Görüş ve Düşünce Kamuda rüşvetin elli tonu



ID:80279
Yayınlanma:
13 Eki 21

Devletteki gerek imar işlerinde gerek ihale işlerinde rüşvetin başka onlarca “tonu” daha var. Ama hepsini yazmak mümkün değil. Hatta sürekli yeni rüşvet icatları ve “tonları” keşfedildiğinde de kuşkum yok.

2000’lerin başında üçlü koalisyon hükûmeti dönemiydi. Yeni doçent olmuştum.

Fakültedeki odamda çalışırken telefon çaldı. Arayan Adalet Bakanlığından önceden tanımadığım üst düzey bir bürokrattı.

Başbakanlık bünyesinde “Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu” adıyla bir üst kurul kurulacağını; üyelerinin üst düzey bürokratlardan ve öğretim üyelerinden oluşacağını; kendisinin de bu kurula Adalet Bakanlığını temsilen üye olacağını ve naçizane bendenizi de bu kurula öğretim üyesi üye adayı olarak önermek istediğini söyledi.

Kendisine, akademik ve idari görevlerimin yoğun olduğunu ve kaldı ki, “Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu” kurularak kamuda yolsuzluklarla mücadele edilebileceğine inanmadığımı belirterek, böyle bir görevi düşünmediğimi söyledim. Nazikçe teşekkür ettim.

İçimden de, “Allah Allah, adam benim gibi şahsen tanımadığı,  toy bir akademisyene niçin böyle bir görev teklif etti acaba!” diye geçirdim.

Öncelikle çok şaşırdı.

O zamanlar oldukça revaçta olmaya başlayan ve mali imkânları oldukça tatminkâr olan bir “üst kurul” üyeliğini reddetmemi anlayamadığı belliydi.

Üyeliğin gayet cazip olması beklenen imkânlarından filan söz etti.

Sonra da ağzındaki baklayı çıkardı.

Meğer kızı benim öğrencimmiş ve dersimden kalmış. Bütünlemede geçirmem için iltimas (torpil istemenin daha kibarcası!) arayışındaymış!

Böyle bir kurul üyeliği “havucuna” benim derhal atlayacağımı düşünerek, kızının geçmesini sağlama derdindeymiş.

Hiç olmazsa “havuca” konu kurul üyeliği “Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu” olmasa iyiydi tabii!

Torpil, pardon “iltimas” isteyen hem de “Adalet” Bakanlığı üst düzey yöneticisi bir “hâkim” olmasa daha da iyiydi!

Daha geçen gün bir vakıf üniversitesi hukuk dekanı arkadaşım, bir öğrencinin babasının, bir hâkim arkadaşının başka bir arkadaşının hukuk fakültesi öğrencisi çocuğunun online sınavında onun yerine sınava girdiğini örnek vererek, böyle şeylerin büyütülmemesi gerektiğini söylediğine dehşetle tanık olduğunu anlatmıştı.

Toplumdaki çürümüşlüğün seviyesine bakın.

Adına rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük, iltimas vs. ne dersek diyelim, devlette aslında hukuka, ahlaka, vicdana uymayan ve meşru olmayan işleri yapanların sığındıkları ilk ve en “masumane” görülen bahane, meşru olmayan muamelenin “küçük ve önemsiz” gösterilmesi.

Canım millet neler neler yapıyor. Onların yanında bu kadarcık şeyin lafı mı olur!

Geçen gün iktidar partisine mensup bir belediye başkanının kendi yakınlarını usulsüz biçimde işe aldığı ortaya çıkınca sığındığı gerekçe buydu mesela.

Rüşvetin bir diğer “tonu” ise, doğrudan “cash” para alınmadıkça yapılan usulsüzlüğün veya yolsuzluğun rüşvet veya yolsuzluk olarak görülmemesi.

Yani yediği “haltı” “dar yorum” ile vicdanında aklamaya ve meşrulaştırmaya çalışma.

Bundan yıllar önceydi. Bir yakınımın iyi tanıdığı bir arkadaşı o zaman var olan ve TRT dâhil birçok kamu kurumunu denetleyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesiydi. Kurul tam da TRT’nin hesaplarını denetlerken, tesadüfe bakın ki bu arkadaşının üniversite mezunu ve bir süredir hiçbir yerde iş bulamamış kızı merkezi sınav olmadan TRT’de işe girivermiş!

Yakınım bunu duyunca arkadaşına sormuş, ayıp değil mi yapılan diye.

Arkadaşının yanıtı:

Yahu ne var bunda! Sanki rüşvet mi aldık?

Rüşvetin bu dolaylı “tonu”, halen kamuda en çok uygulanan yöntemlerden biridir.

Kamuda önemli işi olan iş insanları, işini yaptırmak için doğrudan rüşvet vermek yerine, ya kritik konumdaki bürokratın yakınını kendi firmasında işe alır (böylece daha sonraki işlerinde de kendisini rahat hisseder!). Ya da bürokratın serbest çalışan yakınına normalde pek de ihtiyacı olmayan ama oldukça cömert getirili bir iş gönderir, yaptırır veya paslar.

Geçmişte çok büyük bir ilimizin “çalıyor ama çalışıyor!” diye ünlenmiş bir belediye başkanının bu şekilde bir yüksek mahkeme başkanının eşini istihdam ettiğine dair haberler basında yer almıştı.

Rüşvetin diğer bir “tonu”, kamuda belli kurumların üst yöneticilerin aralarında anlaşarak, kendi yakınlarını dikkat çekmesin diye kendi kurumu yerine diğer kurumda işe almak. Yani “torpilde becayiş” yapmak.

