Fikir ve Analiz Suudi Arabistan İslami bir halk devrimine mi gebe?



ID:83072
Yayınlanma:
12 Oca 22

The Economist'te yer alan bir makalede Suudi Arabistan'da devletin hızlı laikleştirme politikalarının ülkede İran'dakine benzer bir halk devrimine yol açma ihtimali değerlendirildi.

The Economist'te yer alan bir makalede Suudi Arabistan'da Veliaht Prens Muhammed bin Selman öncülüğünde hızla yürütülen laikleştirme politikasına tepkilerin Suudi Arabistan'da, İran'da 1979'da yaşanan gibi İslami bir halk devrimine neden olma ihtimali değerlendirildi.

The Economist makalesinde şu noktalara dikkat çekildi:

Suudi Arabistan'da Muhammed bin Selman'ın devleti ve toplumu laikleştirmeye yönelik "açılım" politikasının hızı toplumun çoğunun, hatta bazı iş çevreleri ve kraliyet ailesi üyelerinin büyük tepkisini çekmiş durumda. Ülkede yönetimi eleştirmek hapisle cezalandırıldığından bu tepki çok açığa vurulamasa da ülke içten içe kaynıyor.

"Açılım" politikası o kadar hızlı ve radikal ki tepkili çoğunluk bu sürecin sonunun dini tamamen inkara kadar gideceğine inanıyor. Açılımın hamleleri sosyolojik olarak hazmedilemeden peş peşe geliyor ve artarak sürüyor.

"Kalem-kılıç ittifakı sarsıldı"

Başka bir Müslüman ülke için bile çok hızlı olacak olan bu hızlı değişim Suudi Arabistan için çok daha fazla sıkıntılı bulunuyor. Çünkü Suudi Arabistan kendisini 1744'de yapılan Muhammed bin Suud ve Muhammed bin Abdulvehhab anlaşmasına, yani "ulema-yönetici ittifakına" dayandırıyor.

Ülkede "açılım süreci" öncesinde resmi düzeyde de, toplum düzeyinde de İslam ülkelerinin hemen hemen tamamından daha fazla yoğunlukta İslami pratikler uygulanıyordu.

Ülkede yönetimi en çok savunan din adamları dahil açıktan eleştiremeseler de hal ve sözlerinden Muhammed bin Selman'ın "açılım sürecinden" çok rahatsız olduklarını belli ediyorlar. Suudi rejiminin destekçi din adamı sınıfı olmadan ayakta kalabilmesi sosyolojik açıdan çok zor.

"Din adamları dışlanıyor"

Kral Selman ve oğlu Muhammed bin Selman, önceki kral ve veliahtların aksine devleti destekleyen din adamlarıyla görünmeye çalışmıyor, resmi toplantılarda onlara yer vermiyor, gittikçe onları daha yabancılaştırıyor. Ülkedeki değişim ve dışlanmaları birleşince bıçak kemiğe dayandığında devleti destekler görünen din adamlarının da saf değiştirmesi imkansız değil.

Kraliyet ailesi "açılım süreci" de dahil çeşitli sebeplerle alttan alta çeşitli huzursuzluklarla kaynıyor. Fakat Kral Selman döneminde, özellikle 2017'de gerçekleştirilen prensleri hapsetme olayından beri Suudi Ailesi'nin genelinin yönetime etkisi Suudi Arabistan tarihinde hiç olmadığı kadar azalmış durumda. Her ne kadar Muhammed bin Selman onları sıkı denetlese de aile içi bir darbe hazırlığına şu süreçte kimse şaşırmayacaktır.

"Devletin laikleştirme politikaları"

Muhafazakar bir toplum olan Suudi Arabistan halkı, devlet eliyle gerçekleştirilen ve sürekli hızla ilerleyen, dahası sokağa doğrudan yansıyan laikleştirme politikasından son derece rahatsız durumda. Ülkenin en dindar bölgelerinden Kasim'i dahi istisna etmeyen yeni uygulamalar tek başına bir halk devrimi doğurmasa bile bir saray darbesini halk devrimine dönüştürme potansiyeli taşıyor olabilir.

Kral Halid döneminin (1975-1982) fiiliyatta gerçek yöneticisi olan ve 1982-2005 döneminde Suudi kralı olan Fehd bin Abdulaziz de hem Kral Halid hem kendi döneminde resmi düzeyde de, toplumda da laikleştirme politikaları gütmüş ama Kral Selman döneminde yapılanlara kıyasla oldukça temkinli davranmıştı. Hatta Fehd bin Abdulaziz halk ve din adamlarından gelen tepkilere göre geri adımlar atmayı da bilmişti. Ülkenin laikleştirilmesine taraftar olan bazı laik Suudi rejim muhalifleri bile o dönemle bu dönemi kıyaslayarak Kral Selman ve oğlu Muhammed bin Selman'ın çok acemice davrandığını, laikleşmenin hele bu devirde devlet dayatmasıyla değil zamana yayılmış kültürel politikalarla gerçekleştirilebileceğini belirtip yönetimi eleştiriyorlar.

1979 öncesi İran'daki süreçle Suudi Arabistan'ın bugünü arasında hem farklılık hem de benzerlikler var. Suudi Arabistan'ın o dönemden en büyük farkı halktaki refahın halen sürmesi. 1979 öncesi İran'da ise aşırı derecede yoksul geniş halk kitleleri vardı ve bu kitleler devrimde hemen hemen tümüyle yer almıştı. Fakat Suudi toplumuna dayatılan çok hızlı laikleşmenin, kraliyet ailesi ve din adamlarında zirve yapan rahatsızlıkların da birleşmesiyle ekonomik faktörlere gerek kalmadan bir halk devrimini oluşturmasının ihtimal dahilinde olduğu söylenebilir.