. Görüşmede Kral Abdullah, Suriye'nin egemenliği, istikrarı, toprak bütünlüğü ve halkını koruma çabalarına desteğini dile getirdi. Bu görüşme de Suriyeli bakanlardan oluşan iki farklı heyetin Amman’daki temaslarının ardından geldi. 2015’te kapatılan, 2018’e açılıp 2020’de Covid-19 yüzünden yeniden kapatılan Cabir/Nasip Sınır Kapısı geçen ay normalleşme adımlarının bir parçası olarak yeniden açıldı. Şam ile Amman arasında uçak seferleri de başladı. Bu adımlar Suriye üzerinden Lübnan’a giden elektrik ve doğalgaz hatlarının yeniden devreye sokulması yönündeki Amerikan onaylı girişimlere paralel gelişiyor.

2011 sonrasındaki kanlı süreçte Amman hattı, Şam kırsalını da kapsayacak şekilde güney cephesini besleyen damardı. Amman bu yıkıcı misyona Körfez ve Batılı destekçilerinin baskısı altında ev sahipliği yaptı fakat mutsuzdu.

Şimdi taraflar, ilişkilerini tanımlarken ‘iki kardeş ülke’ demeyi tercih ediyor. Nereden nereye? Kuşkusuz Ürdün’ün silahlı muhalefetle ilişkisi, AKP iktidarının yıkıcı rolüyle kıyaslandığında çok hafif kalır. Yine de Esad ile Kral arasındaki sıcak diyalog siyasette “Asla olmaz” sözüne yer olmadığını hatırlatıyor.

***

Interpol’ün Suriye’yi yeniden sisteme alması da değişen iklimin bir diğer işareti. Muhtemelen Esad’ı insanlığa karşı suçlardan yargılamak isteyen başkentlere Dostlar Grubu’nun “sevgili devrimcileri” aleyhine terör suçlamasıyla yakalama talepleri gidecek!
Bu gelişmeler sayesinde Esad yönetiminin de kendisine olan güvenini toparladığı görülüyor. Bu güven, Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’ın sözlerinde de seziliyor:

“Türkiye’nin çekilmesinin zamanı geldi. Türk hükümeti daha fazla geç olmadan zamanın kendisinden yana olmadığını anlamalı.”

El Vatan gazetesine demecinde Mikdad Rusya, İran, Mısır, Tunus, Ürdün ve Iraklı mevkidaşlarıyla görüştüğü New York ziyaretinin sonuçları sorulduğunda şunları söylüyor:

“Açıkçası bu kez uluslararası atmosfer daha az düşmancaydı, çoğu ülke Suriye meselesine değinmedi. Bu sefer dünyanın, Suriye’ye dayatılan krizin uydurma olduğunu, amacının Suriye devletini sabote etmek, terörü desteklemek ve İsrail işgalini desteklemek olduğunu anladığını hissettik.”

Mikdad Suriye’nin Arabizmin kalbi olduğunu, Arap Birliği’nin Suriye’siz yapamayacağını, Araplarla diyalogun önünde büyük engeller çıkarıldığını ama şimdi daha iyimser olduklarını söylüyor. Mikdad hava değişirken Suriye’nin üç konuda mustarip olduğunu vurguluyor:
“Birincisi Türk işgali ve Türkiye’nin terörizme desteği. İkincisi kuzeydoğudaki Amerikan işgali ve kuruntusal ayrılıkçı harekete desteği. Üçüncüsü ABD’nin hukuk dışı ve gayri insani yaptırımları.”  

Mikdad 11 Ekim’de Bağlantısızlar Hareketi’nin 60’ıncı kuruluş yıldönümü için Belgrad’da düzenlenen zirvede de benzer sözler sarf etti. ABD’nin Afganistan’dan paldır küldür çekilmesi ve stratejik önceliğini Çin’i çevrelemek üzere Asya’ya vermesi Suriye’nin Arap ülkelerine vermeye çalıştığı mesajın yerini bulmasını kolaylaştırıyor.

***

Ürdün gibi Suudi, Amerikan ve İngiliz ekseni karşısında boynu kıldan ince bir devlet rotayı kırdıysa bu ötekiler için de önemli bir sinyaldir. Peki ABD Arap sokağındaki bu yumuşamanın neresinde yer alıyor? Biden yönetiminin Şam’la ilişkilere farklı yaklaşım isteyen Arap dostlarını terslemediği konuşuluyor. Trump döneminde Suriye politikasının İran’ın kollarını kesme, İsrail’in güvenliğini garantileme ve yaptırımlarla Şam yönetiminin ümüğüne binme hedeflerine göre şekillendirilmesinde emeği geçen eski Özel Temsilci James Jeffrey de Reuters’a yaptığı değerlendirmede benzer bir sonuç çıkarmış:

"Ürdünlülerin ABD'nin onlara yaptırım uygulamayacağını sezdiklerinden kesinlikle eminim. Medya ve bölgedeki dostlar arasında ABD'nin artık Esad'a saldırganca yaptırım uygulamadığına dair muazzam bir vızıltı var."

