Görüş ve Düşünce Nasrallah: İsrail’in tüm hedefleri Hizbullah’ın namlusunun ucundadır



ID:88598
Yayınlanma:
26 Tem 22

Hizbullah Genel Sekreteri, Siyonist düşmanın Lübnan topraklarına giremeyeceğini belirterek, Hizbullah'ın caydırıcılık denklemini kurduğunu vurguladı.

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Pazartesi akşamı el-Meyadin haber kanalına verdiği röportajda, bölge ve Lübnan'daki son gelişmeleri değerlendirdi.

Bu röportajın başında, Hizbullah ve bu hareketin son 40 yıldaki eylemleri hakkında bir giriş sunuldu ve bu röportajın, direniş ve caydırıcılık; Lübnan, Hizbullah ve Filistin; İran ve Suriye; Hizbullah bölge; dünya ve Hizbullah'ın geleceği olmak üzere beş eksende gerçekleşeceği vurgulandı.

Seyyid Hasan Nasrallah, Hizbullah'ın kuruluşunun 40. yıl dönümü münasebetiyle yapılan bu röportajda şunları söyledi: ‘Hizbullah'ın caydırıcılığı 1985'te başladı. O dönemde Siyonist düşman, işgal ettiği bölgelerden çok hızlı bir şekilde geri çekilmek zorunda kaldı.

Düşman, direniş güçlerinin Filistin'e girmesini engellemek için sınır şeridini güvenlik kemeri olarak kullandı. O dönemde caydırıcılık, sadece Hizbullah'ın değil, şehadet operasyonları yapan tüm direniş gruplarının başarısıydı. Caydırıcılığın ikinci aşaması, 1993 yılına kadar Hizbullah'ın ön saflardaki köylerdeki eylemleriyle başladı.’

Lübnan'a karşı her türlü eyleme cevap verilecektir

Hizbullah Genel Sekreteri, Siyonist düşmanın Lübnan topraklarına giremeyeceğini anlamasından sonra caydırıcılığın başladığına değinerek, şunları söyledi: ‘33 gün süren savaştan sonra düşman, direnişle mücadele etmeyi tehlikeli gördü. İsrail düşmanı, Lübnan'a karşı yapılacak herhangi bir eyleme karşılık verileceğini biliyor. O dönemde Lübnan bölgelerinin Siyonistler tarafından bombalanmasını önlememiz gerekiyordu.

1993'ten 1996'ya kadar üst düzey bir caydırıcılık şekillendi. Nisan 1996 anlaşması, 2000 yılındaki büyük zaferin temelidir. İşte burada, düşmanın şehirleri bombalamasına karşı düşman şehirleri bombalanmıştır. 2006 savaşından sonra düşman, direnişle karşı karşıya gelmenin tehlikeli ve büyük olduğunu ve direnişin gücünün sınırdaki çatışmanın sınırını aştığını anladı. Düşman, Lübnan'a yönelik herhangi bir eyleme yanıt verileceğini çok iyi biliyor. Dolayısıyla yaptığı eylemlerde parmak izi bırakmamaya çalışıyor ve Lübnan'a karşı da herhangi bir eylemde bulunmaya cesaret edemiyor.’

Biden sürekli petrol ve gaz arıyor

Seyyid Hasan Nasrallah şu ifadelerde bulundu: ‘Biz, gerektiğinde caydırıcılık ve karşılık verme yeteneğine sahibiz. Hatta savaşa neden olsa bile. Ancak Avrupa'nın Rus petrol ve gazına alternatif bulma ihtiyacı nedeniyle Lübnan tarihi bir fırsatla karşı karşıyadır. Biden bölgeye petrol ve gaz nedeniyle gelmiştir. Ancak Suudi Arabistan ve BAE'nin fazla petrolü de Avrupa'nın ihtiyaçlarını gideremeyecektir. Ukrayna ve Rusya arasındaki savaş, onları Rus petrol ve gazına bir alternatif aramaya yöneltti.

Amerika ve Avrupa'nın gaza ve petrole ihtiyacı var ve Siyonist rejim bu konuyu bir fırsat olarak görüyor. Biden bölgede savaş istemiyor. Bu, petrolümüzü kendi elimize almak için baskı yapmamız adına tarihi ve altın bir fırsattır. Ortadoğu NATO’su ile ilgili olarak, birçok insanın hayallerinden bahsettiğini söylemeliyim. Biden bölgeye sadece petrol için gitti. Biden ve Amerika'nın önceliği Ukrayna'da Rusya ile mücadele etmektir. Bu nedenle her türlü savaşa karşıdırlar. İran’a karşı da bir savaş dili kullanılmamalıdır. Onlar, bölgede patlamaya neden olacak bir savaş istemiyorlar.

