Yazarlar Çocukluğunun Ali'si olmayı hedefleyen Sezai Karakoç'un ardından...



ID:81455
Yayınlanma:
18 Kas 21

En yüce sevgiliye gitmek için serden, yardan ve candan vazgeçmeyi göze alabilmek, sadece yüce bir sevgiye sahip olanlara özgü bir davranış şeklidir.

Ölüm gibi herkesi ürperten ve korkutan en net, en yalın, en gerçekçi ve en şok edici bir gerçekle yaşarken yüzleşmek veya yüzleşmeyi talep etmek her ana ve baba yiğidin harcı değildir. 

Bu davranış, ilahi Nübüvvet'in varisi ilahi Velayet'in İmamı ve hücceti, İmamı Ali'nin (sa) şehadetinde kendini gösteren "Kâbe'nin Rabbine and olsun ki kurtuldum"  sözünde anlamını bulan bir teslimiyette kendini gösteren asil bir özelliktir. 

Hayatını hamaset nutuklarıyla geçiren, en yakınından en uzağına kadar üzmediği - kırmadığı kimse kalmayan, ilim ve irfandan yoksun olmasına rağmen laf cambazlığı ve kıvrak zekasıyla herkesi susturmaktan haz alan; erdem, ahlak ve adalet gibi güzel hasletlerden uzak olan, egoso tavan yapmış aydın, yazar, siyasetçi, şair vs. gibi elitist vasaflara sahip kişilerde pek görülmeyen bu vasıf ve özellik; sadece Allah'a ve ahirete yakin bir şekilde inanan kişilerde bulunabilir.

ŞAİR-YAZAR AHMET İŞLER'E GÖRE KARAKOÇ'UN EN ÖNEMLİ VASFI 

Kendisini şahsen tanıma şerefine nail olamasam da, yazı ve kitaplarından okuduğum ve çok yakınında olan kişilerin anlatımlarından tanıdığım kadarıyla bu vasfa sahip kişilerden birinin şair, yazar ve büyük mütefekkir Sezai Karakoç olduğundan hiç kuşkum yok.  

Yazımda bu denli önemli olan bir mütefekkiri bilgim, kelamım ve kalamım elverdiğince tanıtmaya çalışacağım. 

Elbette onu en iyi tanıyanlardan biri olan, "Marmara Edebiyat Fakültyesi'nde" okurken 1986 yılında tanışan; o günden bu yana iletişimini sürdüren, fakültede öğrendiklerinden daha fazlasını "Sezai Karakoç Akademisi'nde" öğrenen, yayınladığı kitaplarda da bunu ortaya koyan kadim dostum şair-yazar *Ahmet İşler'in * sunduğu değerli katkılarla... 

"Üstadın en önemli vasfı nedir?" soruma verdiği cevap onun karakter yapısını, zihin ve ruh dünyasını ortaya koyar nitelikte: 

“Sezai Bey’in en önemli özelliği teklif ettiği bir inancı, temsil edebilme vasfına sahip olmasıydı. Günümüz İslamcı görünümlü insan ve aydınında en büyük sorun, teklif ettiği İslam’ı temsil edememesidir.”

Elbette eşine ender raslanan bu türden  vasıfları üstadda net olarak görebilmekteyiz. Ancak benim asıl merak ettiğim ve cevabını aradığım husus şu: 

Üstadın hep kapalı devre çalıştığını, mücadelesini sessiz ve derinden yaptığını gözlemlemekteyiz. Kendi mecrasının dışındaki medya köşelerinde, TV ekranlarında, konferans ve imza törenlerinde, şölen ve kutlamalarda onu görmek pek mümkün olmadı. 

Bir de, Edebiyat dalında 2011 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'ne layık gürülmesine rağmen ödül almak için yapılan davete icabet etmedi. 

Bu kendisinin özel bir tercihi miydi, yoksa başka bir sebep mı vardı? Ya da Mona Rosa acısının iç dünyasında yaptığı etki sonucu bir içe kapanıklık mı söz konusuydu? 

