Fikir ve Analiz Rusya’nın Kazakistan hamlesi bütün hesapları bozdu



ID:83060
Yayınlanma:
12 Oca 22

'Kazakistan’dan sonra Rus periferisindeki olaylara dahil olan aktörlerin ellerindeki seçenekleri yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor'

+Gerçek Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan ve analist Fehim Taştekin #OrtaDoğu programında Kazakistan'da yaşananların sonuçlarını değerlendirdi. Programda Rusya ve Çin'in aynı cephede yer alıp Asya'daki dengeleri değiştirmesi, Türkiye ve Turancılık politikasının geldiği son noktayı ve Kazakistan'daki son gelişmeleri ele alındı:

Kazakistan’da isyan halinin kısa sürede sönümlenmesi Rusya için öngörülen bataklık senaryosunu bertaraf etti. Hatta Rusya’nın tam da
NATO’nun genişlemesi ve Ukrayna üzerine ABD ile pazarlığa otururken elini güçlendirmiş oldu. Sanki Soğuk Savaş denklemi yeniden kuruluyor.

Rusya’nın liderliğinde Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü bu şekilde pratikte ilk kez rüştünü ispatladı. Putin eski Sovyet coğrafyasına “Rusya geri döndü” mesajı vermiş oldu. Halbuki düne kadar Biden’ın “ABD geri döndü” sözünün etkilerini konuşuyorduk. Kazakistan gibi büyük bir coğrafyaya çok kısa sürede askeri sevkiyatın herkesi şaşırttığına hiç şüphe yok.

Rus askerinin kalıcı olup olmaması mesele değil. Bunun siyasi sonuçları önemli. Kazakistan yönetimi git derse giderler. Ama bundan sonra Kazakistan yönetimi stratejik kararlarında Rusya’yı gözetmek zorunda kalacaktır. Son gelişmeler Kazakistan’ın Rusya, Çin ve Batı üçgenindeki orta yolcu siyasetinde dengeyi biraz daha Rusya’dan yana kurduğu yeni bir stratejik gerçeklik yarattı.

Türkiye’nin Türk dünyasını birleştirme hayallerinin jeostratejik gerçeklikten kopuk olduğu bir kez daha görüldü. Erdoğan nasıl bir tepki vereceğini bilemedi. Amerikalılar gibi Kazakistan neden Rusya’yı ihtiyaç duydu sorusuna yanıt bekliyorlar.

Çin belki Rusya’nın oyun kurucu olmasından hoşnut olmayabilir ama sonuç onun da daha büyük korkularını giderdiği için mutlu olmak
durumunda. Rusya ve Çin, 11 Eylül saldırıları sonrası Orta Asya’da ayağına yer açmayı başaran ABD’nin kalıcı olarak üs edinme çabalarını sonraki yıllarda bir şekilde bloke etmeyi başardı.

Afganistan’dan çekildikten sonra Amerikalıların çevre ülkelerde üs arayışları da sonuçsuz kaldı. Kazakistan’dan başlayarak Orta Asya
kuşağının istikrarsızlaşması Çin ve Rusya’nın kuşatılması stratejisine hizmet edebilir, bunu böyle düşünenler çıkacaktır. Kazakistan’daki olaylar sırasında İslamcıların da sahneye çıkabileceği görüldü. Bu da gelecek açısından çok düşündürücü bir durum. IŞİD-Horasan’ın Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan gibi ülkeleri de tehdit edebileceği senaryosu konuşuluyor. Ruslar şimdi Özbeklere Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ne girmeyi tekrar düşünmelerini salık veriyor.

Kazakistan’dan sonra Rus periferisindeki olaylara dahil olan aktörlerin ellerindeki seçenekleri yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor.
Kazakistan’ın istikrarının bozulması Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ni baltalamaya dönük bir boyut barındırdığı için Pekin ile Moskova arasında rekabetin gerilediğini ve ortak strateji belirleme arayışının arttığını görüyoruz.

Putin şubatta bir kez daha Pekin’e gidecek. Bu, ABD’nin istemediği bir diğer sonuç. ABD açısından “Rusya ve Çin arasındaki sorunlar
canlılığını korumalı ki ortak bir güç odağı oluşmasın”. Ama tersi oluyor.

Yeni jeostratejik gerçeklik karşısında Rusya ile ABD pazartesi günü Cenevre’de pazarlığa oturdu. 12 Ocak’ta NATO Ortaklık Konseyi’nde pazarlıklar sürecek. 13 Ocak’ta AGİT toplantısında mesele ele alınacak. Amerikalılar yaptırımlarla Rusya’yı bu kez fena benzetmekten söz ediyor. Bir de Bulgaristan, Romanya, Polonya ve Baltık ülkelerini Rusya’ya karşı ortak tutuma sevk etmeye çalışıyorlar. Eğer ABD bu minvalde ellerindeki seçeneklerle caydırıcı bir koalisyon ya da konsept oluşturabilseydi Rusların taleplerini müzakere etmeye yanaşmazdı.

Demek ki tablo ABD açısından parlak değil. Elbette Ruslara istediklerini vermeyebilirler. Fakat “Ukrayna’yı işgal” görüntüsüyle NATO’nun
geleceğini pazarlık etmeyi mümkün kılan bir Rus başarısından söz edilebilir. Batı Rus hamlesini yutmak zorunda kaldı. Avrupa’nın kendi
içindeki bölünmüşlüğü de etkili. Kimse NATO adına Ruslarla savaşmak ya da NATO’yu bütün olarak savaşa sürüklemek istemiyor. Ki ABD de Ukrayna’ya kasımda yaptığı anlaşmayla senin için savaşmam ama sen savaşırsan seni silahlandırırım demiş oldu.

ABD-Rusya pazarlığından ne çıkar, anlaşma mı, sözlü taahhütler mi? Bugünlerde Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi sırasında ABD ile
Rusya arasındaki müzakereleri insanlar yeniden hatırlıyor. Dönemin Dışişleri Bakanı James Baker’ın Gorbaçov’a NATO’nun doğuya
genişlemeyeceği sözünü verdiği aktarılıyor.

Rusların, ABD’ye sözününüz tutmadınız diye çattığı nokta burası. Ötekiler de Rusya’nın 1994’de nükleer başlıkları sökmesinin karşılığında Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı sözünü hatırlatıyor. Belki ABD-Rusya arasında NATO’nun genişlemeyeceğine dair bir açık anlaşma çıkmayabilir, ki bunu bekleyen kişi sayısı az ama zımni mutabakatlara varma ihtimali dışlanamaz.

Artı Gerçek