Konu, Kariş ve Kana gaz sahaları değil, İsrail'in Filistin sularında yağmaladığı tüm petrol ve gaz sahalarıdır. Amerikalılar, Lübnan'ı deniz sınırı belirleme müzakerelerinin girdabına soktu. Lübnan müzakerelerle meşgulken, İsrail kuyular açıyor ve gaz arıyor ve şimdi de bu gazı çıkarmaya hazırlanıyor. İsrailliler gaz çıkarmak için bir gemi bile getirdiler. Buna karşılık Lübnan hükümeti ise hala Lübnan'ın deniz sınırlarının nerede olduğunu arıyor?!’

İsrail’in tüm hedefleri Hizbullah’ın namlusunun ucundadır

Hizbullah Genel Sekreteri açıklamalarına şöyle devam etti: ‘Denizde ve karada direnişin noktadan noktaya füzelerinin ulaşamayacağı hiçbir İsrail hedefi yoktur. Lübnan hükümeti, Amerikalı arabulucunun 23. deniz hattıyla ilgili talepleri nedeniyle çok taviz verdi. Top şimdi Lübnan sahasında değil. Çünkü çatışma bölgesi olmayan bir alanda petrol ve gaz çıkarılmasına izin verilmiyor. Şimdi Lübnan, düşmanın reddetmemesi gereken tavizler verdi.

Lübnan hükümeti bu ülkeyi ve kaynaklarını korumak için uygun bir karar veremiyor. Bu nedenle direnişin bir karar vermesi gerekiyor. Amacımız Lübnan'ın petrol ve gaz çıkarmasıdır. Çünkü Lübnan'ı kurtarmanın tek yolu budur. Bu yapılması gereken bir eylemdir. Hiçbir aldatmayı kabul etmeyeceğiz ve hakkımızı geri almalıyız. Amacımız Lübnan'ın petrol ve doğalgaz çıkarmasını sağlamak ve bu ülkenin deniz sınırlarını doğru çizmektir.

Hizbullah, Kariş konusundaki eylemlerini Suriye, İran veya diğer müttefiklerle koordine etmiyor. Petrol konusunda sorun bizde değildir, asıl sorun Lübnan hükümetidir. Lübnan hükümetinin bu konuyu kabul etmesi şartıyla İran'dan akaryakıt ithal etmeye hazırım. Ama Lübnan'da kimse bunu yapmaya cesaret edemiyor. Çünkü Amerika’nın ailesine yönelik yaptırımlarından korkuyor. Bugün Rus ve İran şirketleri Lübnan ile işbirliğine hazır olabilir ama hükümetin buna cesareti yok.

Hizbullah’ın insansız hava araçları işgal altındaki Filistin'e birçok kez girdi ve düşman onu vuramadı. Hizbullah olarak istenen etkiyi elde etmek için düşmanın vurabileceği ikinci tip İHA göndermeye karar verdik. İsrail'i havadan ve denizden insansız hava aracına ateş etmeye zorladık. Böylece onu tuzağa düşürdük. İsrail düşmanı üçüncü insansız hava aracını düşüremedi.’

İsrail direnişin baskısıyla Lübnan'ın iradesine boyun eğecektir

Seyyid Hasan Nasrallah açıklamalarının devamında, bu hareketin caydırıcılık sağlamadaki deniz yeteneklerine değindi ve şunları söyledi: ‘Saldırı ve savunma silahlarımız var. Denizde caydırıcılık kabiliyetimiz var. İşgal altındaki Filistin denizinin herhangi bir noktasından düşmanı caydırabilecek ve düşmanının hedeflerini vurabilecek yeteneklere sahibiz. Düşman tarafından vurulmadan gidip dönebilen İHA’larımız var.

Lübnan halkı, Hizbullah'ın İsrail'i Lübnan'ın iradesine boyun eğmeye zorlama kapasitesine sahip olduğuna güvenmelidir. Durum savaşa doğru ilerlerse Lübnan halkı direnişe güvenmelidir. Lübnan ile İsrail arasında bir savaş çıkarsa, iki taraf arasında kimlerin kalıp kalmayacağı belli değildir. Muhtemelen diğer ülkeler de savaşa girecektir.’

İsrail “Selam Ya Mehdi” Marşından korkuyor

Hizbullah Genel Sekreteri açıklamalarının başka bir bölümünde Lübnan’a ithal edilen kültüre değindi ve şunları söyledi: ‘Kimsenin bizim milliyetçiliğimizden ve Lübnanlılığımızdan şüphe duymasını kabul etmiyoruz. “Selam Ya Mehdi” Marşı’na (Selam Komutan) yapılan saldırı direniş ortamına yapılan saldırı ile de bağlantılıdır. Bu marş bu ortamdan çok önemli bir mesajdır. Bu marşa katılan nesil İsrail'i korkutuyor ve endişelendiriyor.

Amerika ve Batı'nın sorunu direniş kültürüdür ve bu kültürün karşısına uzlaşma kültürünü koymuşlardır. Mehdeviyet düşüncesi bütün İslam dinlerinde mevcuttur. Bu meselenin kökü İslam'dadır.’