İŞLER, ÜSTADIN MONA ROSA ACISI YOK

Ahmet İşler'e göre Karakoç'un "Mona Rosa acısı diye bir acısı yok. Bilgece bir duruş. Şöhretten uzak kalma, eserini vermeyi ön planda tutma; küçücük odasında binlerce insanı yetiştirme ve etkileme. Klasik kültür, şöhrete giden tüm yollardan sakınmayı telkin eder. Sezai Bey bu gelenekten hareket eder. Topluma çıkmadan bir nesil yaratmak, herkesin harcı değil."

Üstadın öğrencisi dostuma, "Üstad Karakoç'la yaşadığın ve sende derin izler bırakan, unutamadığın özel bir anın var mı?" diye sordum. 

Verdiği cevap herkesin kulağına küpe olacak türden: 

"Üniversite ilk sınıfta bir gün yanına gittim. Kötüydüm. ‘Efendim’ dedim, ‘okula başladık tüm cemaatler, sağcılar, solcular beni yanlarına çekmek için çalışıyor. Ne yapacağımı bilemedim bana bir yol gösterin,’ dedim. ‘Ahmet’ dedi, ‘tüm bunları küçük bir pınar olarak gör. Suyun çıktığı yerden kopup aşağılarda kollara ayrılan pınarlar. İhtiyaç duyduğunda susuzluğunu giderecek kadar bu pınarlardan su iç. İşine yarayanı al ama bu pınarların suyun kaynağı olmadığını unutma. Suyun kaynağı hakikattir. Diğerleri ondan dağılan küçük sızıntılar.’ Bu söz beni tüm yanlış yollara gitmeme engel oldu. Her anlayışın doğru ve işime yarayan kısımlarını alırım ama onların tek başına gerçeğin ta kendisi olduğunu varsaymam."

***

"ALİ OLMAK BİR HEDEFTİ HER ÇOCUKTA" 

"Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında, / Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim, / Af dilemeye geldim, affa layık olmasam da / Uzatma dünya sürgünümü benim..." ve "Geceler ve gündüzlerde, / İnsanlığa anıt gibi yükselttiği / Sevgili / En sevgili / Ey sevgili / Uzatma dünya sürgünümü benim..." mısralarıyla söz konusu suyun kaynağındaki hakikate dair ipuçları veren Karakoç'ta, bilgelik ve tevazunun izlerini görmek mümkün. 

Hepinizin bildiği üzere tüm yatırımını hakikate yapan ve böylece ebedi hayata nasıl gidilmesi gerektiğinin yollarını aralayan, aydın olma misyonunu da layıkıyla ifa eden, bu nedenle üzerimizde emeği ve hakkı olan Sezai Karakoç salı günü rabbine kavuştu. Dün de sevenlerinin yoğun teveccühüyle ebedi hayata uğurlandı.  

"Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde / Binmiş gelirdi Ali bir kırata / Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından / Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte / Biz o atın tozuna kapanır ağlardık / Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü / Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü / Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman  / Ali olmak bir hedef her çocukta." mısralarına yansıyan Ali olma hedefine ulaşmaya çalışan üstad, rabbine kavuşsa da, gidişiyle tüm sevenlerini derinden üzdü. 

Bundan 15 gün önce 3 kasım tarihinde, bir ay süren tedavi sürecine müteakiben yeğenim Muhammed'i kaybetmenin derin acısını atlatamadan, çok sevdiğim bir mütefekkirin vefat haberi karşısında acım daha da derinleşti. 

Üst üste aldığımız acı haberlerle bizi ölüm gerçeğiyle yüzleştiren rabbimin verdiği bir mesaj olmalı sanırım. Bu mesajın; "ne kadar yaşarsanız yaşayın eninde sonunda bana geleceksiniz. Gelmeden önce hazırlığınızı yapın veya çok iyi hazırlanın, üzerinizde hiçbir günah yükü ve kul hakkı kalmasın ki, geldiğinizde rahat edesiniz" türü bir mesaj olduğu kesin. 

Umarım bu mesajı idrak edip gereğini yapanlardan oluruz. Umarım telafisi zor bir hata, yanlış ve günahla; hassaten de mazlum ve masum insanların kanına girip, haklarını ihlal / gasp edip vebalini almak gibi büyük bir günahla Allah'ın huzuruna çıkanlardan olmayız.  

