Gündem "Türkiye insan hakları hukukunu hiçe sayıyor"



ID:83108
Yayınlanma:
14 Oca 22

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2022 Dünya Raporu’nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetin Türkiye’nin insan hakları sicilini onlarca yıl geriye götürdüğü ve uluslararası insan hakları hukukunu açıkça gözardı ettiği savunuldu.

HRW’nin bugün yayınlanan raporunda, Türkiye ile ilgili bölümde, kadınların ve LGBT bireylerin haklarının ihlali, ifade ve toplanma özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, hak savunucuları ve Kürt toplumu dahil diğer muhalif kesimlere karşı yürütülen baskıcı politikalar, işkence ve kaybolmalara maruz bırakılan mahkumların içinde bulunduğu koşullar ve mülteci ve göçmenlere karşı artan ayrımcılığa dikkat çekildi.

Örgütün Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson “Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz yıl Türkiye'yi uluslararası insan hakları hukukunun sunduğu çerçevenin dışına çıkaran bir rota izledi” dedi. Williamson “İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı; kadın hakları ve aile içi şiddetle mücadele çabalarında önemli bir gerileme anlamına geliyor; Osman Kavala’nın keyfi ve hukuka aykırı tutukluluk haline son vererek onu serbest bırakmaktansa, Avrupa Konseyi tarafından yaptırıma tabi tutulmayı tercih etmek ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne itaatsizliğin açık bir göstergesidir,” şeklinde konuştu.

“İfade özgürlüğü ve toplanma hakları hala ihlal ediliyor”

İfade ve toplanma özgürlüğünün Türkiye’de kısıtlandığı belirtilen raporda, “Haber kuruluşlarının çoğu hükümete yakın bağları olan şirketler tarafından yönetiliyor. Türkiye’de bağımsız medya çoğunlukla online platformlarda faaliyet gösteriyor ancak bu kuruluşlar, oldukça katı olan Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde, üst düzey hükümet yetkilileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesine hakaret içerdiği gerekçesiyle eleştiri niteliğindeki haberleri devamlı olarak kaldırmak zorunda bırakılıyor ya da yargılanıyor” denildi.

Raporda, YouTube, Facebook ve Twitter gibi büyük sosyal medya platformlarının Türkiye’de ofis açmasını şart koşan yasanın da, ileride bu platformlar üzerinde de baskıyı arttıracağı endişesi dile getirildi.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin, kuruma seçimle belirlenmeyen bir rektör atanmasına karşı yürüttükleri protesto eylemlerinin “polis şiddeti ve gözaltılarla” sonuçlanması ve yerel yetkililerin COVID-19 salgınını “bahane ederek” öğrenci, işçi ve muhalif siyasetçilerin birçok barışçı protestosunu yasaklaması da Türkiye’de geçen yıl toplanma ve protesto haklarında yaşanan ihlaller olarak sıralandı.

“Yüzlerce kadın öldürülüyor ve aile içi şiddet hala yüksek”

Raporda, Türkiye’nin geçen yıl, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele başlıklı Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nden geri çekildiği ve anlaşmanın tarafları arasında tek taraflı olarak bu adımı atan ilk ülke olduğu hatırlatıldı. Raporu hazırlayan uzmanlar, hükümetin bu kararının “Türkiye’de cinsiyete dayalı şiddetle mücadele ve kadın haklarının savunulmasına yönelik çabalarda büyük bir geri adım” niteliğinde olduğunu savundu.

“Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor ve aile içi şiddet vakaları hala yüksek” ifadelerine yer verilen raporda, hükümet yetkililerinin İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararını, sözkonusu sözleşmede “eşcinselliğin normalleştirildiği” gerekçesine dayandırarak “muhafazakar seçmenlerin” desteğini alma çabasıyla aldığı belirtiliyor.

Her yıl dünya çapında, LGBT bireylerin haklarıyla ilgili farkındalık yaratılması amacıyla düzenlenen Onur Yürüyüşü’nün İstanbul’da 7 yıldır yasaklanması ve birçok üst düzey hükümet yetkilisinin LGBT bireylere karşı ayrımcalığı teşvik eden ifadeler kullanmaya devam etmesi de Türkiye’nin haklar karnesindeki eksiler arasında sıralandı.

