Afrika AB-Afrika zirvesi: Aşı yok, sömürge hayalleri var!



ID:84099
Yayınlanma:
20 Şub 22

AB-Afrika zirvesi başlarken Afrika ülkelerinin kovid-19 aşısının patentinin serbest bırakılmaması isteği karşılıksız. AB hâlâ Afrika’yı bir sömürge gibi görmeye devam ediyor.

Avrupa Birliği-Afrika zirvesi perşembe günü Brüksel’de başladı. Zirve Afrika ülkelerinin kovid-19 aşısının patentinin serbest bırakılmamasına duyduğu öfke ve AB’nin hâlâ Afrika’yı ham madde ihracına dayalı bir sömürge gibi görmesi nedeniyle pek de uyumlu değil.

Britanya’da, kovid pozitif sonucu olanların izolasyon zorunluluğu dahil tüm önlemlerin ortadan kaldırılması tartışılıyor. Kendi koltuğunu kurtarma çabasında olan Boris Johnson’un, “işe devam” görüşündeki muhafazakar milletvekillerini sakinleştirmek için attığı bu adım; dünya çapında sermayenin hedefleri uğruna toplum sağlığını hiçe sayanların başında geldiğini bir kez daha gösteriyor.

Fransa’nın Mali’deki Barkhane Operasyonu ve Takuba Görev Gücü’nü sonlandırma kararı, Mali’de 9 yıldır yürüttüğü operasyonları ve bölgedeki askeri üslerini yeniden gündeme getirdi. Elysee Sarayı askerlerin çekilmeleri ile ilgili görüşmelerin başladığını duyurdu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bunu kabul etmek istemezse bile, dokuz yıllık savaşın ardından Fransa’nın bölgedeki operasyonları bir başarısızlığın göstergesi. 

BİR SÖMÜRGE MODELİ

Perşembe günü Brüksel’de başlayan AB-Afrika zirvesi, Avrupa’nın Afrika kıtasındaki etkisinin azalması ve Afrika’da eski sömürgeci güçlere karşı artan kızgınlığın arka planında gerçekleşiyor. Başlangıçta 2020 için planlanan toplantı korona ve Afrika tarafındaki kızgınlık nedeniyle ertelenmek zorunda kaldı. Geçen haftanın sonunda, Afrika’dan hangi devlet ve hükümet başkanlarının yer alacağı henüz belli değildi. Bu Afrika tarafındaki memnuniyetsizliğin göstergesi.

Şu anda Afrika kıtasında, esas olarak Avrupa’daki güçlü ülkelerin kovid-19 aşılarının patentlerini en azından geçici olarak askıya almayı reddetmesi nedeniyle bir kızgınlık var. Ancak ilişkilerin hep tek taraflı olması nedeniyle de öfke söz konusu. Eski bir üst düzey BM yetkilisi ve şu anda Cape Town Üniversitesi Mandela Kamu Yönetimi Okulunda profesör olan Carlos Lopes, “Afrika’nın sadece ham madde ihracatçısı olduğu bir sömürge modelinde yaşıyoruz” diye düşünüyor.

Aslında, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik ilişkiler yıllardır durgunluk içindeyken, Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkiler patlama yaşıyor ve Çin uzun zamandan beri kıtanın en önemli ekonomik ortağı haline geldi. Özellikle AB ile ilişkilerde kovid-19 aşıları konusunda geçtiğimiz günlerde şiddetli tartışmalar ortaya çıktı. AB’de nüfusun yüzde 71’i şu anda tam olarak aşılanmış ve birçoğu da destekleyici aşı almışken, Afrika kıtasında tam aşılı kişilerin oranı yüzde 12’den az. Afrika devletleri uzun zamandır kovid-19 aşıları üzerindeki patentlerin en azından geçici olarak kaldırılması için çağrıda bulunuyor; bu, birkaç Avrupa ülkesinde, özellikle Almanya’da başarısız oluyor. BioNTech (Almanya) ve Pfizer (ABD), Güney Afrika, Ruanda ve Senegal’deki şirketlerle aşı üretiminde pay sağlayan anlaşmalar imzaladı. Ancak bu, aşının bağımsız bir üretimi değil, yalnızca Avrupa’dan teslim edilen serumun doldurulması ve paketlenmesi (“Doldur ve bitir”) şeklinde. Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa geçtiğimiz günlerde zengin batılı devletlerin eylemlerini “aşı apartheiti” olarak kınadı. Zirve sürecinde de AB’nin konumundan ayrıldığına dair bir işaret yok.

Uluslararası Para Fonunun (IMF) salgınla mücadele için ağustos 2021’de yayımladığı 650 milyar ABD doları değerindeki sözde özel para çekme hakları (SDR) konusunda da anlaşmazlıklar var. Uzmanların açıkladığı gibi, SDR’ler bir tür “ülkelerin acil mali yardıma ihtiyaç duyduklarında diğer ülkelerle nakit alışverişinde bulunabilecekleri kuponlardır”. IMF bunları hissesi oranında dağıtır; sonuç olarak, zengin ülkeler fakir ülkelerden çok daha fazlasını alır. 650 milyar dolarlık SDR’nin yüzde 27’si AB ülkelerine, sadece yüzde 5’i Afrika ülkelerine gitti.

AB ülkeleri aşı patentlerini serbest bırakmayı reddetmeye ve sınırlı miktarlarda SDR’yi Afrika ülkelerine aktarmaya devam ederken, Afrika’yı Avrupa’nın enerji geçişine yardımcı olmak için “yeşil” hidrojen üretmek için kullanmak istiyorlar. Bu amaçla, Afrika kıtasında güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinin inşası teşvik edilecek; AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans, “Yeşil hidrojen, yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen ucuz elektrikle rekabetçi fiyatlarla üretilebilir” diye açıklıyor. Timmermans planı ilginç bir mantıkla destekliyor: “Biz kardeş kıtalarız ve geleceklerimiz birbirine bağlı”. Kuşkusuz, bu tür süslü laflar, gözlemcilerin Afrika’yı “yeşil” hidrojen tedarikçisi olarak kullanmanın sonuçlarına dikkat çekmesini engellemez. En iyi ihtimalle, bunun “yeşil” çelik veya gübre üretimi gibi hidrojen üretimi etrafında gelişen birkaç endüstriyel sektöre yol açacağı söyleniyor; Öyle olsa bile, Afrika AB için az gelişmiş bir tedarikçi olarak kalacaktır. Gelişme olumsuz bir seyir alırsa, AB için ayrılan “yeşil” hidrojen, oranın halkı için feci sonuçlarla Afrika’nın elektrik kapasitelerini tamamen yutabilir ve elektrik fiyatlarını yükseltebilir.

German Foreign Policy