SİYONİST TUZAKLAR KONUSUNDAKİ HALKI UYARAN BİLGE VE CESUR ADAM

Ülkem İslamcıları ve dindarları başta olmak üzere İslam alemindeki bir çok müslümanın, Siyon-Emperyalist Terör Çetesi tarafından yazılıp sahneye konan Suriye isyan tuzağının figüranı olmaya gönüllü olan, cihat naralarıyla herkesi bu gönüllülüğe zorlayanların düştüğü zillet ve utanç bataklığına saplanıp kalanlardan olmayız. 

Sezai karakoç'u bir çok şair, aydın ve yazarlardan farklı kılan en önemli özelliklerden biri böyle bir bataklığa düşen, başkalarını düşürmek için uğraşan biri olmamasıdır. Çünkü o, herkesin tuzağa düştüğü; aşağılık bir zillet ve utanç halinin mücahitlik gibi pazarlandığı bir ortamda, oyun ve tuzaklara karşı uyarı görevini yerine getirdi. 

Algı operasyonlarıyla kandırılan, aldatılan, kullanılan ve ağır bedeller ödetilen toplumuna, ümmete, insanlığa ve bölge halklarına hazırlanan tuzak konusunda tarihe not düşme babından yaptığı şu uyarılar, kaybettiğimiz değerin önemini ortaya koymaktadır: 

"Bugün bilhassa Türkiye ile İran'ı çarpıştırmak istiyorlar ve ben bakıyorum ki, bunu önlemesi gereken kalemler tam tersine, en basit bir bahanelerle tahrikçi bir şekilde ortaya atılıyorlar. Tabii bu tek taraflı değil. İran'da da mutlaka böyle oluyor. Suriye'de de öyle oluyor. Türkiye'de de. Şunu bilelim ki bu ülkelerin arasındaki meseleleri çözemeyecek tek şey var ise o da silahtır. Bir tek kurşunun bile atılmaması gerekiyor. Eğer bu atılırsa arkası gelir ve bu ülkeler göz göre göre mahvolur gider. Arkası da Batı'nın korkunç istilasıdır. O zaman ne ezan ne kitap kalır. Bu yüzden uyarıyorum tüm Anadolu'yu, çilekeş Anadolu'yu. Hakk'ın ve doğrunun emrinde olması gereken kalemler maalesef hükümetin emrindedir. Hakk'ın, doğrunun emrinde olan, bağımsız olarak İslam ülkelerinin tümünün menfaatinin, tümünün çıkarının ve geleceğinin emrinde olan kalem istiyorum ben. Bilgi istiyorum. Bu boşluk var. Bu boşluğu kim dolduruyor? Onu Batı medyası, Batı düşüncesi, Batı ajansları dolduruyor. Bu sebepledir ki öncelik İslam aydınlarının öne çıkması ve adeta bir örgütleniş içinde olup bir araya gelmeleridir. Ve zaman zaman İslam aleminin durumunu gözden geçirip verdikleri kararları da uygulamalılar. Hükümetler üstü, devletler üstü güçleri olması lazımdır. Bunun sağlanma yolu umumi bir hareketten geçer. Bugün her İslam ülkesinde bu tarz hareketler vardır ancak bu hareketler yerel kalmışlardır."

SABIR VE BAŞSAĞLIĞI DİLEKLERİMLE

Peygamber ve pak Ehlibeyt'ine salat ve selam ederek; yüreğimizde derin devam eden yeğenim Muhammed'e, tüm yakınlarımıza ve merhum Sezai Karakoç'a rahmet, mekanı cennet dilerim. 

Ailesi, dostları, öğrencileri, şairler ve yazarlar başta olmak üzere halkımıza, insanlığa, ümmete sabır ve başsağlığı dilklerimi sunuyorum. Kabirleri cennet, cennetleri ebedi hayat; 14 masum şefaatçileri ve ebedi yoldaşları olsun. 

*****
Biyografı:  

https://www.7sabah.com.tr/haber/81417/inna-lillahi-ve-inna-ileyhi-raciun-sezai-karakocu-kaybettik/