“Hak savunucularına karşı terör suçlamaları devam ediyor”

Türkiye’de hak savunucularına karşı baskıların devam ettiğine dikkat çekilen HRW raporunda, “Yetkililer, hak savunucularına hüküm giydirmek ve toplanma özgürlüklerini ihlal etmek için, terörle mücadele ve hakaret yasalarını kullanmaya devam ediyor” ifadelerine yer verildi. 2013 Gezi Parkı protestoları ve 2016 darbe girişimi ile bağlantılı olarak tutuklu yargılanan Osman Kavala’nın davası, İnsan Hakları Derneği (İHD) eş-başkanlarından Eren Keskin’in terör örgütü üyeliğiyle suçlanması ve merkezi Diyarbakır’da olan Rosa Kadın Derneği’nin iki yöneticisine yönelik terör suçlamaları, 2021 yılında hak savunucularının hala baskı altında olduğunu gösteren davaların başlıcaları olarak sıralandı.

Raporda ayrıca, İçişleri Bakanlığı’nın, Birleşmiş Milletler bünyesinde imzalanan Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesi’ne yönelik anlaşma çerçevesinde yürürlüğe koyulan yasayı da sivil toplum kuruluşlarını hedef alacak şekilde uyguladığı ileri sürüldü.

“İşkence iddiaları soruşturulmuyor”

Türkiye’de özellikle son yıllarda yaygınlaşan, cezaevlerinde mahkumların işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialar, HRW uzmanlarına göre hala yeterli düzeyde soruşturulmuyor.

“Son 5 yıl içinde, cezaevlerinde ve polis nezaretinde işkence ve kötü muamelenin arttığına yönelik suçlamalar karşısında savcıların soruşturmalarında bir ilerleme kaydettiğini gösteren çok az kanıt var” denilen raporda, 2020 yılında ordu mensuplarınca gözaltına alınan Kürt yurttaşlar Osman Şiban ve helikopterle götürülen ve daha sonra hastanede ölen Servet Turgut’un davası; 5 Haziran’da polis nezaretinde ölen özel güvenlik görevlisi Birol Yıldırım’ın davası ve cezaevinde ölen 17 yaşındaki Kadir Aktar’ın davasında soruşturmaların yetersiz kaldığına vurgu yapıldı.

Kayıp olaylarının artması ve bu olayların soruşturulmasındaki eksikliklere örnek olarak ise, Fethullah Gülen hareketine üye oldukları iddia edilen eski devlet memurları Hüseyin Galip Küçüközyiğit ve Yusuf Bilge Tunç’un ortadan kaybolmalarının yanı sıra, kaçırılma olaylarıyla ilgili olarak Orhan İnandı ve Gökhan Güneş’in davaları hatırlatıldı.

“Muhalefet baskı altında”

HRW raporunda ayrıca, başta Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik baskı politikaları dahil muhalif kesimin kısıtlama ve suçlamalarla karşı karşıya kaldığının altı çizildi.

HDP’ye yönelik kapatma davası; eski HDP eş-başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluklarının devam etmesi, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yargı süreci, hükümetin muhalif sesleri susturmaya yönelik politikalarının bir parçası olarak değerlendirildi.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeybatısında 2018 ve 2019 yıllarında yürüttüğü askeri operasyonları, PKK’ya karşı mücadelenin bir parçası olarak göstererek “bölgeyi işgal etmeye devam ettiği ve terör suçlamalarıyla yargılanmak üzere Suriyeliler’i Türkiye’ye getirdiği” belirtildi.

HRW, 100’den fazla ülkedeki hak ihlallerinin incelendiği, Dünya Raporu’nu 30 yıldan fazla bir süredir yayınlıyor. Bu yıl 752 sayfa olan raporda yansıtılan bulgularla ilgili olarak örgütün Direktörü Kenneth Roth şu yorumda bulundu: “Birçok ülkede, insanlar tutuklanmayı ya da vurulmayı bile göze alarak, büyük kitleler halinde sokaklara döküldü. Bu, demokrasiye olan bağlılığın hala güçlü olduğunu gösteriyor. Otoriter liderler seçimleri kendi avantajlarına göre manipüle etmekte zorlanıyor. Ancak demokrasinin vaatlerinin yerine getirilebilmesi için demokratik liderlerin çok daha iyi iş çıkarması gerekiyor.”