Mesela bu yöntemin bir dönem, maaşlar ve özlük hakları çok daha iyi olan üst kurullar (EPDK, BBDK, KİK, TAPDK vs.) arasında uygulandığını bizzat biliyorum. A kurumunun üst yöneticisinin yakını B kurumunda; B kurumunun üst yöneticinin yakını A kurumunda işe alınıyor. Böylece dikkat çekmiyor. Halen de uygulanıyordur belki.

Son zamanlarda duyduğum bir başka rüşvet “tonu” ise şöyle:

Diyelim ki İstanbul’da büyük işleri olan bir iş insanısınız. Ankara’da devlet bürokrasisinde önemli bir işiniz var. Ama işiniz bir türlü ilgili bakanlıktan çıkmıyor. İmzalar bir türlü atılmıyor. Kalemler nedense yazmıyor!

Birileri gelip size akıl veriyor.

“Ankara’daki şu rezidans inşaatından bir daire alırsan senin işin hallolur” deniyor.

İş insanının normalde öyle bir yer satın almaya ihtiyacı yok. Ama gidiyor o rezidanstan sadece 4 duvar, içi yapılmamış ve normalde diyelim ki taş çatlasa 1 milyon TL edecek bir daireye 5-6 milyon TL bastırıp alınca, mucizevi biçimde bakanlıktaki işi oluveriyor! Yazmayan kalemler imzayı hemen atıveriyor!

O rezidans projesinin görünürdeki sahibi yanında, “görünmeyen” sahibinin veya ortağının kim olduğunu ise bilenler biliyor.

Rüşvetin bu “tonunun” çok güvenilir bir kaynaktan öğrendiğim ve yaklaşık 10 yıl önceki bir örneği de şu:

Başkentin artık çok merkezi hale gelmiş yerinde büyük bir holdingin büyük bir arsası var.

Arsanın yakını çok katlı büyük gökdelen tarzı iş merkezleri ile dolmaya başlıyor. Holding de arsasına o zamanki mevcut imar durumuna uygun biçimde bir gökdelen (kule) dikmek istiyor. Normalde mevcut imar durumuna aykırı durum yok. Yandaki emsallere uygun.

Ama nedense bir türlü gerekli imar izinleri çıkmıyor.

Bir gün biri holdingin patronuna geliyor ve zamanın belediye başkanı adına geldiğini söylüyor ve şunu diyor:

Size aynı yer için bir değil iki kule izni vereceğiz; ama biri sizin biri bizim! Yoksa o bir kuleyi de unutun!

Holding sahibi önce tereddüt ediyor. Böyle işe girmek istemiyor. Ama sonunda başka seçenek olmadığını anlayınca pes ediyor ve teklifi kabul ediyor olsa ki, şu anda o yerde iki kule var!

Bu bağlamda devletteki gerek imar işlerinde gerek ihale işlerinde rüşvetin başka onlarca “tonu” daha var. Ama hepsini yazmak mümkün değil. Hatta sürekli yeni rüşvet icatları ve “tonları” keşfedildiğinde de kuşkum yok.

Günümüzde kamuda eskisine göre çok daha fazla yolsuzluk olmasına rağmen, klasik “bodoslama” tarzda rüşvet alanların azaldığı da görünüyor. Gerçi kendisi bakanken göstere göstere eşinin şirketine kendi bakanlığından ihale verene de rastlandı yakınlarda. Ama memurlar artık çok daha “rafine” ve “sofistike” yöntemleri tercih ediyorlar.

Son bir örneği, yakın dostum merhum Tuncer Enginertan’dan dinlemiştim. Hatırladığım şöyle:

İstanbul’da çok sert ve kimseye aman vermeyen bir gümrük başmüdürü varmış. Herkes korkar ve çekinirmiş ve aşırı kuralcı ve tavizsiz bilinirmiş. Bir o kadar da güçlüymüş. Arkasındaki siyasi destek sağlammış.

İki ortağı olan büyük bir şirketin gümrükte çok önemli bir işi varmış. Bir sorun nedeniyle bir türlü malları gümrükten çıkarılamıyormuş. Her yola başvurmuşlar, araya adamlar sokmuşlar, ama iş katiyen olmuyormuş.

Başmüdürden zar zor bir randevu almışlar. Durumu izah etmişler ve sorunun çözülmesini istirham etmişler.

Başmüdür, burnundan kıl aldırmıyor! Bunları çok sert ve kaba karşılamış. Yaptıkları işin illegal olduğunu ve malları çıkarmalarının mümkün olmadığını söyleyerek iş insanlarını bir güzel fırçalamış. Hatta hakaretler ederek makamından kovmuş. Kovarken de, “bu sizin yaptığınız yanlış işi sobacılar çarşısındaki hurdacı Muharrem efendi bile yapmaz!” diye çıkışmış.

Makamdan kaçarcasına çıkarken ortaklardan biri üzüntüden neredeyse ağlayacakken, diğeri sevincinden neredeyse oynayacakmış.

Üzülen sevinene kızmış. “Yahu niye seviniyorsun. Baksana mahvolduk” demiş.

Diğeri ise gayet rahatlamış şekilde şöyle demiş: “Yok yahu rahat ol; adamın rüşvetlerini toplayan aracısını öğrendik işte; işimiz tamam!”

T24

*Prof. Dr.Ali D. Ulusoy, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.