Bu vızıltıda dikkat kesilen başkent Riyad. Suudiler ne yapacak? Şark’ul Evsat Arap diplomatik çevrelerinde Suriye’nin 2022’ye girmeden Arap Birliği’ne döneceğine inandıklarını aktarıyor. Suriye’nin koltuğu Katar’ın dönem başkanlığında muhaliflere verilmişti. Öngörüldüğü gibi olursa geri alınması da Şam’ı asla terk etmemiş olan Cezayir’in dönem başkanlığına denk gelecek. Süreç o noktaya gidiyorsa Suudiler kritik eşikte demektir. Amerikan yönetimleriyle güven sorunu yaşasa da Körfez’de eksen tayin edici kararlarda Washington’u en fazla hesaba katmak durumunda olan ülke Suudi Arabistan. Sonuçta büyük geminin olası manevraları etraflıca risk analizini gerektiriyor. Suudi İstihbarat Şefi Hamid Humeydan 7 Mayıs’ta Şam’da Esad ve Ulusal Güvenlik Büro Başkanı Ali Memluk ile görüşmüştü. 25 Mayıs’ta da Suriye Turizm Bakanı Rami Martini özel bir etkinlik çerçevesinde Suudi Arabistan’ı ziyaret etmişti.

Aylarca ser verip sır vermediler. Şimdi Arap basını Riyad’dan daha belirgin adımların gelme ihtimalini dışlamıyor.

İran-Suriye arasında hedeflenen kopuş gerçekleşseydi elbette Arap büyükelçilerinin Şam’ın yolunu tutması uzun sürmezdi. Suriye’de sistem içindeki yerleşik görüş, Amerikan baskısından bağımsız hareket edemeyen Arap devletlerine güvenip de kara günde dostluğunu gösteren İran’a mesafe konulamayacağı yönünde. Ki İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın Şam’da biri 29 Ağustos diğeri 9 Ekim’de olmak üzere kısa sürede iki kez ağırlanması stratejik ortaklığın teyit edildiğini gösteriyor. Bir taraftan da Esad yönetimi, Suriye’nin yeniden inşası için ambargocu kampa kısa devre yaptıracak bir Arap açılımını önemsiyor. Şam içinde bulunduğu ikilemden çıkmak için Bağdat’ta başlayan Riyad-Tahran diyalogunun bir an önce olumlu sonuçlanmasını umuyor.

***

Bu değişimin artık kaçınılmaz hale geldiği Tel Aviv’de de hissediliyor olmalı ki İsrail Başbakanı Naftali Bennett dünyanın Esad’la ilişkilerini normalleştirmesinin işgal altındaki Golan’ı etkilenmeyeceğini söyleme gereği duymuş. Amerikan cephesinde Biden yönetimi iğneleniyor. Foreign Policy dergisi Araplara yol verdiği gerekçesiyle Biden’ı yerden yere vuran bir yazı yayımlandı. Yazıya göre Ürdün Kralı temmuzda Beyaz Saray’daki görüşmede Biden’a, Esad yönetiminin tutumunda bir değişiklik bekleniyorsa ‘adıma karşı adım’ yaklaşımının geliştirilmesini; güven artırıcı önlemler için bölge ülkelerini ABD ve Avrupa ile bir araya getiren bir görev gücünün kurulmasını önerdi. Biden da BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına göre çözümün bulunması yönündeki tutumu tekrarlarken bölge ülkelerinin Şam’la aşamalı olarak yeniden ilişki kurması seçeneğini reddetmedi. Yazıda Lübnan’ın enerji krizini çözmek için Ürdün elektriği ve Mısır doğalgazının Suriye üzerinden Lübnan’a taşınması planıyla Sezar Yasası’nın delindiği ama bu yolu açan müzakerelerin Beyrut’taki Amerikan elçisi tarafından yürütüldüğü hatırlatıldı. Şam’la ilişkileri yeniden tesis edenlerin diplomatik, jeopolitik ve finansal arzularının başarısızlığa mahkûm olduğu belirtilip “Washington ve Avrupalı başkentlerin sessizliği kahredici” denildi. 10 yıllık yalan makinesinin başında duranlar ağıt yakmaya başladıysa vaziyet basitçe spekülatif olmaktan çıkmış demektir.

***

Suriye krizine dahil olan ülkeler sırasıyla pozisyonlarını değiştirirken Türkiye izlediği siyasette ürkütücü bir istikrar sergiliyor. Suriye’den çıkmak bir kenara daha dün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türk askerini Tel Rıfat’a da sokma niyetini açığa vurdu. İdlib’de radikal cihatçılarla iştigali bitirmek yerine hepsini “Suriye Milli Ordusu” çatısı alıp “ılımlı muhalefet” cinliğini tekrarlama derdinde. “Olacak iş değil” diye diye bugünlere geldik. Olacak iş değil! 

DuvaR