Hizbullah’ın cumhurbaşkanlığı için herhangi bir adayı yok

Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasının başka bir bölümünde Lübnan’ın cumhurbaşkanlığı konusuna değindi ve şunları söyledi: ‘Hizbullah’ın herhangi bir cumhurbaşkanı adayı yok. Biz cumhurbaşkanlığı için aday sunacak değil, adayı destekleyecek konumdayız.

Lübnan'da cumhurbaşkanının sınırlı ve belirli yetkileri var. Cumhurbaşkanını kim değerlendirmek isterse, yetkisi dahilinde değerlendirmelidir. Lübnan'da hükümet ekonomik ve sosyal politikalardan sorumludur. Bu nedenle, sorumluluk sahibi bir hükümet göreve gelmelidir. Mişel Avn’ın yanında olmak için elimizden gelen her şeyi yaptık. Cumhurbaşkanının devrilmesine karşıyız.’

İsrail’in sonu yakındır

Hizbullah Genel Sekreteri açıklamalarına şöyle devam etti: ‘Siyonist rejimin hiçbir geleceği yoktur ve bu nedenle geçici rejim olarak anılmaktadır. İsrail'in sonunu çok yakın görüyorum. Bu bir tahmin veya rüya değil, var olan istatistiklere dayanmaktadır. Kaç İsraillinin ikinci vatandaşlığı olduğunu ve ayrılmaya hazır olduğunu görüyorsunuz. İsrail'in sonunu görmek için bir kırk yılın daha geçmesine gerek yok. İsrail'in sonunun geldiği sahne, bana göre insanların havaalanlarına, limanlara ve sınır kapılarına gitmesidir. İsrail'in sonunun gelmesinde uluslararası gelişmeler de çok etkilidir.’

Seyyid Hasan Nasrallah, Filistin’deki Kudüs’ün Kılıcı Operasyonuna da değinerek şunları söyledi: ‘Bu savaşta elimizdeki tüm bilgileri ortak bir operasyon odası aracılığıyla Filistinlilere verdik. Direniş ekseni arasında bağlantılar vardır. Devrim Muhafızları da Kudüs’ün Kılıcı Operasyonu sırasında bu ortak operasyon odasında hazır bulundu.

Hiçbir Arap rejimi Suriye kadar Hamas'a yardım etmedi. Hizbullah olarak direniş gruplarını bir araya getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Hamas'taki kardeşlerimiz Suriye'ye sırt çeviremeyecekleri sonucuna vardılar. Çünkü bu ülke direniş ekseninin bir parçasıdır.

Hizbullah Genel Sekreteri Yemen'e karşı yürütülen savaş hakkında da şunları söyledi: ‘Yemen'de kuşatmanın gölgesindeki bir ateşkesi ve diyaloğu kabul etmek ölümdür. Bu savaşta Hizbullah arabuluculuk yapamaz. Çünkü arabulucu her iki taraftan da taviz talep etmelidir, peki Ensarullah ne gibi tavizler verebilir? Yemenliler asla taviz veremezler.'

Hizbullah'ın Suudi Arabistan ve BAE ile ideolojik bir sorunu yoktur

Seyyid Hasan Nasrallah sözlerine şöyle devam etti: ‘Hizbullah'ın Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkileri ideolojik meselelere değil, siyasi meselelere dayanmaktadır. Suudi Arabistan ile düşmanlık pozisyon ve tavırlarla sınırlıdır, daha fazlası değil. Suudi Arabistan ile asıl sorunumuz Yemen'den başladı ve sorunumuz bu ülkedeki hükümetle ilgilidir. Hizbullah BAE'ye ne yaptı? Neden bu tutuklamalar gerçekleşti?’

İran, Filistin'i destekleyerek bölgede nüfuz elde etme peşinde değildir

Seyyid Hasan Nasrallah, İran İslam Cumhuriyeti hakkında  ve bu ülkenin Filistin'i destekleme nedenleri hakkında şunları söyledi: ‘İran isterse bölgede jandarma rolü oynayabilir ve etkisini artırabilir. Bunun için Amerika ile uzlaşması ve Filistin'den vazgeçmesi yeterlidir. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. İran İslam Cumhuriyeti, ideolojik ve dini ilkeleri nedeniyle Filistin'i desteklemektedir. İran bunun için (Filistin'e destek verdiği için) takdir edilmeyi beklemiyor ve bunu bölgede nüfuz elde etmek için yapmıyor. İran benden Lübnan ya da bölge ile ilgili hiçbir şey istemedi. İran, IŞİD'in yayılmasını önlemek için Suriye ve Irak'a yardım etti. İran'ın dostlarını ve müttefiklerini desteklemesi, onlara hakim olması anlamına gelmiyor.

İç meselede daha aktif olacağız. Çünkü bu ihmal edemeyeceğimiz bir sorumluluktur. Direniş eksenindeki varlığımız da güçlenecektir. İnsani ve siyasi olarak zayıf değiliz. Mümkün olduğunca olumlu bir rol oynamaya çalışacağız.’